10 Ekim 2010 Pazar

Sonbaharın kederli yalnızları !


“Sonbaharda bir yol gibi: Temiz pak süpürüyorsun,
sonra yol bir kez daha kurumuş yapraklarla örtülüyor.” (*)

Ansızın geliverdi yine o can yakıcı rüzgarlar, yakalandı saçaklardaki serçeler yine güz yağmurlarına…
Takalar martı çığlığında “vira bismillah!” der, şemsiyeler ters döner kaldırımlarda!

Issız sokaklarda uçuşan toz bulutları, sislerde kaybolan siluetler…
Yüreğimi hüzne boğan bu sararmış, solmuş yapraklar…

Uğultusu geceyi bölen fırtınalar ve karanlığı içimi delen yine bir sonbahar!

Dili olsa da konuşsa şu yorgun caddeler ve çamurlu sokaklar…
Acaba hangi mevsim daha çok gülmüş yüzüne ve hangi mevsim daha çok ağlatmış seni.

Bu hava, bu kara bulutlar öylesine ağır mı ağır… kasvet çökmüş sokağımızın üzerine, pencereden dışarıya doğru uzatıyorum başımı …


Sabahın ayazında en çok da gözüme takılan sokak lambasının altında, saatlerdir ayakta durmaya çalışan ve üşüdüğü çok belli olan, serçe gibi büzülmüş, tir tir titreyen, niye ve neden orda beklediğini bilemediğim şu zavallı yaşlı adam!..

Ve “karşıdaki balkondan bakan adamın” artık olmayan hayali!.. sonbahar yaprakları hırsız gibi bir gece onu da alıp götürdüler…gözlerimin önünden gitmiyor uzunca bir süre!.. Oysa geçen yıl bu zamanlar; hiç eksik olmayan elindeki sigarası ve öylece dalgın mı dalgın tek bir noktada asılı kalan o bakışları!...

Hemen yandaki kibrit kutusu kadar küçük ahşap müstakilde ise yıllardır oturduğu evinden gelinlik içinde çıkacağı günü umutsuzca bekleyen yaşlı kızın, gün boyu hiç kapanmayan açık perdeler önündeki iskambil fallarında aradığı prensin hayali gözlerinde öylece oturup gözünü hiç kırpmadan kağıtlara bakmakta olan o hali…

Sonra hemen alt katındaki Ayşe nine’nin genç yaşta kaybettiği oğlunun ardından yitirdiği az kalmış aklı ile odalarda “deli dumrul” hallerinde dolanıp durduğu ve arada sırada “her an gelecekmiş gibi!” camlara koşup insanın içini burkutan o elem dolu bakışları…

Bu sabah, yüreğim hüzün dolu bir kör kuyu adeta ve gün ağarmadan geceye döndü bir anda!..

Ne olduğumu anlayamadığım bir kasvet sardı her yanımı… gördüğüm bu insan manzaraları bir yanda, sonbaharın sararan yaprakları, sarı yağmurlar, çamurlu sokaklar, kararmış bulutlar ... nasılda tüm benliğimi kuşatıp sardılar…

Hüznün ötesinde, beynime keskin bir bıçak gibi saplanan bu görüntüler … ölüm kokan ve kahreden sözcüklere dönüştüler birer birer…

Bir ürpertiyle sessizce imgelerden öte derinlere, çemberin dışından bakıp içerilere doğru…!!!
Sihirli bir değnekle uzanıp çevirmek istedim her şeyi tersine…

Hani değiştirebilmek mümkün olsaydı da; gitseydi her şey yolunda!
Beklenilenler zamanında gelebilseydi! Yanlışlar, doğruya… günahlar, sevaba… hayırsızlar hayra yorulsaydı… İnsan insanın kadrini kıymetini bilseydi… Adalet olsaydı… Mutlu olabilseydi herkes…
Mevsimlerden hazanı değil de sadece baharı yaşamak mümkün olsaydı… ve sonsuz ayrılıklar olmasaydı! diye düşündüm.

İnce işler bunlar…türlü türlü düşünceler, anlaşılamayan insanlar, yaşamlar, hayatlar arasında gezindim durdum…

tekrar döndüğüm çemberin içinde, aklımın orta yerinde; yaşamla yazabildiklerim, yazdıklarımla düşlerim, düşlerimle gerçeklerin cebelleştiği anlardayım şimdi…

akıl perdem basmıyor ki her şeyi anlayabilmeye!..Tanrı böyle mi olsun istiyor her şeyi!..

kışa hazırlanan ağaçları, dökülmeden önce yeşilden sarıya, sarıdan kırmızıya ve kırmızının değişik tonlarına dönüşen yaprakları… ve tıpkı yapraklar gibi değişen tüm renkleriyle insan yaşamının evrelerini düşündüm…

Bir ölümü - bir ayrılığı… Bir doğumu - bir kavuşmayı…

Ve en çok da sonbaharın kederli yalnızlarını düşünürken ihtiyarlığın ve ayrılığın ardından sonrasında hiç bilmediğimiz sonsuzlukları!..

Kafka’nın sonsuzluğa dair söyledikleri geliyor aklıma;

“Sonsuzluk yolunda nasıl böylesine kolayca ilerleyebildiğine hayret eden birisi vardı; gerçekte hızla bayır aşağı yuvarlanıyordu… Her şey bir aldatmacadır: En az yanılmaya bakmak, normal ölçüler içinde kalmak, en aşırının peşinden gitmek...” (**)

Yanıtlayamayacağım sorulardan sıyrılıyorum nihayetinde…

"düz bir yolda yürüyor olsaydın, tüm ilerleme isteğine rağmen hala gerisin geriye gitseydin, o zaman bu çaresiz bir durum olurdu; ama sen dik, senin de aşağıdan gördüğün gibi dik bir yamacı tırmandığına göre, adımlarının geriye doğru kayması, bulunduğun yerin durumundan ileri gelebilir, o zaman da umutsuzluğa kapılmana gerek yoktur.” (***)

dediğini duyar gibi oluyorum…

rahatlıyorum…

Eski radyo şarkıları* kulaklarımda, duygularımsa prangalar altında tutsak ve yalnızca cismimle sararan yaprakları savurarak yürüyorum yalnızlar rıhtımında!… 

Esin Bozdemir


*Erkin Koray söylüyor
'Yalnızlar Rıhtımında'  
Resim: 1x
(*), (**), (***) Franz Kafka

2 yorum:

  1. Severek okudum. "Yalnızlar Rıhtımı" çok sevdiğim bir parçadır.
    http://www.izlesene.com/video/amator-erkin-koray-yalnizlar-rihtimi/308231
    Sevgiyle!

    YanıtlaSil
  2. Yalnızca okudum, ruhumu satırlara teslim ederek!..

    Sanırım sonbahar ölüme, yalnızlığa, hüzne ve okunulası satırlara yaraşıyor.

    Selam olsun sonbaharı dahada ölümsüzleştiren kaleme.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails