20 Eylül 2013 Cuma

'Sesinde ne var biliyor musun. Söyleyemediğin sözler var.'


Dışarıdakiler / dışarıdaki sesler
Mozart Symphony


Her sokağın ve her mekânın kendine has bir dili var!.. Sabahları alarmlar ve zil sesleri çalınca ‘kalkma  vaktidir’. Kimi işe, kimi okula, kimi hastasına, kimi ustasına... çocuklar,  gençler, erkekler, kadınlar bir telaş içinde koşuşturmaca başlar. Servis araçları birbiri ardı sıra geçerken sokaktan... klakson, korna sesleri, polis arabaları ve bazen acı acı ambulans araçları vızır vızır işler durur.. hayatın nabzı her sabah böylesine hızlı ve hareketli atar. Caddeler, sokaklar, toplu taşıtlar doluverir bir anda.. Çalışanlar; memurlar, esnaflar, öğrenciler, seyyar satıcılar, yayalar, araçlar;  otobüsler, trenler, gemiler, uçaklar, işletmeler; okullar, hastaneler, işyerleri güne hazırdır artık...

Öğretmen masasında, doktor muayenehanesinde, öğrenci sınıfında, işçi tezgahının başında, çiftçi tarlasında, hakimi, savcısı, esnafı, memuru, bakanı, valisi, askeri... her biri kendi görevi başında günün getireceklerine ve bilinmeyen daha pek çok şeye kucak açarken... zamanda akıp gider hiç anlamadan... derken, gün göz açıp kapayıncaya kadar geceye dönüşür yine.. Kepenkler kapanır, bitiş zili çalınca öğrenciler ve mesaisi bitenler yorgun argın evin yolunu tutar...belki  kısa bir dinlenme molası ve ardından yine gelecek olan yeni günün rutin hazırlıkları başlar..ve bu döngü böyle sürer gider...

Bir de;
İçerdekiler / İçerideki sesler vardır.

Ludwig van Beethoven
Moonlight Sonata
 
(tıklayınız)
Tutsaklar, yatalaklar, acizler, engelliler, eksi(k)ler...
Tutunamayanlar; Bitkinler, bıkkınlar, sıkkınlar.. Hiç’ler...
Sizin hiç, günlerce ağzınıza bir lokma koymadan, yemeden içmeden... üzerinizi değiştirmek istemeden ve hatta neyi ne zaman giydiğinizi... -hangi günde ve hangi saatte olduğunuzu dahi bilemeden... sokağa bir adım atmak.. ve bi Allah’ın kuluyla iki kelam etmek içinizden gelmediği...
Varlık ve yokluk döngüsünde.. debelenip boğuşmaktan usanmış.. bitap düşmüş bir halde... Anlamsızlıklar içinde kıvranıp...neyin ve neden.. kimin ve ne için?.  umur(un), anlam(ın), zaman(ın), an(ın)..  ve bir sürü kavramların boşluğunda..

Hiç’liklerle dolu bir yaşamtırak hayatın içinde...
öylece kalakaldığınız...oldu mu!..

Veeee,
hayatın farkında olmak var!.
Wolfgang Amadeus Mozart
Andante (tıklayınız)
Güzeldir elbette fark etmek hayatı.. ve  yaşarken, farkındalık yaratmak.. illa ki pek güzel de.. Ama velâkin kimin umurunda!. bunca unutan, tüketen ve üstelik çiğneyip bir de üzerine tüküren,  oburumsular varken!.. diye de düşünebilir insan. Eğer ki sadece bir başkası için ise yaşanılan..
Oysa hayatı önce kendin - kendi umurun - için yaşaman gerektiğini bileceksin..

“Ormanda devrilen ağacı düşünürken hareketleniyorum. Şayet hiç kimse duymuyorsa ağaçtan ses çıkmış mıdır ?” (*)  diye bakınıyorum..

“Sesinde ne var biliyor musun / Söyleyemediğin sözler var.” (*)  dedi adam..

Oysa sesim hiç çıkmamıştı benim.. ama düşünceler maskesizce düşünce beynime... arı kovanına düşmüşçesine günlerce vızıldayıp durdular tepemde...vız vız vız!..
'konuşmuyorsam eğer sanma ki içim suskundur!'
diye yanıtladı kadın...
Platon’un dediği gibi
“Düşünmek ruhun kendisiyle konuşmasıdır.”



Ve yolu bilmek ile yolda yürümek arasında çok fark vardır.. (**)

Günlerce suskun, günlerce ağır ve yorgun öylece...                                                        

'İç seslerim beni daima uyardı ve hayatı doğru okumamda bana en ideal olan yolu gösterdi. Eleştirilerimi ve özeleştirilerimi yaptığım ve henüz farkına varmamış olduğum güçlerimi keşfettiğim bir alan yarattım içimde.. Kendimi keşfetmek için içimdeki ‘ben’ i daha iyi korumam ve ona çok iyi bakmam gerektiğine inandım. Bu yüzden zamanımı olur olmadık bir şeylerle doldurmak yerine, gerçekten yapmaktan keyif aldığım ve içimdeki coşkulu, mutlu, tutkulu tarafları ortaya çıkaran şeyleri hayatımda çoğaltmaya çalıştım. Böylece sevdiğim şeyleri yaparken de daha fazla başbaşa kaldım kendimle... kendimde güzel bulduğum tarafları daha çok yaşayabildim, bunları çoğaltmaya çalıştım. Sonra sürekli kendimle kavga etmek, savaşmak yerine barışmayı öğrendim.. Ve kendime iyi davranmayı...Kendimle ilgili farkındalığım arttıkça daha olumlu düşünmeyi, kuvvetli taraflarımı eğitmeyi, geliştirmeyi...iyi olmayan taraflarımın etkisini de azaltmayı öğrendim-öğrettim kendime..' diyerek içinden sessizce konuştu kadın..

Varlığını, düşünceleriyle şekillendirirken bir de;

Descartes’in cogito ergo sum’ u..  ‘düşünüyorum öyleyse varım’ moduna girmişti...ama sadece düşünmek yeter miydi  ki!. yetmezdi elbette...

“ Yaşam ancak eylemle anlam kazanır.”  demiş engin kişi (***)

Hayatın içinde kendi yerini alabilmen için; Dikenlere aldırmadan...Ormanın içine girip yolunu bulman...ve  dağların zirvelerinden bir de manzarayı seyretmek için çok tırmanman gerek.. bunu biliyorsun, evet.. bastığın yerlerin izi mutlaka kalacaktır. Bil ki düzlüklerde dolaşan da  birbirinin ayağına basan da çok olur.. Oysa dağın zirveleri!.. sarf ettiğin tüm yorgunluğa değecektir buna inan..

Nefes almaya ne çok ihtiyacın var bunu düşün bir de...
Ormanlarda yürümeye... okyanuslarda yüzmeye, güneşe yüzünü sürmeye, aya uzanıp dokunmaya...

Adam çağa aldırmadan başı dik, yolunda ilerlemekte idi..
ve eline kazmayı, küreği  alıp;

Derine hep derine kazıyorum../ Nerde çağımızın o altın kalbi!../ Çağımızın altın kalbini arıyorum...

diyerek... çoktan girmişti ormana...
İnsan, bu güzel yaşamda nokta kadar bile olsa, küçücük bir iz bırakabiliyorsa eğer ardında... boşa hayat yaşamamıştır o zaman.  (Görsel burdan)

Çünkü ; ‘İnsanın gerçek ömrü geride bıraktığı izlerin derinliği kadardır.’  
‘Bu kadar suskunluk ve düşünmek yeter.. Şimdi eyleme geçme zamanıdır artık! ‘ dedi kadın..
Önce eline kağıdı kalemi aldı.. ve ardından başladı yazmaya.. 
Sonra geçti tualinin karşısına..  rengârenk boyalarıyla..
Tüm dünyayı yeni baştan boyamaya...

Esin Bozdemir


1. Görsel:
Pierre Auguste Renoir

2. Görsel: Ferenczy, Károly
(*) Cemal Süreya dizesi ' 8.10 Vapuru ' Şiiri sesli dinlemek için tıklayınız
(**) Nasuh Mahruki 'Kendi Everestinize Tırmanın'
(***) Danimarkalı masalcı Hans Christian Andersen’in sözü

12 yorum:

  1. Alkışlıyorum;sese can veren düşünceleri,düşünceye nezaket gösteren sessizliği; alkışlıyorum bunları yoğuran insanı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Guven,

      Duyarlılığın, değer bilirliğin adına..
      teşekkür ederim Guven...

      Sil
  2. "SESİNDE SÖYLEYEMEDİĞİN SÖZLER VAR!"

    'sesinde ne var biliyor musun
    söyleyemediğin sözler var'
    Bugünlerde herkesin sesinde söyleyemediği sözler mi var!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @ali zafer sapci,
      Sesler de renkler gibi.. her tonun bir algısı var!

      Sil
  3. Yaşamı , insanları yorumlaman ne güüzel.İnsandaki gizemi yakalaman! İnsanın keşfetmek onu anlamak zor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @parıldayan çiçek,
      İnsan yaşamın bir parçası, tıpkı doğa gibi, güneş, hava, su gibi.. Ve..olağanüstü zekalarıyla, her ne kadar insanları şaşırtan 4 ayaklı canlılar olsa da!.. yine de biz insanları diğer canlılardan ayıran yegâne unsur düşünebilme yetimiz!. bu bağlamda ben de bu hayatın içinde yaşayan bir varlık ve birey olarak, yaşamı ve insanları yorumlama, anlama gayreti içinde olan bir insanım...değerli düşüncelerin için teşekkür ederim..

      Sil
  4. Sesimizde, aslında beynimizde ve ruhumuzda susan, işin özünde kelimelere dökülmek için can atan her ne varsa bizim adımıza sen toparlamışsın hepsini.
    Seçme müzikler eşliğinde okumak iyi geldi.
    İyi ki geçmiş kadın tualinin karşısına.
    Ellerine yüreğine sağlık sevgili Esinciğim...
    İyi Pazarlar, sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Zeugma,

      Ah o söyleyemediklerimiz...içimizde birikenler, saklı kalanlar.. ve bazen ansızın dökülüverenler...sonra, susup susup bir volkan gibi patlayanlar.. ve daha neler neler... hepsi insana dair şeyler..

      İyi ki renkli malzemelerimiz, o malzemeleri gören gözlerimiz, onlara dokunan ellerimiz ve sonra onları gökkuşağının renkleriyle yorumlayan duygularımız var..

      Güzel düşüncelerin için teşekkür ederim sevgili Zeugmacığım..
      Ben de sana güzel bir haftasonu diliyorum..
      Sevgilerimle..

      Sil
  5. Böyle bir blog yazısı okuyup yorum yapmadan geçmek imkansız Esinciğim. Hayatın içinde dinamizm var. Bu hareketin içinde zaman kavramı yok olup gidiyor. Einstei'ın izafiyeti yönlendiriyor zamanı. Ne zaman koparsak bu dinamizmden acıların, kederlerin ve tasaların gölgesinde yaşanmaz oluyor zaman. geçmek bilmiyor. Bu öyle bir kısır döngü ki elin kesilse daha az acır ruhun acısı ise katlanılmaz oluyor.Kurtuluşu yine sen buluyorsun el yordamıyla, çünkü yaşama endekslenmiş hayatın içinde zaman ilaç oluyor her derde.Her şey geçiyor, bitiyor,yeniden başlıyor,aslında biten ömür ve her ömür devrediyor kendini bir ötekine.Geriye kalan yapıtlarımız, gelecek olana bıraktıklarımız. Aynı Beethoven'ın ayışığı sonatı yada Bach'ın Air veya Mozart'ın Andante'si gibi ondan, onlardan bir parça ben de olacak aynı benden bir parçanın benden sonrakilerde olabileceği gibi. Eğer ölümsüz olmak istiyorsak bunu başarabiliriz. O zaman heryer gökkuşağı gibi her renkten ve her çeşniden ama tek olabilecek kardeşçesine, özgür ve eşit:))) Bu bir rüya olsa da bazen rüyalar da gerçek olabilir...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Defne Soysal,
      Sevgili Defneciğim...Einstein'in izafiyeti doğrultusunda, sen de çok güzel yorumlamışsın hayatı ve hayatın içinde yaşadıklarımızı! Hayat sürekli akmakta bu değişmeyen bir durum ama bazen hiç bitmesin istediğimiz anlarda vardır ve o anlar adeta ışık hızıyla akıp gider güzelliklerle buluştuğunda insan.. Tersi durumlarda zaman da yavaşlar, yavaşlar...sonra kendi kendini öldürür zaman..ve küllerinden yeniden doğar yepyeni bir hayat daha!..Felsefİ derinliklere daldıkça insan, kendisini de keşfettikçe, zaman sarmalı içinde piştikçe pişiyor.) artık ateşte yakmaz oluyor!..

      Güzel rüyalar düşsün belleğimize ve düştüğü yerden çıkıp hayata-hayatlarımıza konuversin...
      Kanat takıp uçuverelim sonra..:)

      Ben de büyük bir ilgi ile okudum değerli yorumunu sevgili Defneciğim...
      Güzel bir haftasonu dilerim..

      Sil
  6. Hissedilmiş ama söylenememiş sözler... belki de en değerli sözlerdir. Daha önce de okuduğum ve dinlediğim müzikler Pazar günü şölenine dönüştü.

    Bunu sağlayan yüreğiniz hep konuşsun dileğim...

    YanıtlaSil
  7. Esin , ne kadar güzel tanımlamışsın..
    Bu güzel yazıya afilli bir şeyler yazmak isterdim ama inan okurken bir çok duyguya birden girdim..
    "oysa hiç sesim çıkmamıştı benim.."

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails