30 Aralık 2016 Cuma

Giresun'dan İzler ve Yansımalar

Ve… Doğu Karadeniz gezimiz Ordu’dan sonra fındık cenneti Giresun ile devam ediyor.  Ortalama yarım saatlik mesafede ve sahil şeridi üzerinde bulunan Ordu-Giresun karayolu yine keyifli bir yol seyri yaşatıyor bize. Bir yanımızda hırçın dalgalarla coşan bir Karadeniz var diğer yanımızda ise yemyeşil dağlar ve meşhur Karadeniz panoramasına özgü o aşina olduğumuz görüntüleri ile birbirine uzak mesafelerde konumlanmış olan ahşap evler, köy ve mahalleler bulunuyor.  Eğimli araziler ve yemyeşil çayırlar arasında gördüğümüz evler, serpme dağ çiçekleri gibi! Sarp dağların tepesinde, aşağısı uçurum olsa da ‘biz korkmayızzz! ‘dercesine, öylesine cesur, öylesine asi ve vakur bir duruşu var ki bu evlerin, tıpkı Karadeniz insanı gibi başı dik ve heybetli… 
Geleneklerine bağlı olan Giresun’da şehir ve kırsal yaşantı belli ki iç-içe geçmiş. Yerleşimin, coğrafi yapı gereği genellikle bu şekilde dağınık olması, evlerin ve mahallelerinin birbirine bu kadar çok uzak kalması, farklı lehçeleri de beraberinde getirmiş. Öyle ki bu dağlık alanlarda yaşayan halk birbirleriyle bir dağdan diğerine ‘kuş dili’ ıslıkla anlaşmaktalarmış. Islık çalabilmekte her yiğidin harcı değil, burada kadınların bile ıslıkla bir dağdan diğerine seslenişini düşününce ‘şapka çıkarmak gerek’ dedim bu işe! Sanırım ben çalabildiğim ıslıkla ancak çevremdeki kuşlara derdimi anlatabilirdim. Narin narin bir fuyyt fuyyt J)çıkardı benden yada ateş yakacağım derken kendimi yakardım meselâ eyvah eyvah!! J)) tabi ki hayırrr! Kendimi niye ateşlere atayım ki ben!  yanımda bir tutam bulut olsun, bir tutam da güneş, gece de birkaç yıldız olsun bana eş, ay dedeye sarılır ; “Gece gökte yildizlarda dinleyun dertlerumi …. nayinoma nayino nayinoma kurbani “ diye…içli içli şarkı söylerim böyle J
Kuş dili, muş dili derken… gelelim biz yine kendi dilimize. Yoksa inemeyeceğiz göklerden yere. Ve dilimiz döndüğünce Giresun’u anlatmaya devam edeyim size. Giresun şehri,  coğrafi olarak batısında Ordu,  doğusunda Trabzon ve Gümüşhane, güneyinde ise Erzincan ve Sivas illeri ile çevrili kuzeyi ise Karadeniz ile sınırlanmış bir sahil şehri. 

Yolculuğumuz böyle duygular içinde bir denize, bir dağlara arada bir de önümdeki note book’a bakarken Bulancak ilçesine geliyoruz. Yolumuzun üzerinde olan Bulancak'ı transit geçmek istemiyoruz, önce şöyle bir ilçeyi araçla turlayıp daha sonra sahilin hemen kıyısında ve henüz yeni bitmiş yada bitmek üzere olan bir camii dikkatimizi çekiyor ve merak edip bakmak istiyoruz bu camiyi. Neden?  derseniz eğer, görüntü itibarı ile bu cami bize hiç de yabancı gelmiyor!..

Bulancak 'Sarayburnu Cami' 
Hani, Kanunî Sultan Süleyman, ölen oğlu adına baş mimar, "Mimar Sinan’a" "Şehzadebaşı" adıyla bir Câmi yaptırmıştı ve Osmanlı’nın ihtişamlı câmilerinden olan bu esere Mimar Sinan "Çıraklık eserimdir" demişti ve o cami İstanbul’da Saraçhanede Büyükşehir Belediye Sarayı'nın karşısında bulunan şaheserdi ya!. bkz
İşte o şaheserin tıpkısının aynısı şimdi Karadeniz sahilinin şirin ilçesi Bulancak’ta tüm ihtişamı ile karşımızda!. adı da Sarayburnu Camii olmuş ancak bu camii sadece Şehzadebaşı Camii’nin kopyası değil, dışarıdan görünen sarı mermer taşlı gövdesi ve kapısı ile Divriği Ulu Cami Taç Kapı’nın da birebir kopyası!. Kopyala yapıştır hayatın her zerresinde bu camii de öyle!.  


İç kısımda nakış işleri, vitray pencereler, avizeler, mermer mihrap, müezzinlik ve ahşap kündekari kapı kanatları tamamlanmış sadece dışarıda kıble tarafına şadırvan çalışmaları ve çevre düzenlemeleri kalmış yani yüzde doksanı bitse de caminin yapımı sürdürülmekte idi. 
Bir hayli ihtişamlı ve daha önce yapılmış olanın da birer kopyası olan bu caminin maliyeti de kabarık olmuştur diye düşünüyorum. 
Hem zenginiz, hem de pek gösterişliyiz biz!. Sonra anlayamadığım, günümüz mimarları yeni bir şeyler üretemiyorlar mı!. yaratıcılıkları mı kalmadı? yoksa tembel midirler?.her şeyi satın alan, taklit eden, hiç mi hiç yeni bir şeyler üretmeyen bir millet olduk biz!. bu aşikar...  

Bu caminin yapılması fikri ve inşasının 1987’de başlatılması ise Eynesilli Hacı Mustafa EREN Efendi Hazretleri! ve onun ihvanları öncülüğünde olmuş-muş efendim. Sarayburnu Camii için, kibarca Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin harmanlanması da diyebiliriz.
Sarayburnu Camii’nde birkaç fotoğraf aldıktan sonra tekrar yolumuza devam ediyoruz ve kısa bir süre sonra Giresun’a ulaşıyoruz.
Giresun, sanki geleceğimizi önceden haber almış ve bize en güzel haliyle görünmek istercesine; tam da güneş kızıl ışıklarını şehrin üzerine son kez dokundururken karşılıyor bizi! 
Giresun’un merkezinde ve kıyı şeridi üzerinde olan otelimize yerleşiyoruz, kısa bir süre sonra şehir renkli neonların altında şıkır şıkır parlıyor! Camları filtreli otel odasından Giresun kent merkezinin görüntüsü böyle.. Ancak önce Giresun'un mutfağı ve yöresel tatları ile tanışmamız gerek. 
Sahil kesiminde çarşı içindeki restoranlara şöyle bir göz gezdiriyoruz. Zengin bitki örtüsüne sahip olan Giresun’da mutfak kültürü de bir hayli seçenekli. Vitrinlerde, doğal otlar, sebzeler ve deniz ürünleri arz-ı endam ediyor biraz daha içerilerde, iç sokaklarda ise tahıl ürünlerine dayalı hamur işleri ve et yemekleri hakim. Tabi ki hamsi baş rolde, bunun yanı sıra yöresel kara lahana çorbası,  dolması, diblesi, ısırgan püresi,  fasulye turşusu, Giresun pidesi önemli lezzetler arasında yer alıyor.  

Ve nihayetinde çarşı içinde bir restoranda karar kılıyoruz. Giresun yöresinin lezzetleriyle bir güzel karnımızı doyurduktan sonra sıra tatlıya geliyor  

Giresun’un fındık ezmeli üzeri kaymaklı sütlü tel kadayıf tatlısının oldukça meşhur olduğunu öğreniyoruz. Ancak bu tatlıyı asıl yerinde yemek istiyoruz. Veee, hemen yakın mesafede olan küçük tatlıcı dükkanına ulaşıyoruz, dükkan hınca hınç dolu. Siparişlerimizi verdikten kısa bir süre sonra tatlılarımız geliyor..
Ve işte en keyifli an!. tatlıyla ilk buluşmamız :)) offf ki ne off! nasıl bir lezzettir bu böyle, aman, aman!..”yeme de yanında yat !”denecek türden, işte o kadar olurJ afiyetle tatlımızı da hüplettikten sonra...karnımız tok, sırtımız pek duygusu içinde, minik bir şehir turunun ardından bir gün sonrasının programını yaparak ilk günü tamamlıyoruz. 
Giresun Üniversitesi Rektörlük Binası,
Tarihi Kent Surları ve Saat Kulesi
Ve…  ertesi gün, tıpkı diğer şehirlerde olduğu gibi, Giresun’a da tepeden kuşbakışı bakıp, şehri bir de geniş açıdan görmek istiyoruz, ancak bu defa teleferik yok, biz de yürüyerek çıkacağız Kale’ye.  Tabi ki bu esnada güzergah boyunca Giresun’u da keşfetmiş olacağız.

Kent meydanında sabahın ilk saatleri; işe ve okula giden öğrenciler, seyyar satıcılar ve kepenklerini yeni açan esnafta  hafif bir telaş var ama bu bizim metropollerde aşina olduğumuz türden bir telaş hali (gürültülü, patırtı ve kaos) hiç değil!.  bir de tabi ki bizim gibi yerli turistlerin ilk kez geldikleri bir şehirde olmanın tatlı bir heyecanı var!.
Biz böyle duygular içinde kent merkezinde bakınadururken işte tam da bu sırada Atatürk’ün muhteşem heykeli ile göz göze geliyoruz.   
Atatürk kolunu uzatmış sanki bir şeye işaret eder gibi; heykelin yanına yaklaşınca anlıyoruz ne demek istediğini. Atatürk ‘Giresun halkına’ diyor ki; 
"Afyonkarahisar ve Dumlupınar’da sizin uşaklar da vardı!." 

Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde gerçekleştirilen ve zaferle sonuçlanan Türk Kurtuluş Savaşı mücadelesinde, Giresun’luların hem bölgelerini, hem de Afyonkarahisar ve Dumlupınar’da göstermiş oldukları gayretleri bize hatırlatıyor! Ve 'ONLARI UNUTMAYIN!' diyor. 
UNUTMADIK! İZİNDEYİZ ATAM !. Bu millet ne seni, ne şehitlerini, ne de senin eserini unutur! UNUTMAYACAĞIZ!. diyorum. Ve biz işte böyle, milli duygularımız kabarmış bir şekilde ama son derece bahtiyar olarak Giresun turumuza başlıyoruz.

****
Şehir merkezinin en gösterişli meydanında,
Giresun Belediyesi'nin önündeki fıskiyeli havuz başında aheste oturan insanlar...

Giresun Saat Kulesi 
Bizi kaleye çıkaracak olan yola sapmadan önce yine kent merkezinde zarif mimarisi ile dikkatimizi çeken bir saat kulesi görüyoruz. Burada birkaç görüntü alıyoruz.
Saat Kulesi belli ki aynı zamanda buluşma ve dinlenme-bekleme noktası. Yakın köylerden gelip alışveriş yaptıktan sonra saat kulesinin altında oturup, köyüne gideceği aracı beklerken hemşehrisi ile hararetli bir sohbete dalmış olan teyzelerimiz kadrajımıza giriveriyorlar. Onlar öyle bir dalmışlar ki sohbete artık söz konusu mevzu her ne ise bizi fark etmiyorlar bile!.
"Fındık Başımızın Tacı" heykeli 
Giresun'un simgesi fındık. 

Çarşı içleri merkezden yukarılara doğru yokuşlarla uzanıyor. 
Bankalar Sokağı, bir yanda Belediye
diğer yanda tarihi Köprülühan Sokak bulunuyor.



Balık cenneti burası. 
Çeşit çeşit balıklar tezgahlarda.



Kurtuluş Savaşı'nda Osman Ağa ve 
Giresun Uşakları Anıtı

Giresun'un kent merkezindeki 
Hacı Miktat Cami 
Sahilde bulunan cami, Hacı Miktad Ağa tarafından 1661 yılında ahşap olarak yaptırılmış. 1841 yılında Hacı Çalık Kaptan tarafından onartılmış. 1890 yılında Alemdarzade Hacı İsmail Efendi tarafından yeniden inşa ettirilerek bugünkü şeklini almış. En son 2011 yılında restore edilmiş.-miş efendim :)
Giresun eski kent surları ve yer yer antik kalıntılarla çevrili. Antik kent surlarının altında bir de Meryem Ana Kaya Kilisesi bulunuyor. Yeşil sarmaşıklarla çevrili mabedin yanına yaklaşıyor başkaca görebileceğimiz bir detay var mı diye bakıyoruz. 
MERYEM ANA 'KAYA' KİLİSESİ
Burası Hıristiyanlığın ilk yayıldığı yıllardan kalma bir kaya tapınağı. Panaia ve Surp Sarkis adlarıyla da bilnen ve üç katlı olduğu söylenen kilise geçmişte şifahane olarak kullanılmış.
İçeriye girilemeyen ve üzerinde haç işareti olan bir kapı. Küçük pencere boşlukları ve surlara sırtını dayamış yüksek bir kayalık görebildiklerimiz bunlar.  

Yanda Kale Camii ve ortada Giresun Ü. Rektörlük Binası. 
(ucu görülen) kale ise tepede

Ve artık Kale yoluna sapabiliriz. 
Hafif bir rampa ve rampanın başında da tarihi yapılar bizi bekliyor olacak.

Millet Bahçesi ve Tarihi Kapı

Vilayet binası önünde bulunan 'Millet Bahçesi' parkının taştan, 
kemerli kapısı önündeyiz.  Tarihi kapının üzerindeki kitabelerden  anlaşıldığı üzere;
bu kapının, Kaymakam Ziya Bey ve Belediye Reisi Kaptan Yorgi tarafından 
yaptırılmış olduğu tespit edilmiş. 

 

Bulunduğumuz yerden bir an durup arkamıza bakıyoruz..

ve Giresun kent merkezi kadrajımıza böyle giriyor.
Yine yeniden bir başka dönemeç daha..

Kale Cami
Yapım yılı 1830 olan ve Dizdarzade Emetullah Hanım tarafından yaptırılan bu tarihi cami, 1912 yılında, Sarı Mahmut Zade El-Hac Mustafa Efendi tarafından yeniden inşa ettirilmiş böylece günümüze kadar sağlam bir şekilde gelebilmiş. 
Aşağıdan Kale gözümüze yakın gibi görünse de yürümeye başlayınca bir hayli dik olan yokuşlar bizi biraz yoruyor, Allah’tan mevsim sonbahardı da bunaltan bir sıcak yoktu havada, dinlene dinlene, kimi zaman da söylene söylene J) tarihi sokakların arasından kıvrıla döne varıyoruz Kale’ye.  Yorulmadan olmuyor, gezmenin adına boşuna yorgunluk dememişler! Ancak bütün yorgunluklar keşke böyle olsa değil mi. 
Tepeye vardığımızda bizi öyle bir manzara karşılıyor ki, o zaman yorgunluğumuza değdi diyoruz tabi ki. Önce biraz soluklanmak üzere seyir teraslarındaki kafeteryaların birine oturuyor ve tavşan kanı çaylarımızı leb-i derya manzaraya karşı aheste aheste yudumluyoruz. 
Yeterli dinlencenin ve manzaranın keyfini sürdükten sonra biraz da kale çevresinde ve üzerindeki teraslarda keşif yapmak istiyoruz.

Kale surları ve çevresindeki mesire alanları

Kale Surları
GİRESUN KALESİ 1. Derece doğal ve arkeolojik sit alanı olarak kenti ikiye bölen yarımadanın Giresun’a hakim tepesinde yer alıyor. Kale’de anıt mezarlar, mağaralar, kaba taşlarla örülmüş sur duvarları ve taş kabartmalar dikkat çekici.   
Kalenin M.Ö.2. yüzyılda Pontus Kralı 1. Farnakes tarafından yaptırıldığı düşünülmekte imiş. Sur ve saray kalıntıları bugün halâ ayakta.

Bir de oldukça büyük bir dinlenme ve mesire alanı bulunuyor. 

Parklar, bahçeler, restoran ve kafeleriyle 

Giresun Kalesi görmeye değermiş


Şehitler Mezarı
Ve nihayet Kale’nin tam tepesindeyiz artık, buradan da manzaramız şahane… bu arada aklımıza birkaç soru düşüveriyor o anda! 
Giresun adını acaba nereden almıştır? Hani bunu bilsek ne olur, bilmesek ne olur da diyebilirsiniz belki! ama ben diyorum ki, bilmeli yine de! sonuçta bu şehirlerin bir de hatırı sayılır bir mazisi var! üstelik kuruluşları birkaç yüzyıllık değil çok ama çok öncelere,  antik çağlara kadar uzanıyor. Günümüze gelinceye değin pek çok medeniyet görmüş bu şehir!  Şimdi burada birkaç paragrafla da olsa küçük bir parantez açalım ve Giresun’dan kimler gelmiş, kimler geçmiş öğrenelim. 
Önce biraz tarihle dolduralım heybemizi, sonra içini yine findukla doldururuz nasılsa ;) 
* Giresun M.Ö. VIII yy. da Önce Milet'liler tarafından bir koloni kenti olarak (Kolhis) kurulmuş. İlk laz köyleri (Kolh halkı köyleri) burada konumlanmış. 
Hitit kaynaklarında bu bölgede, ‘kaşka’ adıyla geçen yani ‘kendir’ ziraati yapan savaşçı bir halktan söz ediliyor. Bölge 6. yy.da ise Pers İmparatorluğu’nun eline geçer ve Büyük İskender’in Pers İmparatorluğu’nu yıkmasının ardından Pontus Krallığı dönemi başlar. M.Ö. 183 yılında Pontus hakimiyetine geçer.
Ancak yöre, Doğu Karadeniz şehirleri gibi M.Ö. 63 yılında Roma İmparatorluğu tarafından işgal edilir ve 1300 yıl sürecek Romalılaşma (Rumlaşma) sürecine girer.  Roma döneminde Giresun Karadeniz'in oldukça önemli bir şehri durumundaymış hatta bu dönemde şehir kendi adına para basma yetkisine sahip olacak kadar da gelişmiş.
 - Giresun isminin kökeni hakkında ise üç rivayet vardır. Rivayetlerden birincisi; "Kerasus" kelimesinden gelmektedir. Birinci rivâyete göre bu isim, "Kerasus"ta bol miktarda yetişen kirazdan gelmiştir. İkinci rivâyete göre ise; Giresun denize doğru uzanan bir yarımadanın üzerine kurulmuştur. Bu yarımadanın şekli de boynuza benzemektedir. İşte bu sebepten Yunanca'da boynuz anlamına gelen "Keras"dan türemiştir. Üçüncü rivayet ise Spartaküs isyanını bastıran ünlü Romalı General Kerasusa atfen verilmiş olmasıdır. (*) -
Yarımadayı tasvir etmek amacıyla adı, Yunanca "boynuz" demek olan ‘Kerasus’ Roma ve Bizans yönetiminden sonra zamanla "Kerasunt" adını alır.

1204 yılında Trabzon Rum İmparatorluğu’na bağlanır. 1461 yılında Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethi ile şehir Osmanlı İmparatorluğu’na katılır. 1923 yılında Cumhuriyet’in ilanından sonra da şehir il olur. 
1.Dünya Savaşı’ndan önce Giresun ve çevresinde Türk, Rum ve Ermeni nüfus oldukça fazladır. Ancak savaşın başlamasıyla birlikte yavaş yavaş çekilmeye başlarlar. Bu savaşta Rus Orduları Giresun’u da ele geçirmeye çalışmış ancak Topal Osman Ağa önderliğindeki milis Türk Kuvvetleri bu saldırıyı Harşıt Mevkiinde püskürtmüştür. 
Mustafa Kemal Önderliğinde devam eden Türk Kurtuluş Savaşı’na iki milis alayla birlikte tüm cephelere katılan Giresun’lular bu dönemde Topal Osman Ağa’nın yoğun gayretleri neticesinde hem bölgelerini tehlikeden korumuşlar hem de zaferin kısa sürede kazanılmasında etkili olmuşlardır. *
Yani kısaca Giresun sırası ile Miletos, Roma, Bizans derken, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden geçerek Cumhuriyete uzanan tarih çizgisi içinde çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış. İşte bu yüzden Giresun şehri Karadeniz’in görmüş geçirmiş en muteber şehirlerinden biridir diyebiliriz  J) 
Şimdi bu tarihi bilgilerin ışığında aziz vatan uğruna şehit düşen Osman Ağa’nın Mezarının başına gidiyoruz. Mezarı kalenin diğer bir ucunda ve tepede yer alıyor. 

Osman Ağa’nın Mezarı başındayız. 

Ruhuna birer Fatiha okuyor ve kendisini saygıyla anıyoruz. 
(Görsel burdan)
Kale'den Giresun Panoraması 


Kale'den Giresun Panoraması 
Ve..bu kadar bilgi ve Kale keşfinden sonra artık şehrin bir diğer yakasına inebiliriz. Birkaç hatıra fotoğrafı da çektirdikten sonra; 'yeniden merkeze inme vaktidir' diyoruz. Ancak bu defa başka bir güzergahtan kıyı şeridine ineceğiz böylece Giresun’un diğer yakasını da keşfetmiş olacağız.
Kaleden Giresun şehrine kuşbakışı baktığımızda Giresun’un diğer yakasında bulunan Giresun Müzesini görmüştük. Öncelikle müzeye görmek istiyoruz.
 TİCARET LİSESİ ve TARİHİ KAPI
Ve…Kale’den aşağıya inişimiz daha rahat oluyor. Yolumuzun üzerinde karşımıza çıkan ve yapım yılı 1904-1906 olan Dor-Korint-İyon tarzındaki yapı günümüzde eğitim kurumu olarak kullanılmakta imiş. Özellikle binanın girişinde bulunan taştan kemerli kapı estetik açıdan çok hoş bir görünüme sahip, ayrıca kapının ardındaki yapı mimarisi de bir hayli dikkat çekici. 
Yolun hemen karşı tarafında ise bir başka tarihi yapı davetkâr bir şekilde bize; 'hadi durmayın gelin' diyor :)
Eski Katolik Kilisesi - Çocuk Kütüphanesi
KATOLİK KİLİSESİ'nin açık gördüğümüz kapısından içeriye girdiğimizde bizi güler yüzlü bir hanım karşılıyor. Kilise, Çocuk Kütüphanesi olarak hizmet veriyormuş. Kütüphane görevlisinden yapı hakkında kısa bilgiler alıyoruz.  
18. Yüzyıla ait olan bina Gotik mimarisi tarzında inşa edilmiş. Bugün çocuk kütüphanesi olarak hizmet veren yapı, cıvıl cıvıl iç açıcı renklerle dekore edilmiş. Ancak bu mekanın özgün yapısının korunmuş olması ayrıca oldukça önemli tabi ki. 
Müzeye giderken, Kalenin güneydoğusunda yer alan Zeytinlik Mahallesi'ne giriyoruz. Burası tarihi dokusuyla korunmaya alınmış olan özel bir mahalleymiş. Eski Giresun evleriyle çevrili olan semtte, tarihi konakların arasında yürürken bir an geçmişin izlerini sürer gibi oluyoruz.

Restore edilmeyi bekleyen ş
u viran evlerde, 
bir zamanlar ne hayatlar yaşandı kim bilir!

Ve daha sonra, Zeytinlik Mahallesi'nin hemen alt tarafında yer alan Giresun Müzesi’ne varıyoruz. 
Sahilde ve karayolunun hemen kenarında bulunan kiliseye ulaşmamız zor olmuyor bu yüzden.

Giresun Müzesi (Gogora Kilisesi) 
Giresun Müzesi (Gogora Kilisesi) 18. Yy. da yapılmış olan ve günümüzde müze olarak kullanılan bu yapı 1924 yılına kadar kilise olarak kullanılmış. 1988 yılından itibaren de müze olarak hizmet vermeye başlamış.

Zamanla diğer müze ve bölgeden toplanan eserlerle zengin bir koleksiyona sahip olan müzede arkeolojik eserler kadar, etnoğrafik eserler de yer alıyor. Taş kabartmalar, antik eserler, eski tarihlerde kullanılan giyecekler, savaş aletleri silahlar ve sikkeler bulunuyor.
 Giresun Müzesinin içinden bir görüntü

Giresun Adası'ndaki arkeolojik
kazılardan çıkarılan buluntular

Gogora Kilisesi tavanında İsa Freski
Müze'deki etnografik eserler

 Tarihi Soba

Müzenin hemen yanında bulunan mahzene giriyoruz

Mahzende amforalar ve taş eserler yer alıyor.

Müzeyi de dolaştıktan sonra bu defa kıyı boyunca yürüyerek şehir merkezine geliyoruz yeniden. Ve Giresun’dan ayrılmadan önce küçük bir alışveriş yapıyoruz. Fındığı ile meşhur olan şehirden hediyelik fındık ezmesi tatlılarımızı ve yöreye özgü hatıralık bir iki şey aldıktan sonra… ‘yolcudur abbas’ diyoruz :)

Bir gece konaklamalı kaldığımız ve bir tam günü Giresun’a ayırdığımız gezimize sığdırabildiklerimiz bu kadardı. Elbette böylesine muhteşem doğaya sahip olan bir bölgede Giresun’da keşfedilecek daha pek çok yer vardı; özellikle Giresun’un meşhur yaylalarına çıkmayı, çevresindeki doğa harikası olan Karagöl dağlarında dolaşmayı ve ladin ağaçlarıyla kaplı ormanların içine dalıp uzun doğa yürüyüşleri yapmayı, şelalelerini, akarsularını, göllerini ve Giresun Adası’nı görebilmeyi çok isterdik.

Sonra bu kadar renkli bir coğrafyanın içinde kendine özgü folkloruyla; kemençeler ve zurnalar eşliğinde horon tepmeliydik daha!. Ne diyelim bu gezimiz böyle tadımlık olsun. Daha güzel bir mevsimde bu defa sırf doğayla kucaklaşmak için yine gelebilmeyi ümit ederek son bakışlarımızı bırakarak ayrılıyoruz Giresun’dan.
Oy Giresun,Giresun inşallah seni yine
tez zamanda görürüm :))
Sırada Trabzon şehri var. Trabzon’a gitmek üzere yeniden yollara koyuluyoruz. Kısa bir süre sonra Giresun’un şirin ilçesi Tirebolu’yu varıyoruz ve bu güzel ilçeden transit geçmek olmaz diyoruz.
 Tirebolu Kalesi
Tirebolu'da deniz kıyısında yüksek bir kayalığın üzerine kurulu olan Kale'nin M.Ö. 15. Yüzyılda yapıldığı tahmin ediliyormuş. Tirebolu kenti de yine Miletoslular tarafından kurulmuş. Birkaç fotoğraf almak için Tirebolu Kalesi’ne çıkıyoruz.


Tirebolu Kalesi'nden kentin görünümü


Tirebolu Kalesi'nden kentin diğer bir yakası

İstediğimiz görüntüyü alabilmek için ışık yeterli olmasa da yine de tarihi Tirebolu Kalesi’nden kentin nefis panoramasını seyretmek güzeldi. Ayrıca anılarımızda Tirebolu'ya da yer vermiş olduk bu da bizim için önemliydi. 

Hava kararmadan bir an önce Trabzon’da olmak istiyoruz ve yine yeniden yollara koyuluyoruz.
 Esin Bozdemir
©İzler ve Yansımalar

17 yorum:

  1. Tirebolu'dan hemen sonrası Görele, benim memleketim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Handan,
      Meğer blog camiasında ne çok Karadeniz'li arkadaşımız varmış!
      Demek ki Görele'siniz, ne yazık ki Görele'den transit geçtik.
      İnşallah bir daha ki gelişimizde eksik yerleri tamamlarız
      ;)

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. @Gazeteci N.G.
      Evet, Karadeniz'in pek çok şehri gibi
      Giresun'da güzeldi..

      Sil
  3. Handan'la hemşehriyiz:) Görele...benim de köyüm. Umarım bir gün ben de giderim, kaleden manzara şahaneymiş. Kalemine sağlık sevgili Esin. Mutlu yıllar. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @bücürükveben,
      Öyle mi!. deme ki hemşehrisiniz :) artık Görele bir ilçe ama :) gitmelisiniz bence de..Görele'yi transit geçtik ama pek çok yerde yazılanlardan edindiğim bilgiye dayanarak, çok fazla yenilenmediği belirtiliyor. Bu yüzden belki de halâ bıraktığınız gibi olabilir. Eski evler, sokaklar..nostalji olabilir sizin için!.
      Ne yazık ki Yeni Yıla hiç iyi giremedik. Dakika bir gol bir!. Nasıl u/mutlu olacağız bilemiyorum..Temennilerinize teşekkür ederim Müjde hanım. Yapan da, yıkan da hep insan!.insan değişmedikçe, bir şeylerin düzelmesini beklemek zor ama yine de birlik beraberlik duygumuzu yitirmeyelim.. Esenlikler dilerim.

      Sil
  4. Karadeniz'in yeşili ve mavisi dillere destandır. Bu güzellikler fotoğraflara öylesine yansımış ki. Canlı gibi. İzlemeye doyum olmuyor.
    Zorlu kış koşullarında Karadeniz iyidir umarım. Mersin 15 yıldır görülmeyen bir yağış aldı. Yağmur ve selin yarattığı hasarı haberlerde izlemişsinizdir. Yaylada kar 4 metreyi bulmuş.
    Hepimiz için güzel bir yıl olsun. Giden yıldan daha iyi şeyler getirsin. Sağlık, huzur, mutluluk hep yakınımızda olsun.
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Makbule Abalı,
      Sonbaharda gittiğimiz Karadeniz'de hava koşulları riski olmakla birlikte Allah'tan korkutacak boyutta değildi yağışlar! hatta zaman zaman hava bahardan çalmış gibiydi. Fotoğraf çekimlerini önemsiyoruz, istiyoruz ki, görüntülerimiz başka gezginlere de ilam versin. Özellikle vatan toprakları bilinsin, her açıdan 'Önce Vatan' derken, Ankara'dan ötesini bilmeyen ama yurt dışına gitmeyi marifet sayanlar çok. Elbette herkes istediği yere gidecektir, gidilir de, ama insan kendi coğrafyasını bilmeli öncelikle!. gerçekten gidip gördükçe hem ne kadar özel bir coğrafyaya sahip olduğumuzu anlıyoruz hem de inanılmaz yapılaşma ile güzelim doğa nasıl katlediliyor üzülüyoruz!.
      Ne yazık ki zor bir yılı geride bırakırken gelen yıl eski yılı aratacak mı? endişesi ile karşı karşıya kalacağımız türden çok kötü bir başlangıç yaptık!. Çok üzülüyorum, üzülüyoruz!. sürekli hayatlar yok ediliyor!. arkasında hangi gücün olduğu aşikar!. insan denen yaratık artık zıvanadan çıktı!.
      Temennilerinize teşekkür ederim. Savaşların son bulmasını, barışın gelmesini hepimiz çok istiyoruz.
      Ben de size ve ailenize sağlıklı, huzurlu bir yıl dilerim.Sevgiler, esenliklerle..

      Sil
  5. Ne çok emek vermişsin yine. Araya ufak molalar koyarak sindire sindire okudum bu güzel tanıtım yazını. İnan gezmiş kadar oldum. Hatta gezsem bu kadar detaylı bilgilenemezdim.
    Giresun hakkında çok az şey biliyordum. Bu kadar büyük olduğunu bilmiyordum örneğin. Hava ve ışık sizden yanaymış bu kez. Ordu'daki gibi kapalı değilmiş. Fotoğraflar harika. Günümüz mimarları hakkındaki düşüncelerine katılıyorum. Benim de hep aklıma düşer. Kaç yıl önce teknoloji bu kadar gelişmemişken olağanüstü eserler vermişler. En çok malzemeleri nasıl taşıdıkları gelir aklıma. Günümüzdekiler rantçıların elinde kurban olmuşlar sanırım. O sahile en az 15'er katlı apartmanların boydan boya sıralanması çok üzücü.
    Sonbahar olmasına rağmen Karadeniz'e özgü yemyeşil'likte fazla kayıp yok. Fındıkta ve balıkçılıkta zirvedeler. Giresun'un adının ''kiraz'' dan geldiğini duymuştum. Eski Yunanca bir kelimeymiş. Kiraz dünyaya buradan yayılmış, ama sonrasında kökten unutmuşlar. Giresun'da kiraz bulmak çok zormuş artık. Çünkü fındıkta karar kılmışlar.
    Atatürk Anıtı'nın hikâyesini bilmiyordum bu arada. Tarihi, coğrafyası, müzeleri, camileri, gelenekleri, görenekleri, eşsiz panoramik görünümleriyle harika bir posttu yine. Emeğine sağlık Esinciğim.
    Huzurlu bir hafta diliyorum. Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Zeugma,
      Emeğe gösterdiğin değer ve güzel düşüncelerin için ayrıca yazıma katkı sunan bilgiler adına çok teşekkür ederim. Giresun'da hava şansımıza genel olarak güzeldi, fotoğraf çekimlerimiz de fena olmadı ama elbette çok daha profesyonel çekimler yapılabilir..bunun için özel zaman ayırmak gerekiyor, bizim de zamanımız kısıtlıydı. Maksat fotoğraflarla da olsa tanıtımına katkı sunabilmekti.
      Mimari konusunda ben de aynı şeyleri düşünüyorum. Yüzyıllar öncesinde insanlar, ne zor koşullarda büyük işler başarmışlar, şimdi teknolojide ilerledik ancak sanatta ve zanaatta geriledik! Ne yazık ki Karadeniz'in diğer şehirlerinde olduğu gibi Giresun'da da her yer beton yığınına dönüşmüş!
      Giresun'un adı ile ilgili çok çeşitli bilgiler vardı. Tek bir isim üzerinde kesinlik kazanmamış..anlaşılan o ki zaman içinde isim evrilmiş; Hitit döneminde 'Arispsa'olan isme, Yunan'lılar 'Choerades' Romalılar 'Kerasous' ve 'Cerasus' (Kerasus) demeyi tercih etmişler. Ve 'Kerasus'dan 'Ceras' 'Kiraz' a dönüşmüş zamanla. Giresun halkı'fındık'ı bulunca 'kiraz'ı unutmuş anlaşılan bu yüzden 'Kiraz' adını da tam olarak sahiplenmemişler. Ayrıca Karadeniz’de tek 'Kerasus' Giresun’da olmayıp, Trabzon Vakfıkebir’de bulunan ve günümüz adıyla 'Kirazlık' Köyü olan yerin eski adı da 'Kerasus' olarak biliniyormuş. Bunlara ek olarak bir de Sinop’ta bu isim bulunuyormuş. Biraz kafa karışıklığı yaratıyor. Bu yüzden ben de 'kiraz' adına yer verip vermemekte tereddüt etmiştim. Sayende bu bilgiyi de atlamamış olduk tekrar teşekkürler Zeugmacığım.
      Ben de sana dingin bir hafta diliyorum. Sevgilerimle..

      Sil
  6. İçinden geçtiğim ve doyasıya gezemediğim bir kenttir Giresun ama benim gözümde ve gönlümde Gazi Topal Osman Ağa ile Kuvvacı Gülpembe hanımın memleketi olduğu için daha bir kutsal kenttir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Mehmet Bilgehan Merki,
      Her birimizin penceresinden yansıyanlar ve paylaşımlarımız birer zenginlik oluyor bizler için. Giresun'lu 'Kuvvacı Gülpembe'nin özellikle Sakarya Meydan Muharebesi'nde gösterdiği kahramanlık, hele ki Osman Ağa’nın Giresun’dan gönüllü asker topladığı günlerde, bu yiğit kadının gözünü kırpmadan her şeyi geride bırakarak cepheye koşması ne büyük bir kahramanlıktır!Yorumunuzu okurken ilgi ile takip ettiğim bloğunuzda 'ONLARI UNUTMAYIN' serisinde paylaşmış olduğunuz yazınızı bir kez daha okudum.Bir kez daha bu vatan için gözünü kırpmadan şehit düşen ve mücadele eden kahramanlarımızı KESİNLİKLE UNUTMAMALIYIZ!. diyorum. Osman Ağa'yı, bu yiğit Türk kadını Gülpembe Hanım'ı ve bu mücadele kim bilir daha kimler vardır? isimlerini bilemediğimiz..!. Her birini ayrı ayrı rahmetle, saygıyla, onurla anıyorum. Ruhları şad olsun. Ve çok değerli yazınızın linkini buradan bir kez daha paylaşıyorum.Teşekkür ederim Mehmet Bilgehan Bey.

      http://mehmetbilgehanmerki.blogspot.com.tr/2010/03/onlari-unutmayin-14.html

      Sil
    2. Mehmet Bilgehan Bey, bloğuma yapmış olduğunuz yorum üzerine, Giresun'lu Pembe Hatunla ilgili küçük bir araştırmada ben yaptım. Giresunlu Gülpembe Hanım, Kurtuluş yıllarında 'İğneli Pembe Hatun' olarak anılmakta imiş. Görele'li Araştırmacı-Yazar Sayın Seyfullah Çiçek’in kaleme almış olduğu ve 1 Ocak 2011'de piyasaya çıkan “Kurtuluş Savaşının Efsane Kahramanı Milis Piyade Yarbay Giresunlu TOPAL OSMAN (Osman Ağa)” adlı son kitabında 'İğneli Pembe Hatun'dan da bahsedilmiş. Üstelik elinde taşıdığı 47.Alay Sancağı ile çekilmiş fotoğrafıyla birlikte. Fotoğraf alttaki linkte yer alıyor Bilgehan Bey.

      Görsel ve bilgiler Kaynak: http://www.giresunblog.com/giresunlu-igneli-pembe-hatun-gulpembe/#ixzz4Uc1yC4B9

      Kitap: http://www.nadirkitap.com/kurtulus-savasi-nin-efsane-kahramani-milis-piyade-yarbay-topal-osman-osman-aga-seyfullah-cicek-kitap2835990.html

      NOT: Görele haber sitesi, 16 Şubat 2011 tarihli 'İşte Kahraman Giresun Kadını' (sizin bire bir yazınızı) haber yaptığı paylaşımın altındaki yorum bölümünde, Yazar Seyfullah ÇİÇEK ayrıntılı bir şekilde 'İğneli' Gülpembe Hanım'a yer vermiş. Yazar diğer kaynak bilgilerden de bahsetmiş.
      *Turgut Özakman'ın 'Şu Çılgın Türkler' adlı kitabında Sayfa: (a.g.e., s.257-258)
      *Ayrıca gerçek tanık, Tevfik Gül'ün 'Gülpembe Hanım' hakkında düşüncelerinden bahsediyor. (Eynesil,1901-1994) (a.g.e., s.67)

      http://www.gorelehaber.com/haber/haber_detay.asp?haberID=4059

      Sil
    3. Her ne kadar bloğumdaki yorumlarınıza yazmış isem de buraya gelerek size tekrar teşekkür etmek istedim. GöreleHaber gazetesinin yazımı kaynak vermeden yayınlamış olmasını yadırgadım ama önemli değil. sonuç, tartışılmasını sağlayarak yeni kaynaklara ulaşmış olduk.
      Karşılıklı birbirimize kapı açıyor olmamız güzel ve mutluluk verici.
      Tekrar teşekkürlerimle saygılar sunuyorum.

      Sil
    4. Merhabalar Mehmet Bilgehan Bey,
      "GöreleHaber" sitesinin birebir sizin yazınızı alıp, altına gerçek kaynak yerine 'YENİ TİREBOLU' demesi çok ilginçti. Ben de çok yadırgadım!. Ancak söyleyecek bir şey bulamadım, oysa web ortamında zor değil bir yazının ilk kaynağına ulaşmak!. Gerçek, bir şekilde ortaya çıkıyor ama biz bunlara takılmıyoruz zaten!. Önemli olan toplumda farkındalık yaratabilmektir!. Siz böyle bir sinerjinin yaratılmasına öncülük etmişsiniz bu çok açık!. Bizler, şanlı tarihimiz bilinsin, bu değerli insanlarımız 'UNUTULMASIN', istiyoruz. Öyle ki, özgürce soluk aldığımız bu vatanı bizlere bırakan kahraman insanlara hepimizin bir borcu var. Kesinlikle ONLARI UNUTMAMALIYIZ!.
      Bu arada Seyfullah Çiçek Bey'in kitabını ben de en kısa zamanda alıp okumak istiyorum.
      Ben teşekkür ederim Mehmet Bilgehan Bey. Bilgiler paylaşıldıkça çoğalıyor. Emek vererek hazırladığınız yazılarınızın her zaman ilgiyle takipçisiyim. Başarılı çalışmalarınızın devamını dilerim.
      İçeriye giren ışıktır ve kapımız birbirimize her zaman açıktır… Bilmukabele efendim :)
      Esenlikler dilerim…

      Sil
  7. Giresun diğer Karadeniz şehirleri gibi çok güzel görünüyor. Tarihi yerleri iyi korumuşlar gibi görünüyor. Sakin bir şehir olduğu belli. Hayattan bıkınca Doğu Karadeniz turu iyi gelir sanırım:) Emeğinize sağlık Esin hanım güzel bir yazı olmuş gene.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Turgay Aksoy,
      Karadeniz'in bir görülen yüzü bir de görülmeyen yüzü vardır. Biz bilindik yerlere baktık sadece...
      Her güzel/lik 'ben buradayım' demez ki! :) biraz da O'nu keşfetmek lazım ama değil mi :)) yaylaları, akarsuları var daha...Sonra hayattan bıkınca hiç bir yer iyi gelmez ki insana!. Yaşam coşkusu içinde gezdiklerinizi de paylaşmalısın o zaman :)) değerli yorumunuz için teşekkür ederim.

      Sil

Related Posts with Thumbnails