14 Haziran 2017 Çarşamba

Porto'dan izler ve yansımalar

Hindu dininde gezginlerin koruyucu bir tanrısı varmış İndra. O bir gence diyor ki; “düş yollara, yolculuk insanın insan olmaktan kaynaklanan kusurlarını giderir, yeni ufuklar açar. Yolculuk yapmayana mutluluk yoktur." 
Üstelik gezince insan, yaşadığı rutin hayatın dışında pek çok yaşamlara tanıklık ediyor. Farklı coğrafyalar, farklı kültürler, farklı hayatlarla buluşunca dünyaya bakışı da değişiyor! İnsan her yerde hep aynı insan, ama insanı diğerlerinden farklı kılan en önemli özelliği bilinci. Akıl ve mantık süzgecinden geçmiş bilinçli toplumlarda hayatın seyri de değişiyor. Sanata, tarihe, doğaya, insana tüm canlılara, kısaca hayata verilen değerle o şehirler, kentler, köyler bambaşka bir çehreye bürünüyor. Ayrıca gezerken, pek çok şeyi gözlemleme fırsatı buluyorsunuz, aynı zamanda kendi coğrafyanızla da kıyaslama yapıyorsunuz doğal olarak. Görmenin, duyumsamanın da çeşitli biçimleri var. Eğer ki çok iyi bakarsanız etrafınıza, bir dolu gözlem ile pek çok bilgiye, kaynağa da sahip oluyorsunuz.  Anılar hanenize ise yenileri ekleniyor. Demem o ki, yeni yerler görmenin artıları bir hayli çok. 
Bunun yanında gezmelerin insana yaşattığı o duygu çok başka. Gezince yeni yerler keşfedince, yüreğinde de kuşlar uçuyor.  Ayaklar;  kilometrelerce yol yürünse de, onca ağrıya sızıya karşın dirençle sokakları arşınlıyor. Yorgunlukların hepsi kısa bir süre sonra geçiyor,  geride kalan izler ise onlar hiç bir zaman silinmiyor. 
Uzun zamandır yapmayı çok istediğimiz ancak öncelikle kendi coğrafyamızı gezip görmeliyiz diyerek sürekli ertelediğimiz, diğer yandan Anadolu’yu en az dörtte üçünü gezmiş olmanın verdiği rahatlıkla yurt dışı gezilerimizin ilkini, uzun bir aradan sonra nihayet kısa bir süre önce hayata geçirdik ve İndra'nın söylediği gibi biz de düştük yollara. Ancak yollara düşmemiz pek kolay olmadı. 
Yaklaşık 1 ay önce vize alımı için istenen tüm evrakları temin ederek acentamıza teslim ettik.  Bize ‘en fazla bir hafta veya on gün içinde vizeniz çıkar’ denildi biz de tamamdır dedik. Ama velâkin, üzerinden bir hafta geçti, on gün geçti ses yok,  2 hafta 3 hafta derken!.. gezinin tarihine  neredeyse 3-4 gün kalmış halen daha vizeden bir haber çıkmayınca, doğaldır ki, endişelerimiz daha da arttı. Meğer sonradan öğreniyoruz ki, İspanya tüm gruba vizeyi veto ederek geri çevirmiş, bunun üzerine başka bir aracı kurum devreye girmiş ve sonunda başka bir Şengen ülkesinden vizeler alınmış. Gezi tarihinden sadece bir gün önce vizenin çıkmış olduğunu öğrendiğimiz, tüm bu stresli bekleyişlerimizden dolayı,  valizleri dahi son anda hazırladığımız ve pasaportlarımızı da ancak havaalanında alabildiğimiz heyecan ve endişe dolu günlerin ardından nihayet ‘oh çok şükür’ diyebildiğimiz bir başlangıçla geziye çıkışımız ve sonradan da unutulmayacak bir sonla, Endülüs turumuz  başlı başına macera doluydu diyebilirim. 
Hayatta hiçbir şey kolay değil azizim, hele bizim gibi! her geçen gün karnesine kötü puan yazılan ülke vatandaşlarına, her şey daha bir zor artık.  Ancak Endülüs gezimiz öylesine renkli ve unutulmaz karelerle dolu bir o kadar da keyifli geçti ki, yaşadığımız tüm zorlu süreçlere değdi. Artık bu girizgâhtan sonra gezimizi anlatmaya başlayabilirim. 
Endülüs Turu kapsamında gerçekleştirdiğimiz yurt dışı gezimizi çok yoğun geçen bir programla 8 günde, Portekiz ‘de 9 ve İspanya’da 4 şehri gezerek tamamladık. 
Endülüs turumuzun ilk durağı, Portekiz’in dünyaca ünlü (Vinho do Porto) şaraplarıyla meşhur, Lizbon’dan sonra ikinci büyük şehri Porto oluyor.

Haritayı elime aldığımda parmağımı üzerine koyarak olmak istediğim yere doğru uçuyoruz : ) Veeeee İstanbul’dan Okyanus kıyısına doğru, Porto’ya ortalama 3 bin kilometrelik mesafe ile  4, 5 saatte ulaşıyoruz. 
Porto’ya varmadan önce bizi havaalanında karşılayan ve Porto’ya indiğimizde de, otelimize yerleşmeden önce bize rehberlik eden Eser Hn. ile birlikte Porto’da küçük bir şehir turu yapıyoruz.  (üstteki foto: Porto’nun en önemli simglerinden birisi olan ve Infante D. Henrique Meydanı )
 
Palácio da Bolsa (Borsa Sarayı)
Porto Ticaret Odası tarafınca inşa edilmiş olan Palácio da Bolsa (Borsa Sarayı) 19. yüzyılda şehre gelen yabancı yatırımcıları etkileyerek şehre yatırım yapmalarını sağlamak amacıyla yapılmış. 
*Porto'da bizi gezdiren tur aracımızın park noktası Bolsa Sarayı idi. Her yeri gezip de, önünde beklediğimiz ancak ziyaret saatlerini kaçırdığımız için Bolsa Sarayı'nın içini göremediğimiz sarayın, asıl ihtişamı ise içeride önemli şahsiyetlerin ağırlandığı Arap Salonu imiş. Benden söylemesi biz kaçırdık, siz kaçırmayınız efendim ;)  
Tur esnasında engin tecrübeleri ve birikimiyle rehberimiz Eser Hn. gezi destinasyonlarımıza dair önemli bilgileri bizlere aktarıyor. Ve  kısaca Porto’nun tarihi hakkında bizleri bilgilendiriyor.
- Portekiz'in kuzeyinde Rio Douro nehrinin ağzında ve nehre bakan tepeler üzerine kurulmuş olan şehir Roma İmparatorluğu döneminde “Portus Cale” olarak adlandırılmış. Roma İmparatorluğu’nun ayrılmasından sonra kısa bir süre Arapların egemenliğine giren Porto 10. Yüzyılın ortalarına kadar sınır kenti olarak kaldığı için uzun süre gelişim gösterememiş. Başkent Lizbon’un aksine Roma İmparatorluğu olanaklarından çok az faydalanmış; ancak buna karşılık 17. Yüzyılın sonundan başlayarak İngiliz ticaretine açılmış. Ticari açıdan Porto’nun gelişiminde en büyük etken ise şehrin en önemli ihracat ürünü (dünya çapında üne kavuşan) Porto Şarabı oluyor. -
Edindiğimiz bu bilgilerden sonra artık Porto’yu keşfe hazırız. Bize ayrılan serbest tur ile şehrin merkezinde gezilip görülecek yerleri dolaşacağız, ancak daha önce rehberimizin yönlendirmesiyle, bir grup katılımcıyla birlikte Duora Nehri’ni tekneyle gezmek için önceden biletlerimizi alıyoruz. 
Planlamalarımız tamamdır, tekne turuna kadar yaklaşık 2 saatlik zamanımız var, bu süreyi özgürce ama her saniyesini kıymetli bir hazine gibi de değerlendirmek istiyoruz.  
Bu arada yeri gelmişken anımsatmalıyım size, Türkiye ile Porto arasında 2 saatlik bir zaman farkı var. Bu yüzden saatlerimizi daha Porto’ya inmeden önce 2 saat geri alıyoruz, böylece adına zaman dediğimiz değerli kavramın bize 2 saat gibi bir kazancı oluyor.

Porto’nun Douro Nehri’nin kuzey yakasında bulunan tarihi merkezi Riberia 1996 yılında UNESCO dünya Miras Listesine alınmış. 
Porto, tarihi dokusunu koruyan yapılarıyla, köprüleriyle, meşhur Porto şaraplarını taşıyan tekneleriyle, cıvıl cıvıl renkli ve ahenkli  görüntüsüyle bize ‘hoşgeldiniz’ diyor. İlk buluşmamız pek bir güzel oluyor. Halkın rahat ve neşeli hali bizi de sarıp sarmalıyor. 
Ribeira Meydanı - (Praça da Ribeira)
Nehir kıyısındaki balık restoranları, kafeler, barlar dolmuş...kimi tezgahını açmış Porto’nun hediyelik ürünlerini teşhir ediyor...

kimi kendini saraç heykeline dönüştürmüş nafakasını bekliyor,
kimi elinde gitarı canlı performansını 
coşku dolu izleyicilerle birlikte sergiliyor... 


Portolu gençler, kendi otantik ezgileriyle 
şarkıcıya eşlik edip, dans ederek 
akşamın keyfini doyasıya çıkarıyor...
kimi elinde tuali harika peysajı resmediyor... kimileri de bizim gibi turist olmanın merakı ile çevreyi inceliyor... ve aynı zamanda gezgin ruhunu kanatlandırmış bu ortama bir an önce eşlik etmenin sabırsızlığı içinde kalbi pır pır ediyor. Ama önce şehri keşfetmek var sırada, keyif yapmak sonraya. 
Porto bir liman kenti ve kent tepelere doğru uzanıyor, sokakların tümü Duoro nehri’ne çıkıyor, bu yüzden Porto’da kaybolmanız olası değil. Kompakt bir şehir.

Biz önce, ortadan tramvay geçen  -385 metre uzunluğunda ve  44 metre yüksekliğindeki -Porto’nun en önemli simgesi olan I. Dom Luis Köprüsüne çıkıyoruz.  

Ponte Dom Luis I (I. Dom Luis Köprüsü) 
Ponte Dom Luis I (I. Dom Luis Köprüsü) Leopold Valentin isimli bir mimar tarafından tasarımı üstlenilen, muazzam manzarasıyla cezbedici bir görünüm olanağı sunuyor.  
Köprünün ayaklarında ki yoğun metal işçiliği gözümüze çarpıyor, tıpkı Eyfel Kulesi'nde olduğu gibi! ve öğreniyoruz ki bu köprüyü yapan firma da zaten Gustave Eiffel şirketi, yani Paris'teki Eyfel Kulesini yapan şirketmiş. 
Köprü (1886) yapıldıktan sonra adı ilk önce “Dona Maria Pia Köprüsü” imiş ancak sonradan I. Luis’in karısı tarafından değiştirilerek adı; 'I. Luis KöprüsüPonte Dom Luis I olmuş. İyi ki köprüye Kral I. Luis’in kısaltılmış adı verilmiş, ya tam adı verilseymiş bir de!!! 
Kısaca: I. Luis, tam adıyla : Luís Filipe Maria Fernando Pedro de Alcântara António Miguel Rafael Gabriel Gonzaga Xavier Francisco de Assis João Augusto Júlio Valfando de Saxe-Coburgo-Gotha e Bragança :)

Köprü Porto ile Gaia bölgesini birbirine bağlıyor. 1886 yılında açılan köprünün iki geçiş katı bulunuyor. En üst katından tramvay geçişi yapılırken alt katından ise araç geçişi sağlanıyor. Her iki kattan yayaların geçişine izin verilen köprünün üst katına çıkıyoruz. Köprünün üst tarafı trafiğin geneli alt tarafı da tramvayların işleyişi için kullanılıyor. 
Ve… Köprüden Porto manzarası inanılmaz güzellikte, leb-i derya dört bir yanımız gözlerimizin önüne seriliyor. Ortaçağ’dan kalma sarnıçları, çan kuleleri, kilse ve manastırları, kimi sıvası dökülse de içinde yılların birikimini taşıyan o tarihi yapıların biraz hüzünlü ve aynı zamanda tepeden aşağıya doğru inen renkli şehir evlerinin görüntüsü ile Avrupa’nın belki de en romantik şehirlerinden birine şahit oluyoruz Porto’da. İşte böylesine güzellik haklı olarak Unesco’nun koruması altına alınmış.
Tekneler, sandallar ve tarihi dokuyla çevrelenmiş birbiriyle uyumlu, şiir gibi bir manzara tam seyirlik ve tabi ki fotoğraflık. 
Önce kendimizi de içine alan birer hatıra fotoğrafı çektiriyoruz, ardından görebildiğimiz değişik açılardan Porto’yu kadrajımıza alıyoruz. 
(önümdeki koca çanta görüntüyü biraz bozmuş ama, daha ilk gün, hırsızlarla papaz olmak istemedik doğrusu  ;) 

I. Dom Luis Köprüsü'nden Porto'ya kuşbakışı
Soldaki Clerigos Kilisesi ve Kulesi.


Bu defa köprünün üzerinden karşı yakaya geçeceğiz, teleferikle de kıyıya inebilmek mümkün, ancak biz teleferik yerine tekne turu yapmayı düşündüğümüz için sokak aralarından aşağıya doğru keyifle yürüyerek iniyoruz.

Veee birden karşımıza Portekiz'in simgesi 
ünlü horozu çıkıyor... balkonun demirlerinden ağaca çıkmaya çalışan horoz, bizim gibi sokaktan geçen diğer turistlerin de ilgisini çekiyor. Herkes dikkatini horoza vermişken,
arkada da kuaförden yeni çıkmış 
bir başka güzel 'ama burda ben de varımmm!!' dercesine ayaklarımıza dolanıyor.
Tabi ki kadrajımızda sana da yer var canımm :)  

Köprünün diğer ayağında ise bakın neler görüyoruz.  Dilek Kilitleri!. dünyanın neresine giderseniz gidin, insanın yaşadığı bu hayattan dileği hiç bitmiyor!. Kilitleri görünce, Portekizlilerin melankolik halk müziği Fado ile bağlantı kuruyorum o an.   

Fado: denizci olan sevgililerini ya da eşlerini denize uğurlayan ve onların geri dönmesini umutla bekleyen Portekizli kadınların yakınlarının ardından yaktıkları ağıtlardan hayat bulmuş.  Kim bilir kaç Porto'lu kadın eşlerinin geri dönmesi için bu köprüye geldiklerinde dileklerini kilitlemişler ve belki de kederlerini Fadoyla avutmaya çalışmışlardır!..
Ponte Dom Luis I Köprüsü bizi 
Porto'dan Gaia bölgesine geçirdi ve  artık biz de Gaia Bölgesindeyiz.  Gaia, şarap fabrikalarıyla ünlü bir bölge. 

Öğrendiğimize göre burada  60 kadar üretici ve mahzen bulunuyormuş. Üretilen şaraplar geleneksel teknelerle burada ki şarap fabrikalarına taşınıyor, burada yıllandırılıyor ve şişeleniyormuş. Bu yüzden tüm şarap evleri neredeyse bu bölgede konuşlanmış. Nedeni ise Gaida'nın Porto'ya göre daha az güneş alması ve şarapların saklanması için uygun olan nem ortamına sahip olması imiş.

'Kaikas' adı verilen ve şarap taşımacılığında kullanılan kayıkları görüyoruz. Kayıkların kendine has çizgileri var, görüntüleri Porto’nun tarihi ambiyansına oldukça uygun. 

Gaia Bölgesini kıyı boyunca geziyoruz. Sahil şeridinde sıra sıra şarap evleri. Buradaki şarap evlerinin çoğu ünlü ancak 'Sandeman' bir hayli isim yapmış. Bu amblemi gördüğümüz yerlerin hepsi tıklım tıklım dolu...

Porto'nun şarabı tatlı imiş. Tabi biz de onca uzak yollardan gelmişiz, tadına bakacağız elbette... ;)
Vaktimiz kısıtlı olmakla birlikte yine de Porto'nun specialitelerini denemek istiyoruz. Portekiz’in milli balığı Bachalau yani Cod fish yada Türkçesi Morina balığı. Hemen her gittiğimiz restoranın mönüsünde karşımıza çıkıyor  Bachalau.

Patates ve kaşar peyniriyle harmanlanmış Bachalau 
Yüzlerce Bachalau pişirme yöntemi bulunuyor, bizi fazlaca bekletmeyecek bir mönüde karar kılıp siparişimizi veriyoruz ve kısa bir süre sonra harika lezzetle buluşunca :) hem midemiz, hem de gözümüz, gönlümüz şenleniyor... bir an önce balığımızı yiyor ve teşekkür ederek vakit kaybetmeden  ayrılıyoruz restorandan. 
Ribeira’dan hareket eden Tur Botları
15-20 dakika sonra tekne turumuz var, bu defa köprünün birinci katından karşıya geçerek Porto’ya ulaşıyoruz.

Douro Nehri'ni gezdiren tekne turlarında 
kuyruklar bir hayli fazla, endişemiz yok ama, 
nasılsa biletimiz hazır, 
yine de kuyruğa giriyoruz tabi ki  :)


Veee artık teknedeyiz.


Douro Nehri’ni çevreleyen Cais da Riberia bölgesinde Orta Çağ tarihini yansıtan pek çok tarihi bina göze çarpıyor. Tekneden Riberia’nın renkli görüntüsü tıpkı bir film gibi!. 

*****


Tarihle içiçe geçmiş masalsı görüntüler eşliğinde 
nehir gezimiz sürüyor.

Liman çevresindeki küçüklü büyüklü tekneler, peşpeşe altından  geçtiğimiz köprüler. Yeni yapılmış olan modern yapıların da tarihi dokuyla bütünlenmiş mimarisi oldukça dikkat çekici, baktığımızda hiçbir fazlalık ve ‘ucube’ bir görüntü yok.

Yaklaşık 50 dakikalık nehir turundan sonra, limandan şehrin içine, yukarılara doğru çıkıyoruz. Bu defa karşıdan gördüğümüz katedralleri yakından göreceğiz... 
Sokak aralarında dolaşırken gördüğümüz yapıların dış cepheleri ise inanılmaz renkli.

Seramiklerle kaplı gizemli şehir Porto’da evlerin duvarlarını süsleyen renkli seramik çalışmalarına ‘Azulejo’ deniyor. Renkli seramiklerle bezeli tarihi evler, Porto'nun görüntüsünü daha bir sevimli kılmış. 

Aziz Ildefonso Kilisesi

Şehri yürüyerek keşfetmeye devam ediyoruz.
Rotamızı ise tren garına çeviriyoruz. 

St.Bento tren istasyonu - (Estaçao Sao Bento)
İç dekorasyonunda kullanılan  Azulejo seramik panoları ile tren istasyonu Portekiz’e özgü bir şahasere dönüşmüş. 
1903 tarihli Sao Bento Tren İstasyonu şehrin merkezi konumunda yer alıyor. 1930 yılında sanatçı Jorge Colaço tarafından tasarlanmış olan istasyonda 20 bin kare seramik kullanılmış. Duvarlardaki seramiklerde tarihi savaşlar ve ulaşım tarihi tasvir edilmiş. Müze görünümü içindeki tren istasyonu  bugün halen kullanılmakta.  
Bir an aklıma, kendi ülkemizdeki Haydarpaşa Garı geldi! Uzun zamandır kullanım dışı olan ancak bugünlerde restore edilen gar, acaba yeniden hizmete açılabilir mi!!  


Panolardaki bu güzel görsel tasvirler ise 
Porto'nun tarihine ışık tutuyor ve bizim gibi 
çocukların da dikkatini fazlasıyla çekiyor. 

Tren istasyonundan Porto Katedraline doğru yöneliyoruz.
Şehrin dört bir yanında oldukça gösterişli ve şato gibi inşa edilmiş olan katedraller bulunuyor.

Geniş bir alana yayılmış olan 
(Se do Porto) Porto Katedrali'ne
birkaç yoldan ulaşabilmeniz mümkün. 
Bu cephe Tren istasyonuna bakıyor.


Se do Porto (Porto Katedrali)
Şehri koruma amaçlı kullanılmak üzere yapılmış olan katedraller, şehrin tepe noktalarına kurulmuş. 12. yüzyılda Hristiyan Haçlılar tarafından kurulan yapıtın tasarımında Romaneks dışında ayrıca Gotik, Manuelin, Borak tarzına özgü detaylara da yer verilmiş.
Porto Katedrali ise şehrin en eski ve en dikkat çekici yapıtlarından. Tabi ki buradan şehrin panoramik görüntüsü muhteşem. 
Porto Katedrali'nin içi.


San Francisco Kilisesi (Igreja de Sao Francisco)
 Katedral dışında Porto’da bir çok önemli kilise bulunuyor. Porto şehrinin en görkemli yapıtlarından olan Igreja de Sao Francisco (San Francisco Kilisesi)  Largo de Sao Franciscoapit caddesinde karşınıza çıkıyor. Tarihi Kilise 14-15. yüzyıllar a uzanan Kilise günümüzde ibadethane olarak hizmet veriyor.  
İçindeki işleme ve detayların tümünün altın kaplama olduğu Sao Francisco gibi kilisesi de görülmeye değer…
 Capela Das Almas
Azulejo seramik panolu yapılar Porto'nun önemli simgelerinden, hemen her yapıda karşımıza çıkıyor. 
Geniş meydanlar oldukça ferah...ve 
meydanlarda ünlü isimlerin heykelleri yer alıyor.



*****


Porto'nun tramvayları şehrin tarihi dokusuyla bütünleşmiş...


sokaklar alabildiğine renkli.. 



 gösteri yapan sokak sanatçıları turistlerin 
bir hayli ilgisini çekiyor.. 


*****


1921’den beri hizmet veren Majestic Cafe
Majestic Cafe'nin enfes tatlıları ve dev kadehlerde servis edilen Sangria’sı da Porto'ya gelindiğinde mutlaka denenmeli dedilen 'olmazsa olmaz!'larından. Ancak biz uzun kuyruk dolayısı ile beklemek istemediğimizden, sadece iç dekorasyona şöyle bir bakıp çıktık ve rmeşhur sangria'larımızı başka bir yerde içtik efendim :) 

Sanatını ustalıkla icra eden sihirbazımız da 
çok havalı;) 
Hokuz pokuzzzz :)) 

Sanatla ve tarihle içiçe yaşayan 
son derece dinamik ve enerjisi yüksek bir şehir Porto. 
Porto'nun güzelliklerini kadrajımıza yansıtırken bir yandan kulağımızda Fado müziği eşliğinde dolaşmak (her ne kadar derin acıları, hüznü ve özlemi ifade eden bir müzik olsa da) farklı bir duyguydu. Aniden karşımıza çıkan grafitti sanatçılarına ait rengarenk eserlerle kaplı sokaklar, caddeler ise içimizi açtı. Özellikle Miguel Bombarda Caddesi sanat galerileri grafittiler ile donatılmıştı.   
Sanat, hayatın birer yansıması. Ve hayatın içinde hüzün de, neşe de hepsi var!


Veeee Porto gezimizi, (bizi otele götürecek olan tur aracını beklemek üzere)  Infante D. Henrique Meydanı ile noktalandırıyoruz.
****** 
2 gün boyunca  gezip keşfetmeye çalıştığımız Porto; Daracık sokakları, ferah, geniş meydanları, Barok, Gotik, Bizans ve biraz da Arap tarzı dini yapıları, minyatür tablolar gibi bezeli  azulejo kaplı yapıları,  ferforjeli balkonları ve sokak lambalarıyla, renkli kapıları ve çiçek saksılarıyla şenlenmiş taş evleriyle… geniş heykellerle donatılmış meydanları,  en güzel köşelerde beliriveren ferah görünümlü kalabalık kafeleri ve mis gibi okyanus havasını kucakladığımız nehiriyle çok güzel ve bir o kadar da efsunlu bir şehirdi. Eser Hanımın rehberliğinde gerçekleştirdiğimiz Endülüs Turumuzun ilk durağı Porto'dan güzel anılarla ayrılıyoruz. 
Esin Bozdemir
Gezimiz devam ediyor, takipte kalınız 

12 yorum:

  1. Çok güzelmiş, fotolara bayıldım, sen de ne güzel çıkmışsın, içinden nehir geçen şehirler hoş oluyor, çok teşekkürler Esin'cim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @bücürükveben,
      Güzeldi gerçekten...kesinlikle, içinden nehir geçen şehirlerin havası bile bir başka oluyor.
      Beğenmenize sevindim :) ben teşekkür ederim Sevgili Müjde..Sevgiler ve esenlikler dilerim.

      Sil
  2. Adım,adım ;soluk soluğa izledim ,okudum Esin'ciğim .Muhteşem görüntüler ve izlenimler, çok güzel...Nice gezilere dileklerimle ,sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Arzu Sarıyer,
      Serüvenimize ortak olmanıza çok sevindim Arzu Öğretmenim.
      Güzel dilekleriniz ve beğenileriniz için çok teşekkür ederim.
      İnşallah hepbirlikte nice güzel günlere...Sevgiler, esenlikler dilerim.

      Sil
  3. Porto çok güzel bir şehirmiş. St.Bento tren istasyonuna bayıldım, bayıldım. Fotoğraflar da şahane! Ellerine sağlık Esincim.
    Bu yaz için biz de Lisbon'u düşünüyorduk. Hem Orhun'un orada görüşmek istediği arkadaşları vardı hem biz de Portekiz'i görmüş oluruz diyorduk. Ancak dedim ya yaz tatili. Dolayısıyla denizin niteliği de önemli. Hele hele bizim gibi geçen sene denize sadece 2 gün girebilmiş insanlar için:) Fotoğraflara baktım baktım ve bu kadar denizi özlemişken Lisbon'un denizinin bizi kesmeyeceğini düşündüm. Dolayısıyla vazgeçtik. Bu vazgeçişte bir parça Orhun'un bir sonraki yıl okul masraflarını riske atmama düşüncesi de var tabii:) Malum, ülkenin ekonomisinin ne durumda seyredeceği de belirsiz. Kısacası bir başka zaman kültür gezisi olarak değerlendiririz diye düşündük. Senin güzel yazılarınla fotoğraflarınla avunacağım şu an:) Sahi ne çabuk yazdın bu arada. Ben bu konuda hep sallandığım için seni tebrik ediyorum. Ve yazının başındaki sözlerinde çok haklısın. Bence hayata at gözlüğüyle bakanlar muhakkak farklı kültürleri yaşamalı.
    Sevgiler benden sana... Gezinin devam yazılarını merakla bekliyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @sezer eser perker,
      Porto ve Portekiz'in diğer küçük şehirleri de çok güzeldi Sezer'cim. Ancak deniz konusunda sana katılıyorum...ülkemizin havasına, suyuna benzemez hiç bir şey, özellikle yaz tatili için Lizbon'un denizi kesmeyebilir sizi :) Kültürgezisi için düşünebilirsiniz ama..ben çok beğendim görebildiğimiz Portekiz şehirlerini. Orhun için seçimlerinizde hangisi daha uygun olacaksa, doğru olan odur.Gezmek, yeni yerler, yeni kültürlerle tanışmak çok güzel, ama uzun yollardan sonra yeniden yuvaya dönüş çok daha güzel.. km.relerce yürümüşüzdür, ancak kendime gelebildim ;) bu yüzden gezi yazımı da arayı fazlaca açmadan, sıcağı sıcağına yazmak istedim..Daha çok şehir var ama... Aslında o kadar hızlı değilim, bazen benim de sallandığım oluyor, araya zaman girince ve önüne de başkaca yeni yerler vs girince...kalıyorlar öyle ;) daha bir dolu antik kent var, Allah'tan antik kentler yerinde duruyor!.
      Biz milletçe yeni yerler görmekten ziyade daha çok midesine düşkün bir milletiz! Böyle olunca o at gözlükleri hiç çıkmıyor..ot yiye yiye!! 0)
      Teşekkürler, sevgilerle Sezer'cim..başladım bakalım..inşallah peş peşe yazarım :))

      Sil
  4. Oooo harika bir gezi olmuşa benziyor. Fotoğraflardan renk ve ışık aktı buraya.

    Haydarpaşa da öyle olsa gerçekten de..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Handan,
      Tam bir kültür turu idi, bu yüzden bir dolu fotoğraf ve pek çok veri ile döndük.
      Hepimizin ihtiyacı olan şey 'ışık', o halde aksın, yayılsın... :)
      Haydarpaşa restorasyonda ama, bakalım arkasından ne çıkacak!. Sevgilerle..

      Sil
  5. Gezi yazınızı ve fotoğraf karelerini büyük bir keyifle okuyarak izliyorum. Akdeniz'de Endülüs medeniyetinin izlerini takip etmek isteyenlerin Portekiz'i de görmeleri gerekir diye Portekiz'e iki sene önce gitmek istemiş ancak son anda rota değişikliği nedeniyle gidememiştim. Yazınızdan istifade ediyorum :) Kültür turlarının bence en güzel yanı; katılımcıların bakış açılarıyla benim gibi istifade etmek isteyenler için doyurucu anlatımları. Siz bunu iyi yapanlardansınız. Teşekkür eder, merakla yazınızın devamı beklerim..
    Bu arada eşiniz Abdullah Bey'e çok selamlar.
    Ercan Babacan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Ercan Bey,
      Endülüs medeniyetinin izlerini takip ettiğimiz Portekiz ve İspanya gezimiz hem keyifli hem de oldukça doyurucu bir tur oldu bizim için. Dilerim en kısa zamanda siz de bu geziyi gerçekleştirir, yarım kalan Endülüs bölgesini tamamlamış olursunuz. Değerli düşünceleriniz ve beğenileriniz için ayrıca çok teşekkür ederim. Bizden de size selamlar, esenlikler...

      Sil
  6. Gezginlerin koruyucu tanrısı İndra ne de doğru söylemiş. Yolculuk, özellikle de uzak diyarlara yolculuk bambaşka duygularla sarıyor, mutlu ediyor insanı. Etkisi döndükten sonra da uzun süre geçmiyor.
    Fado eşliğinde okudum özenle hazırladığın bu güzel ve detaylı tanıtımı. Oturduğum yerde bile iyi geldi. Ne iyi etmişsiniz Esinciğim. Güçlü bir terapi etkisi olmuştur, kesin. Umarım bir gün bizler de dünya gözüyle görme fırsatı yakalarız. Senin rehberliğin sayesinde bilinçlenmiş bir şekilde :)
    Ellerine, emeğine sağlık. Sevgiyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Zeugma,
      Uzun zamandır gerçekleştirmek istediğimiz bir turdu Endülüs Bölgesi. 8 gün olmasına rağmen en az 2 haftaya sığdırılacak bir şekilde yoğun bir programdı. Portekiz'de 9, İspanya'da 4 Şehri gezdik..Yorucu ama güzeldi. İyi geldi gerçekten..Dilerim siz de dünya gözüyle görmek istediğiniz yerlere bir an önce gidersiniz.) Değerli yorumun, beğenilerin için teşekkürler Zeugmacığım. İyi haftasonları dilerim. Sevgiler, esenlikler...

      Sil

Related Posts with Thumbnails