23 Nisan 2019 Salı

Budapeşte'den izler ve yansımalar devam ediyor...

Göz açıp kapayıncaya kadar geçen Orta Avrupa gezimizin geldik son gününe. En son Macaristan'ın başkenti Budapeşte'yi gezmiştik. Şimdi ise Budapeşte'nin yakın çevresini; Szentendre - Visegrad - Esztergom'u  gezeceğiz. Özellikle, Türk tarihinde önemli yere sahip olan Estergon Kalesi ve Macar Katolik Kilisesi'nin merkezi olan Estergon Bazilikası, hepimiz için oldukça merak konusu. 'Artistler Köyü' olarak da anılan Szentendere'nin renkli ambiyansı içinde gözlerimiz de, ruhumuz da şenlenecek. Gezimizin en ilginç anlarından birini ise Visegrad Kasabası'nda yaşayacağız. Çünkü burada Rönesans devrine yolculuk edeceğimiz şahane bir atmosferde öğle yemeklerimizi yiyeceğiz. Gece ise, Tuna Nehri'nde yıldızlı semalar altında tekne gezimiz olacak. (Tekne gezisine, bir önceki yazımızda yer vermiştim bkz. ) Bu bölümde yazıma çoğunlukla fotoğraflar eşlik edecek bunu belirtmek isterim.
MARGİT ADASI 'Tavşan Adası'
Veee Estergon'a gitmek üzere Budapeşte'den yola koyuluyoruz ama ilk önce, başkentlilerin boş vakitlerini geçirmek ve spor yapmak üzere özellikle hafta sonları tercih ettikleri gözde merkezi Margit Adası'na geliyoruz. Margit 'Margaret' Adası, Tavşan Adası olarak da biliniyor.
Margit Köprüsü

Margit Hidd Köprüsü 1899 - 1900'lü yıllarda inşa edilmiş.
'Margit Köprüsü' üzerinden bağlanarak, yemyeşil bitki örtüsü içinde Margit Ada'ya ulaşıyoruz. Margit Adası, dinginliğin, huzurun adresi adeta!. Adayı gezmeye başlamadan önce rehberimiz, Margit Adası'nda geçen ilginç bir hikâyeden söz ediyor bize. Kulağımız rehberde, gözlerimiz çiçeklerle bezeli göz alabildiğine geniş parkların, bahçelerin, birbirinden ilginç ağaçların arasında... Hikâye ise şöyle;  8. Yüzyılda ülkesini Tatarlara karşı korumaya çalışan, iki kız çocuğu sahibi Kral 4. Bela, eğer zafere ulaşırsa doğacak olan üçüncü kızını manastıra, Tanrı hizmetine vereceğine dair söz verir. Tatarlar geri çekilince, kral sözünü yerine getirir ve doğan kızını Margit Adası'ndaki manastıra bırakır. Çocukluktan gençliğe, Margit Adasında yaşayan prenses, çok genç yaşta (29 yaşında) bu adada hayata veda eder.
100. Yıl Anıtı - Japon Adası 

Margit Köprüsünden geçerek adaya girdiğimizde ilk önce karşımıza 
Buda, Peşte ve Obuda'nın 1873 yılında birleşmesi adına dikilmiş olan 
100. Yıl Anıtı çıkıyor. Tasarımı Istvan  Kiss'e ait olan bronz anıt, 
birbirine geçmiş iki yaprağı temsil ediyor.

Margit Adası'nı tıpkı oyuncak vagonlar gibi dizilmiş olan
sevimli küçük araçlarla dolaşıyoruz.

Su Kulesi (Viztorony)

Art Nouveau tarzında yapılmış olan (ortadaki)  zarif kule 1911 yılında 
UNESCO Anıtı olarak koruma altına alınmış. 
Günümüzde ise kule, sergi alanı ve gözlem kulesi olarak kullanılmaktaymış.
Su Kulesi'nin altında ise geniş bir açık hava tiyatrosu yer alıyor.
Burada yaz boyunca operalar, konserler ve pek çok etkinlik düzenlenmekte imiş.


Fransiscan Kilisesi ve  Dominik Harabeleri 
Tarihi 14. yüzyıla uzanan Kilise ve Manastırdan geriye
kalanlar birkaç taş duvar ve kemerli bir pencere.


Japon Bahçesi içinde yer alan Müzikli Kuyu 'Zenele Kut'
ve adanın pek çok yerinde karşımıza çıkan
Macar sanatçılarının, liderlerinin büstleri. 


Dinlenme ve eğlence alanlarının bir hayli çok olduğu adada, 
bisiklete binenler, koşanlar, çimenlere oturmuş sohbet edenler...
gözümüze ne hoş görünüyorlar. Doğanın içinde, doğayla bütünleşmiş insanlar.
Oksijen deposu her yer! mis gibi toprak ve çim kokusu.
Bir sakinlik, bir dinginlik içinde; huzur ki hem de ne huzur!.


Sol üstte büyük bir yüzme havuzu kompleksi yer alıyor.
Fiskiyelerle donatılmış olan havuz  yapay dalgalandırmalar ve
gece ışıklandırmalarla renklendirilmekte imiş. Bu kompleks 1896 
Atina Olimpiyatlarında iki altın madalya kazanmış olan
 Hajos Alfred'e ithaf edilmiş ve onun adını almış.

Rengârenk çiçeklerle bezeli, halı sahayı görünce,
grubumuzdan küçük bir kız çocuğu, hevesle çimenlere doğru koşup
akrobatik hareketlerle hepimizi şaşırtan bir gösteri yapıyor.

Cesaret verici bu gösteri karşısında, küçük atletimiz
 hepimizden kocaman bir alkış alıyor :)

SZENTENDRE 'Artistler Köyü'
Ve yeniden yollara koyulma vakti. Günün 2. destinasyonu, Budapeşte'ye yaklaşık 25 km mesafede yer alan ve 'Artistler Köyü' olarak da anılan Szentendre.  Şehrin merkezine doğru ilerlerken bir yanımızda da, incecik bir su yolu olarak, Bükkös Deresi akıyor. 

***

Yaklaşık 25 bin kişinin yaşadığı bu küçük şehir, masalsı bir görüntü içinde, cıvıl cıvıl renkli kağıt fenerlerle karşılıyor bizi. İlk izlenimimiz şahane oluyor. 
Tarihi Romalılara kadar uzanan bu şehre Macarlar 8-9. yüzyılda gelmişler. 17. Yüzyılda ise Macar topraklarına Osmanlı akınlarının olduğu yıllarda, savaştan kaçan Sırplar buraya sığınmışlar ve 200 yıl kadar burada yaşamışlar.
Sırasıyla; Sırplar, Hırvatlar, Slovaklar, Almanlar ve Yunanlılar'ın yaşadığı Szentendre'nin mimari dokusunda farklı kültürlerin izlerini görüyoruz, en çok da Sırplar'ın coğrafya üzerindeki etkileri bir hayli fazla olmuş. Szentendre tarih içinde su baskını gibi pek çok doğal afetler de yaşamış. Avrupa'yı karanlığa boğan Vebadan da nasibini almış. Bu yüzden şehir 17. yy.dan sonra bir dönem neredeyse tamamen terk edilmiş bir halde kalmış. Ta ki, 20. yüzyılda Macar sanatçılar burayı yeniden keşfedene kadar…
 
Parke taşlı sokaklardan yürüyerek meydana doğru ilerlerken,
Rákóczi sokağında karşımıza Szentendre Belediye Binası çıkıyor.


Ve tarihi kentin kalbi, ana meydana geliyoruz. 
Farklı mimarileriyle rengârenk evler, 
yüksek yüksek kiliseler ve çan kuleleriyle yükselen tepeleri çevreleyen 
hoş bir kent dokusu içindeyiz. Ara sokakların biraz ötesinde ise
Tuna Nehri ışıl ışıl parlıyor. 


Szentendre Meydanın tam ortasında kentin sembolü haline gelmiş olan küçük bir Veba Anıtı, tepesinde de bir anma haçı yer alıyor. Hemen altında ise eskiden çok kullanılan bir tulumba yer alıyor. Sırp Ortodoks (BlagovestenszkaKlisesi de yine meydana bakıyor. Kilisenin hemen yanında ise (alttaki görsel) Szentendre Sanat Galerisi yer alıyor. bkz

***

Arnavut kaldırımlı, taşlı ara sokaklarda keyifle yürürken hangi köşeye bakacağımızı şaşırıyoruz. Centrum'da, Macarlar'ın meşhur tejberizler'i yani sütlaçlı ve meyveli dondurmaları üretiliyor. Gönlüm de, gözlerim de dondurmaya kaymadı değil!. tadına bakmazsam olmaz. Ancak önce keşif zamanı, daha sonra midemi şenlendireceğim elbette !..
Stabil - Sturday
Birbirinden ilginç heykeller, yaratıcı sanat eserleri... her yerde karşımıza çıkıyor.
Ara sokakların bazıları sadece bir insanın yürüyebileceği genişlikte ve bir hayli dar. 


Her sokak, en az iki üç sanat galerisine, küçük bir müzeye ya da 
yöresel lezzetlerin yapıldığı teras kafelere çıkarıyor bizi. 

En ünlü porselen üreticileri yine bu bölgede bulunuyor. 
El emeği porselen tabaklar şahane.

Karamelize edilmiş şahane dondurma kokuları, badem ezmesinden yapılan şekerlemeler, milli şarap müzeleri, sanat galerileri, minik minik sanat müzeleri, antikacılar, hediyelik eşya satan dükkânlar. Çini işi porselenler, kristaller... geleneksel Macar giysili bebekler, seramik biblolar ve kitap rafları arasında keyifli bir gezinti içindeyiz. 

Bu arada Macarlar'ın acı biberleri de meşhurmuş. Ben de kendimize hatıralık ve hediyelik küçük birkaç kese acı biber ve tahta kaşıklar alıyorum. Alışverişi elimden geldiğince  minumum düzeyde tutmaya çalışıyorum. Ama küçücük de olsa gittiğimiz yerlerden mutlaka hatıralık bir şeyler alıyorum. Çünkü biliyorum ki, o objeler bizi, anılara taşıyacak ve yeniden yolculuklara çıkaracak. Her şey geçip gidiyor, geriye bir tek anılar kalıyor...
Kovacs Margit Müzesi 
Budapeşte'den gelen sanatçıların pek çoğu bu şirin kıyı şehrinde yaşamayı tercih ettiğinden dolayı, bu şehre, 'Sanatçılar Şehri' denilmesi çok yerinde olmuş. Sanatçılar dokundukları her yeri güzelleştirmişler. Szentendre'de sayısız sanat müzesi ve galeri yer alıyor. Bazı müzeler ve galeriler ise oldukça meşhur. Özellikle 18. yüzyıl ile 1. Dünya Savaşı arasında kırsal yaşama tanık olabileceğiniz Macar Açık Hava Müzesi ile Macaristan'ın en iyi sanatçısı olan Margit Kovacs sergisi  Ferenczy Müzesi'nde görmeğe değer.  Ayrıca, Mank Galeri, Art Mill, Retro Design ve Seramik Müzesi gibi daha pek çok müze de kayıtsız kalamayacağınız kadar güzel eserlerle dolu. 

Renklerle bezeli, huzur dolu bir dinginlik.. 
kent sakinleri gibi bizi de sarıp sarmalıyor. 


Hareketli sokaklardan, biraz da daracık taşlı yokuşlara doğru, 
şehri tepeden göreceğimiz sokakların içine dalıyoruz.
Pek çok yerde karşımıza şapeller, küçük kiliseler, anma haçları çıkıyor...


Levendula Dodurmacının yanından ince bir tünel gibi uzanan
daracık merdivenlerden yukarı çıktığımızda 
Aziz John - Roman Katolik Kilisesi'nin avlusunda buluyoruz kendimizi.
Burada, Szentendre'nin kırmızı kiremitli çatıları üzerinden, aşağıdaki 
meydanlara, sokaklara ve Szentendre Adası'nın ağaçlık tepelerine bakıyoruz. 
Manzaramız muhteşem. 

Güneş tepemde ve ben, gül renkli çan kulesiyle meşhur Sırp Ortodoks Kilisesi önündeyim :))  Kiliseyi Sırp göçmenler inşa etmiş. Kilisenin ağaç gölgeli dış kısmında ise, bir heykel portalı ve tam olarak anlayamadığım taştan oyulmuş kafatasları önünde! poz vermeden geçmek olmaz diyorum. Öyle sanıyorum ki kafatasları, sembolik olarak savaşlarda ölen Sırplar anısına yapılmış olmalı. 
İç mekanda da ilginç ikonlar varmış...!!! ancak zamanımız kısıtlı, içeriye giremiyoruz. Zaten bizden başka da tepelere tırmanan yok. Ve, zaman kaybetmeden aşağıya kent merkezine iniyoruz. Bu defa rotamızı ara sokaklardan Tuna Nehri'ne doğru çeviriyoruz. 
***

Şehrin bir yakası Tuna kıyısında...vaktimiz olsa mutlaka gündüz gözüyle de tekne gezisi yapardık. Szentendre kıyılarını bir de tekneden seyrederdik. Ayrıca, Budapeşte'den Szentendre'ye tekneyle de ulaşmak mümkün. Diyelim ki siz herhangi bir tura bağlı olmaksızın Budapeşte'ye geldiniz, en pratik ve keyifli bir ulaşımla tekneyle Szentendre'ye gelirsiniz. Bu şahane olur. Szentendre'nin kıyı boyu da yürüyüş için nefis bir parkura sahip. Üstelik Tuna kıyısında, çok güzel kafeler, pastaneler ve dondurmacılar yer alıyor.

Szentendre Feribot İskelesi - Lázár Cár tér
Tuna Nehri kıyısında yaptığımız küçük bir yürüyüşün ardından, Szentendre gezisi için ayrılan saati dolduruyor ve yeniden buluşma noktasında gurubumuzla bir araya geliyoruz. Ayak üstü herkes birbirine gezdiği yerleri, yaptığı alışverişleri anlatıyor. "Tüh biz orayı göremedik!. Aaaa.. kupaları nerden aldınız?  Tokaji şaraplarından içtik şahaneydi :)) hele ki dondurmaları nefisti nefis :)))) sözlerinin ardından yüzler gülüyor. Ah biz Türkler, gezmeyi de, yiyip içmeyi de pek bir severiz. Anlatmasak hele hiç olmaz. :)) Ama asıl ziyafet yakında bizi bekliyor. Szentendre'den ayrılıp aynı lokasyonda yer alan Visegrad'a doğru yol alıyoruz. 
VİSEGRAD

Tuna Nehri'nin en dar kıyısında hakim bir tepeye konumlanmış olan Visegrad,
Ortaçağda kral tahtının ve krallığın canlı yaşantısının ana merkezi olmuş.

Visegra yolumuz işte böyleydi sevgili dostlarım. Her yer yemyeşil, dik çatılı müstakil evler doğayla bütünleşmiş, beton yığınına dönüşmemiş. Tuna Nehri de sükut içinde akmakta. Tepede ise 8. yüzyıldan kalma Visegrad Kalesi kente hakim bir konumda. 4. Bela'nın inşa ettirdiği ve zamanın en güzel sarayı olan kale, yaklaşık iki yüz yıl sonra Mathias Corvinus tarafından rönesans tarzında yenilenmiş. Kaleden günümüze sadece dış duvarlar kalmış. 

Szentendre'den yaklaşık 15 km sonra Rönesans restorana ulaşıyoruz.
Restoranın konumu ise Tuna Nehri'nin hemen kıyısında.


***


Rönesans - Renaissance - Restoranı

Ortaçağ kostümleri giymiş müzisyenler trompetlerle
kapıda bizleri karşılıyor. Birazdan  Salamon Kulesi'nde şövalyelerin
gösterilerini izleyeceğiz. Ardından öğle yemeğinde kazanan şövalyeyi,
 toprak kadehler eşliğinde kutlayacağız.


Rönesans Restoranın içi

Ortaçağ yemekleriyle buluşacağımız restorantta sofralarımız
hazırlanmış biz konuklarını ağırlamayı bekliyor.


Ortaçağ müzikleri eşliğinde, şövalyeler, krallar, kraliçeler arasında
birkaç saatliğine de olsa zamanda yolculuğa çıkıyoruz.




***

Mönüde, güğümde hazırlanmış kremalı çorba, ekşi mayadan yapılmış olan ev ekmeği, geyik eti ve testide sunulan kırmızı şarap vardı. Ve yemekler gerçekten lezzetliydi. Tüm grubun ortak kanaati 'iyi ki bu ekstra tura katıldık ve Rönesans Restorana geldik' oldu. Bkz >> Renaissance Restaurant   

Ve...Estergon Kalesi'ne gitmek üzere, yine yollara koyulma vaktidir dostlar.
Takipte kalınız :)

Esin Bozdemir


Orta Avrupa Gezisi Destinasyonları
Viyana - Dresden - Chesky Krumlov- Karlovy Vary -
 Prag - Seegrotte ve Baden - Slovakya / Bratislava - Budapeşte

6 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı olmuş. Elinize kaleminize sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Tahsin Deniz ARPACI,
      İlginize çok teşekkür ederim.
      Esen kalın...

      Sil
  2. Kağıt fenerli sokağa, el yapımı tabaklara, Tuna nın akışına, hepisine bayıldım.
    Ne güzel bir gezi olmuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @tülin,
      Budapeşte ve Budapeşte'nin yakın çevresi, Tuna kıyısındaki yerleşimler çok güzeldi.
      Hele ki 'Artistler Köyü' Szentendre oldukça renkli bir şehirdi.

      Sil
  3. Artistler Köyü'ne bayıldım.
    Bugünlerde öylesine farklı coğrafyalarda bulunma isteği içerisindeyim ki bu yazı iyi geldi Esincim:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Klio'nun Şarkısı,
      Bende aynı halet-i ruhiye içindeyim :) Parmağım haritalar üzerinde gezinip duruyor. Kâh uzak iklimler, kâh yakın yerler derken... ve de dolar almış başını giderken, öyle kendi eksenimde dönüp duruyorum. Budapeşte güzeldi ama, hele ki 'Artistler Köyü'nde, her yere sanatçı eli değmiş. Çok beğendik biz de!. İnşallah canım, her şey gönlünce olsun. Şimdiden iyi haftalar dilerim. Sevgilerimle..

      Sil

Related Posts with Thumbnails