24 Ağustos 2019 Cumartesi

Fransa'nın en güzel kültür ve sanat köyü: Saint Paul de Vence


Elegant Avrupa turumuzun ilk günü Monaco ve  Monte Carlo'yu gezmiş, ikinci gününde ise ilk önce Nice'i gezmiş ardından ekstra tur kapsamında; Fransız Rivierası adıyla nam salan ünlü sahilde, dünya jet sosyetesinin gözde beldesi ve film festivali ile meşhur Cannes şehrini gezmiştik. Cannes'dan sonra sıradaki destinasyonumuz ise bir ortaçağ kenti olarak günümüze kadar ulaşabilmiş ve Fransa’nın en ünlü kültür ve sanat köyü olan Saint Paul de Vence yer alıyor.

Cannes'a yaklaşık 28 km' lik bir mesafede yer alan Saint Paul de Vence, Fransa'nın güneydoğusunda Alpes-Maritimes ilinde bir belediyedir. Akdeniz'e 7 km mesafede, Nice ve Antibes kıyı kentleri arasında konumlanmış olan Saint Paul de Vence'e giderken, güzergahımız aynı zamanda parfüm üretiminin yapıldığı Grasse'den de geçiyor.

40 dakikalık yol seyrimiz, hiç bitmesin dediğimiz, şahane manzaralar ve birbirinden ilginç heykellerle tasarlanmış mimari yapıların arasında ilerlerken, daha şimdiden, yaklaşmakta olduğumuz köyün, bir açık hava müzesi olacağının sinyallerini almaya başlıyoruz bile!


Yeşilliklerle bezeli, zeytin ağaçların, palmiyelerin, şahane peyzajlarıyla birbirinden güzel bahçelerin ve coğrafi dokunun içinde kaynaşmış küçük küçük evlerin olduğu köylerin arasından geçtikten sonra, Fransa'nın Akdeniz kıyılarına bir tepe üzerinden bakan ve etrafı surlarla çevrili, küçük bir ortaçağ köyü olan Saint Paul de Vence'in bir hayli yakınına geliyoruz.


Tur aracımız belli bir noktada bizi bıraktıktan sonra, grubumuzla birlikte tepede konumlanmış olan, sur içindeki Saint Paul de Vence'e ulaşmak üzere hafif bir rampayla yürüyüşümüzü sürdürüyoruz. Meraklı gözlerle çevreye bakınırken bir yandan da kulağımız rehberimizde, Burçak Hanım'ı pür dikkat dinliyoruz.

Rehberimizin, "Bu köy, turistik olduğu için güzel bir köy değilbu köy, güzel olduğu için turistik bir köydür. " sözleri düşündürüyor bizi. Fransızların topraklarına, özkültürlerine olan bağlılığı ve turizmin doğal dokuyu bozmasına izin vermeyen değer-bilirliklerinden ve Fransa'nın Beşinci Cumhuriyet'in mimarı, devlet adamı, asker ve yazar De Gaulle'in uygulamaya koyduğu (vergi muafiyeti ve iç göçü önleyen) birtakım yasal düzenlemelerinden bahsediyor.  Ve, Fransız halkının, yerleşik düzenden kopmayan, kendi doğduğu yerde yaşamını sürdüren bir millet olduğu vurgusunu yapıyor. 


Yapılan istatistiklerde de görülen odur ki,  Fransa'da halkın -en az iki jenerasyonun- doğduğu yerde yaşama oranı %87 imiş.  Bu köyde de düzen değişmemiş, aynı şekilde, halk nesilden nesile, hep bu köyde yaşamış ve bu köyün ormanını, nehrini, her bir taşını, toprağını atalarından devraldığı şekilde -yüksek bir aidiyet duygusuyla ve sevgiyle- korumuş ve kendinden sonraki kuşaklara da aynı liyakatla, sevgiyle, saygıyla devretmiş.


Fransa'nın en güzel köyü ünvanına sahip olan Saint Paul de Vence'in tarihi 14. yüzyıla kadar uzanıyor. Nesilden nesile tarihiyle, kültürüyle, mimarisiyle, sanatsal ve estetik görüntüsüyle günümüze değin korunabilmiş olan bu köyün, girişinde de "Çiçekli Köy" yazılı. Köyü gezerken ona verilen bu güzel ünvanın ne denli yerinde olduğunu bizzat biz de tanık oluyoruz.


Yeşillikler arasında bir kartal yuvası gibi korunaklı surlarıyla, küçücük bir köy olan St Paul de Vence, sakinliğiyle, dinginliğiyle...1900'lü yılların başından itibaren dünyaca ünlü pek çok sanatçıya ilham kaynağı olmuş ve burayı mesken edinmişler kendilerine. 1911 yılına kadar kale içinde küçücük bir köy olan Saint Paul de Vence’in dünyaya açılmasını ise Cagnes-sur-Mer ile Vence arasına yapılan bir tramvay hattının açılışı sağlamış. Ve 1920'li yıllardan itibaren de sanatçılar ve film yapımcıları  bu sınır kalesi içindeki küçük ortaçağ köyünü keşfetmişler.

Köyün müdavimleri arasında kimler yok ki! Ressam ve heykeltraş Modigliani'den, Matisse, Picasso, Mirro, Braque, Sartre'ye, Simone de Beauvoir, Greta Garbo, Sophia Loren, Catherine Deneuve'den, Burt Lancester, Yves Montand ve Miles Davis gibi pek çok şöhretli sanatçıyı cezbetmiş ve yaşamlarının bir dönemini burada geçirmişler. Chagall ise tam 20 yıl burada yaşamış. 

Bizden de değerli sanatçılar; Abidin ve Güzin Dino çifti, Fikret Mualla bu topraklarda yaşamlarını sürdürmüş pek çok eser üretmiş ve özgün çalışmalarıyla güzel izler bırakmışlar. 



Ortaçağ'dan kalma taş evleriyle, arnavut kaldırımlı daracık sokaklarıyla, ilginç mimarisiyle ve günümüzde bir kültür ve sanat üssü olarak kullanılan sanat galerileriyle; hem tarihi, hem de kültürel birikimiyle, Saint Paul de Vence Köyü, benim için de, Elegant Avrupa turumuzun en güzel destinasyonlarından biri oluyor.

İlk durağımız sur içini gezmeden önce, De Gaulle Meydanı oluyor. Köylülerin toplanmayı sevdiği asırlık çınar ağaçlarıyla çevrili efsanevi bir meydan burası.


Vakti zamanında Yves Montand ve Lino Ventura, burada ateşli tartışmalara sahne olan pétank* oyunlarına katılmışlar. Café de la Place bir tarafta durmakta, terası ise bu harika manzaranın keyfini çıkarmak için birebir.
*Petank (Petanque) Fraansa'nın en popüler açık hava oyunlarından biridir. Küçük güllelere benzeyen toplarla oynanan oyunda amaç, her birinin uzerinde farklı çizgiler olan çelik topları "pig", "but" ya da "cochonnet" olarak adlandırılan minik klavuz topun yakınına yuvarlamak ya da atmaktır. Bu oyunu oynamak için özel bir eğitim gerekmez.  7'den 70'e herkes bu takım oyununu oynayabilir. (Kaynak: ekşi sözlük)
Saint Paul de Vence

Café de la Place'in tam karşısında yine aynı meydana bakan 
Fransa'nın en şık restoranlarından biri olarak kabul edilen 
Le Colombe'd Or (Altın Güvercin) Oteli bulunuyor. 



Dışarıdan baktığımızda oldukça sade bir görüntüye sahip olan bu tarihi yapıyı, 
asıl şöhretli kılan ise, duvarlarında taşıdığı paha biçilmez orjinal sanat eserlerine 
ev sahipliği yapmış olması ve pek çok ünlü ismi ağırlamış olmasından kaynaklanıyor.




Yves Montand ile Simone Signoret ise 'Altın Güvercin' Otelinin 
terasında evlenmişler. *



Roux ailesi tarafından çok özel ve modern sanat koleksiyonuyla dekore edilmiş olan yapı Pablo Picasso, Joan Miró, Jacques Prévert, Yves Montand ve James Baldwin gibi olağanüstü sanatçıların eserleri yer almaktaymış. Bu güzel mekanın bugün olduğu kadar geçmişte de düzenli olarak gelen ziyaretçileri hep olmuş. Bunlar arasında ise, Matisse, Braque, Léger, Calder, César gibi dönemin tanınmış ve itibarlı şahsiyetleri olduğunu öğreniyoruz. İçini göremesek de, bu bilgilerin ışığında, bir zamanlar değerli sanatçıların ayak bastığı ve eserlerinin yer aldığı bu mekanın hemen yakınımızda olduğunu bilmek ayrıca bizim için de hoş bir duygu oluyor.




Yine karşıda da bir başka sanat evi: Fondation Maegt Modern Sanat Vakfı Müzesi  yer alıyor. 1964 yılında Maeght çifti tarafından kurulan vakıf, kültür hizmeti alanında en çarpıcı örneklerin yer aldığı 12 binden fazla zengin koleksiyonuyla kesinlikle görmeğe değer. Biz yeterli zamanımız olmadığı için, ne yazık ki Sanat Vakfı Müzesi'ni gezemiyoruz. Sizin aklınızda bulunsun, geniş bir zamanda gelirseniz eğer, bizim için de bu müzeyi gezin isterim :)



***


Veee iki girişi olan Saint Paul de Vence'in 'Kraliyet Kapısı'ndan içeriye adımızı atıyoruz. Artık Ortaçağa uzanmış, zamanda yolculuğa çıkmış bulunmaktayız. Burada, sanatla tarih buluşmuş, eskiyle yeni harmanlanmış ve sanatçılar da bu dokuya apayrı bir ruh katmış! 



Ortasında tarihi bir çeşmenin olduğu, köyün kalbinde yer alan bu meydan bir zamanlar pazar yeriymiş 1850 yılından kalma kurnalı ve gösterişli çeşmeyi kendimize merkez alıyoruz. Zaten bütün sokaklar da bizi bu çeşmeye çıkarıyor. 

www.izlerveyansimalar.blogspot.com

***

Etrafı yüksek surlarla çevrili, ortaçağ mimarisi içinde Saint Paul de Vence'in buram buram sanat kokan, duvarları sarmaşıklı, daracık arnavut kaldırımlı sokaklarında dolaşmak...



✩❤✩


lavanta kokulu dükkanların, enteresan tasarımlı heykellerin arasında kaybolmak... hele ki yürüdüğün yollarda Picasso'nun, Mirro'nun, Matisse'nin de bir zamanlar yürüdüğünü hayal etmek!.. nasıl da heyecan verici bir duygu!. kalbim kelebek gibi, pır pır uçuyor!. bu anlar hiç bitmesin istiyorum! anlayacağınız pek bahtiyarım o anlarda!..


Beni benden alan, sanat harikası eserlerle dolu Saint Paul de Vence'in renkli dünyasını en güzel fotoğraflar anlatacaktır. Bu yüzden şimdi söz çokça fotoğraflarda olsun ♥★♥ 




✩❤✩


Rue Grande'nin daracık parke taşlı yollarında yürürken 
ayağımızın altındaki taşların dekoratif şekillerde döşenmiş olması 
dikkatimizi çekiyor. Bu taşlar nehirden toplanarak buraya getirilmiş.



✩❤✩


Öylesine güzel eserlerle donatılmış ve şık dekore edilmiş galeriler görüyoruz ki!. Sanat galerilerine bakmaya doyamıyoruz! çoğunda fotoğraf çekmek yasak olsa da, elimizde mobil tf.lara pek ses çıkarmıyorlar. Rahatsız etmeden, teşekkür ederek, vitrinlerin dışından bir kaç görüntü alıyoruz yine de.


✩❤✩


Galerilerin dışında, bölgeye has zeytin yağı, lavanta kokuları, sabunları, dantelleri ve dekoratif sanatsal ürünlerin yer aldığı mağazalara bakınırken ve daracık taşlı tarihi sokaklarda keyifle  dolaşırken zaman da göz açıp kapayıncaya kadar geçiveriyor. Bu arada hem kendimize hatıralık hem de hediyelik birkaç lavanta kesesi alıyorum.


✩❤✩



✩❤✩


Hava koridoru vazifesi gören, daracık taşlı ve dolambaçlı sokaklarda 
yürürken bir ara çan sesleri geliyor kulağımıza!


Köy yaşamının nabzını hissetmeye çalışırken kulağımıza gelen ve duvarlara çarparak yankılanan bu seslerin, 14. ve 16. yüzyılda inşa edilmiş olan kalenin antik kulesinden geldiğini fark ediyoruz. Sonradan eklenen şapel ise günümüzde (Musée d'Histoire Locale) Yerel Tarih Müzesi olarak kullanılmaktaymış. 


✩❤✩


✩❤✩


Sur içinde gezdiğimiz Saint Paul de Vence’in biraz üst tarafında, 
Matisse tarafından dekore edilmiş Chapelle du Rosaire' da Vence’e 
ev sahipliği yapan görülesi mekanlardan biri.


✩❤✩


Biraz da seyir terasından vadiye kuşbakışı bakıyoruz. 
Nice'e doğru uzanan vadinin görüntüsü muhteşem. 


Bu cephede, zeytinlikler, bağlar, bahçeler...
yeşillikler arasına gizlenmiş villalar ve tarihi mezarlık ile şapelleri görüyoruz. 


Mezarlıkta, selvi ağaçlarının gölgesinde, yaşamının son yıllarını geçiren 
Saint-Paul (1966 - 1985) ve eşi Marc Chagall'da yatmakta. 

✩❤✩

Unutamayacağımız güzellikte panoramik görüntüler yakaladığımız teras seyrimizden sonra, günün finalini de, yöresel meyvelerle ve geleneksel yöntemle yapılmış olan Vence'nin meşhur dondurmalarıyla tamamlıyoruz. Nefis tadıyla ve damağımızda kalan o hoş rahiyasıyla, St Paul de Vence'de yediğimiz bu dondurma da, lezzet duraklarımız arasında  ayrı bir yer buluyor.

Code d'Azur'un en güzel köyünde ve bir açık hava müzesinde; tarihle, kültürle ve sanatla dolu geçirdiğimiz gün sona ererken, Saint Paul de Vence gezimiz, şimdiden 'unutulmayacaklar listemize' giriyor.

Ve yeniden yola koyulma zamanı. Gezimizin bundan sonraki rotası Marsilya!
Takipte kalınız sevgili dostlarım...

Esin Bozdemir

* Siyah Beyaz foto

Elegant Avrupa Turumuzun Destinasyonları
***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails