Bir yılın daha sonuna gelmek üzereyiz. Ve ben 'çizer modundan yazar moduna geçememenin', iki kelimenin belini kıramamanın serzenişi içinde, bugün yarın derken bir türlü bloğuma giremedim. Uzun zaman yazmayınca içimdeki kelimeler de küsüyor sanki. Her şey sıcağı sıcağına; fırından yeni çıkmış kek misali hemen servis edilebilse! O zaman kelimeler de ahengini bulacak, sular, seller gibi akacak...Oysa anlatmak istediğim ne çok şey var! Neyse ki yeniden blog/hanemdeyim :) Güncelerimi bu defa kısa notlar ve görsellerle kaldığım yerden yazmaya devam ediyorum.
En son nerede kalmıştım? Eylül ayında.
Yaz tatilimiz ve sonrasında Ekim'in son haftasına kadar mütemadiyen daha önceki postta bahsettiğim nedenden dolayı Bandırma'da anne ocağındaydım. Tansiyonlarımız bir indi, bir çıktı... ve nihayet rayına girdi. Böylece yaz mevsimi de göz açıp kapayıncaya kadar çar-çabuk geçti! derken.... Ekim ayına girdik.Doğa kabuğunu değiştirmeye başlarken; sararan yapraklar, yağan yağmurlar ve esen serin rüzgârlarla mevsim artık sonbahardı. Şairin hası üzerine basa basa 'güz geldi Ömür hanım' * demekteydi! Ayaz geceler Bandırmamıza yeniden geri gelmiş, annemin sağlık sorunları çok şükür düzene girmiş, bana da yol görünmüştü. İstanbul'da ise ağırlıklı olarak sanatla dolu günler beni bekliyordu.

