30 Haziran 2021 Çarşamba

Korona Günlerinde Nisan-Mayıs-Haziran ayı günceleri

Nihayet yaz sıcaklarına kavuştuk. Aşılarımızı da büyük bir çoğunlukla olduk. Bünyelerde bir ferahlık hafif de olsa bir rahatlama ile sayfiyelere, kırlara koşmaya başladık. Biz henüz sayfiyeye uzanamadık, ama Mayıs Ayı'nın son haftasında Anadolu'nun bir ucuna gidip, dağlara, bayırlara çıkıp geldik. Gezi yazılarımı anlatmaya başlayacağım elbet, ama öncelikle korona günlüklerimi kaldığım yerden özetle toparlamak istiyorum. 

Uzun aralıklar verince yazma moduna girmem de pek kolay olmuyor. Öncelikle günün en sakin anını belirliyorum. Günlerden pazar ve Haziran'ın bu son kapanma gününde sokakların sessizliği de işime yarıyor. Zaman ayarlaması tamamdır diyorum ancak kafamın içinde arılar vızır vızır uçuyor!. Hangisini yakalayıp, hangisini salacağımı bilemez bir halde... //zannetmeyin ki her günüm ayrı telde!.// yine de nereden? hangisinden başlamalı?! diye sorarken kendime, imdadıma instagram fotoğrafları yetişiyor. Mutlak, hemen her gün gibi instagrama fotoğraf koymasam da! önemli bulduğum anlarımda günlüğüme not düşer gibi o mecrayı kullanıyorum ben de. İşte o fotoğraflar, şimdi işime yarıyor ve 'korona günlüklerim'de yol haritamı belirlerken bana bir hayli yardımcı oluyor. Böylece o vızırtılı seslerin yerini rengârenk kanat çırparak uçuşan kelebekler alıyor. 

Fona güzel bir müzik koyuyorum. Ve kahvemi alıp klavyemin başına geçiyorum. Artık hazırım. Yazmaya/anlatmaya başlayabilirim...

2 Haziran 2021 Çarşamba

Korona Günlerinde Ocak-Şubat-Mart ayı günceleri

İnsan yazmaya yazmaya kelimeleri de sus pus oluyor adeta!. Ben kalemime küsmedim ama bu kadar gözden ırak olunca sanırım o bana küstü! 

Kaçtı ipin ucu! Nereden başlasam? nasıl anlatsam? 
Birikenleri toparlayabilir miyim acaba! derken... 

Anadolu yollarına çıkmadan önce -Mayıs ayının ortalarında- 'Korona Günlükleri'ni toparlamak amacıyla yazmaya başladığım ve taslağa bıraktığım yazıyı derleyerek..."nasılsa arkası gelir" düşüncesiyle ipin ucunu yakalamaya çalışıyorum yeniden! Bu defa diliyorum yazı 'taslak'tan kurtulur ve okurla buluşur. Hangi okur? diye sormuyorum. Bu kadar ara vermelerden sonra, bilmem kapımı çalan olur mu? Sonra bu günlükler, okur için de ne ifade eder! Ancak şu bir gerçek ki, bu günlükleri ben, öncelikle kendim için, kendi tarihime not düşmek için yazıyorum. Akan zamana bıraktığım notlar bunlar. Tabi aynı şeyi, dağ tepe bayır demeden yollara düştüğüm, ardından uzun uzun araştırıp, okuyup yazdığım, seyahat ve kültür yazılarım için söylemem mümkün değil. Gelecek olursam sadede taslaktaki yazımın girizgâhı, o günkü ruh durumuma göre şekillenmiş ve şöyle başlamışım sözlerime; 

13 Mayıs 2021 Perşembe

İYİ BAYRAMLAR

 

 
Yine bu yıl da biçare, can cana, baş başa bir bayram geçiriyoruz!
Sevdiklerimize doyasıya sarılamamanın, bir arada olamamanın 
burukluğunu yaşıyoruz. Yetmese de kalben bir aradayız! 
Kovid yakamızdan düşmüyor bir türlü. Adeta sabrımızı, direncimizi sınıyor.
Bilmem bu mücadeleyi kim kazanacak? küçücük bir musibet tüm dünyayı esir aldı.
Nasihatlere uymayan; maskesiz ve mesafesizler, alınan önlemleri de kifayetsiz bıraktı!.

Şimdi
"meçhule giden bir gemi" deyiz hepimiz!
"Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli"

Oysa ne güzel, renkli balonlarımız vardı bizim :) 
 🌺 🍀 🌺
Ne diyelim... O halde biraz daha sabır ve çokça umutla!
Sevdiklerimizle birlikte özgürce kutlayacağımız, 
dertsiz tasasız, maskesiz mesafesiz
daha nice güzel bayramlarda buluşmak ümidiyle.. 

İyi bayramlar diliyorum herkese...


11 Mart 2021 Perşembe

Korona günlerinde Aralık ayı güncesi

Hiç bu kadar uzun süre bloğumdan ayrı kalmamıştım. Neredeyse "kaç yıl oldu saymadım köyden göçeli mevsimler geldi geçti görüşmeyeli!" diyeceğim. Özledim mi? evet. Sizlerle hoş-beş etmeyi, sayfalarınızda gezinmeyi, okuyup yazdıklarınızı, seyrettiklerinizi...ve paylaştıklarınızla bilgi dağarcığıma ektiğiniz yenilikleri özledim. Her insan ayrı bir dünya. Ve neler yok ki o dünyalarda! İnsan bilgilendikçe, okudukça, öğrendikçe zenginleşiyor, paylaştıkça çoğalıyor. Ayrıca yazmak da başlı başına bir terapi bunu da göz ardı edemeyiz değil mi!

Tabi geçerli bir sebebim vardı, sayfamı takip edenler biliyor. Keşif yolculuğumun rotası bu defa uzaklara değil, kendime doğruydu.  Baktım ki orada eşelenmeyi bekleyen bir vaha var ve beni bekliyor hevesle koyuldum işe. Kendimle başbaşa kalınca, renklerin dünyasına öyle bir daldım ki! çıkarabilene aşk olsun! Günlerim nasıl geçti, ben bu günlerin içinden nasıl geçtim hiç anlamadım. Gündüzüm, gecem birbirine karıştı. Günler, haftalar ve aylar aynı rutinlikte akıp giderken bende de adeta bir zaman kayması oluştu. 

Özellikle portre çalışmalarım saatler boyu sürdü. Bir trans hali miydi yoksa bu saatlerim? hiç bilemiyorum! :)) portrelerim adeta ete, kemiğe bürünecek bir hâle geldi benimse heyecanım daha da arttı. Onları periyodik olarak yaptığım aylık 'Korona Günceleri'nde sizlerle paylaştım ve biraz rötarlı da olsa, arası daha da açılmadan yine paylaşmaya devam edeceğim.  

17 Ocak 2021 Pazar

Korona günlerinde Kasım ayı güncesi

Nihayet, yakamızdan düşsün, gitsin artık dediğimiz 2020'yi kapattık ve yeni bir yıla kavuştuk sonunda...Şükür ki, bu zorlu yılı gerek kendi hanemizde, gerek yakın ve dost çevremizde ciddi sağlık sorunları yaşamadan atlatabildik. Endişe duyduğumuz günler hep oldu, hayatını kaybedenleri duydukça, kederlendik. Her can kaybı haberinde, özellikle sağlık çalışanlarının birbiri ardına Covid19'a yenik düştüklerini öğrendiğimizde, işin ciddiyetini anlarken, pandemi kurallarına uymanın da ne denli hayati olduğu gerçeğiyle bir kez daha yüzleştik. Bunalsak dahi, "sıkıldık" demek gibi bir lüksümüz ve sorumsuzluğumuz olmamalıydı. Bunları yaşayarak gördük, öğrendik!. Şimdi bir umutla sarılırken yeni yıla, dünden bu güne hemen ne değişebilir ki!. Ancak biz değişirsek, değişecek! bunu bilirsek ne alâ! 

2021'e geldik ve 2. haftasını bile bitirdik. Su gibi geçiyor günler. Bu arada pek çoğunuz gibi ben de ne çok istemiştim; 'şöyle salına salına, köpük gibi kar taneleriyle yeni yıla girmeyi. Ama öyle olmadı, onun yerine göğümüzü aydınlatan,içimizi ısıtan pırıl pırıl bir güneş vardı. Sanki karanlık geçen eski yılın, üzerimizdeki ağırlığını atmak için, kendisine vazife edinmiş bir güneş; ' korkmayın, endişe etmeyin arkanızda ben varım!' dermiş gibi!. Yağsaydı kar, tam bir bonus olacaktı bizim için. 

16 Aralık 2020 Çarşamba

Korona günlerinde Ekim ayı güncesi


Nedir; dedim bu yaşamak? Bir düş, dedi; birkaç görüntü. * Ömer Hayyam

Şu yaşadıklarımıza hangi adı vereceğimi bilemiyorum! Çünkü gerçekten sanki bir düş içindeyiz! Oysa düş falan değil yaşadıklarımız!  

Radyoda Zeki Müren söylüyor; 'Zaman, sanki biiir rüüüzgâr ve biir su gibiii aaaksın!'...  bende nakaratlarda eşlik edip duruyorum. 'Aksın' derken, evet su gibi aksın zaman, buna bir diyeceğim yok ama öncelikle bitsin, gitsin şu illet yakamızdan!. diyorum. Nasıl da kıran kırana bir savaş halidir bu!. Her gün virüsün can aldıklarıyla, onu yenenlerin çetelesini tutuyoruz. Hangisi önde!? Bakalım bu savaşı kim kazanacak?. Bir de aşı kaosu yaşanıyor!. Endişe verici günler, bilmiyoruz ne zaman son bulacak!. sonumuz nereye varacak!. 

İyice kapandık kendi dünyamıza, sokaklar ıssız ve sessiz! şimdi her yer 'sakin şehir' (cittaslow) modunda :) sokaklar gerçek sahiplerine kaldı adeta! Öyle çok uzun değil, daha 10-15 yıl öncesine kadar, site sakinlerinin tanıklıklarıyla, bir zamanlar yemyeşil dağlık, bayırlık, kırlık imiş buralar. Kuzular otluyor, atlar özgürce koşturuyormuş. Aralarda sadece tek tük gece kondular varmış.  Sonra birer birer inşaatlar çoğaldıkça ne yeşil vadi kalmış, ne de üzerinde otlayan büyük başlar. Ağaçlar da kesilince, naçar tutunacak dal aramış kuşlar!. Şimdi yeri göğü inleterek kurulan şantiyelerde bitmek bilmeyen çalışmalar, toz toprak içinde gidip gelen harfiyat kamyonlarıyla... her yer beton yığınına dönüşmüş bir halde. Yeşilden, yeşillikten  eser yok! Masmavi göğümüzü başımıza dar eden devasa gökdelenler dikilmekte her yere!. Korkunç bir kıyım!. Bu kıyıma ne dayanabilir ki! Toprağın da, havanın da, suyun da kimyası bozulur elbet! Bütün dengeler alt üst oldu. Sen misin haddini bilmez olan? Şimdi sıra insan evladına geldi! bir virüs herkesi hizaya getirdi! Artık sokakların efendisi kediler, köpekler...yakında kurtlar, domuzlar, ayılar da geri dönerse şehre hiç şaşırmayacağız!;( 

1 Aralık 2020 Salı

Akçakoca'dan izler ve yansımalar

Neredeyse bir ay önce *Eylül Güncesi'ni paylaşmış ve Eylül ayı'nın son haftasında Akçokaca'ya gittiğimizi yazmıştım. Nihayet Akçakoca rehberini anlatmaya geldi sıra. Madem Covid19 hepimizi dört duvar arasına hapsetti, ben de hiç değilse biriken yazılarımı yazayım dedim. Uzun zamandır İstanbul'un Anadolu yakasında ikâme ediyoruz. Hâl böyle olunca hafta sonu gezilerimizi de genellikle ulaşım kolaylığı açısından İstanbul'un kuzey doğusuna ve Batı Karadeniz kıyılarına gerçekleştiriyoruz. Zaten bu yaz (ana ocağı Bandırma ziyaretlerimizi saymazsak) hepi-topu iki-üç kez şehir dışına çıktık. Malum pandemi, hepimizi olduğu gibi bizi de çok daha temkinli hareket etmeye sevk ettiği için genellikle gezilerimizi de konaklamalı yapmak yerine günü birlik yapmayı tercih ettik. Dolayısı ile zamandan kazanmak için de sabahın erken saaatlerinde yola çıkmayı göze almamız gerekiyordu, öyle de yaptık. 

Daha önce **Kefken ve Kerpe'ye gitmiş ve Karadeniz'in İstanbul'a yakın Batı Karadeniz sahillerine bayılmıştık. Bu defa bir tık daha uzağına giderek, henüz Türkiye'de Ege ve Akdeniz sahilleri bilinmez iken, yerli turistlerin bir zamanlar oldukça ilgi gösterdiği Düzce'nin sayfiyesi olarak da bilinen Akçakoca ilçesine gitmeye karar veriyoruz.

31 Ekim 2020 Cumartesi

Korona günlerinde Eylül ayı güncesi

Erdek, Belkız'da gün batarken

Sevgilim, işte eylül. Ve işte senin usul usul seğiren yüzün. Zaman ki sonsuzdur. Bitmemiş şiirler gibidir. Bazı hüzünleri. Bazı nehirleri tutup anlatmak gibidir. Biz ki zamanı tırnak içine alıp yaşadık (İsteğin bulanık kıyısında). Bundan değil midir bizim aşkımızda. Sürekli bir akşam hüznü vardır.* 

'Günler peşi sıra dizilmiş, haftalar, ayları ve aylar birbirini kovalarken bir yaz daha sona ermek üzere. Şimdi mevsim, sonbahar. Sonbahar sevdiğim mevsim, bir o kadar da hüzün mevsimi.'

demişim, 'Eylül güncesini' yazarken... ve bu yazı taslakta yaynlanacağı anı bekleyip durmuş! ta  ki bugün Ekim'i de devirip Kasım'a girerken; "olmaz ama, sevgili günlük bu kadar da ihmal edilmez ki ama!" serzenişleri içinde kendime ettiğim sitemimle, nihayet bloguma uzun bir aradan sonra yeniden 'merhaba' diyorum sevgili dostlarım. 

Evet uzun zaman oldu buralara gelmeyeli! Sanki bende bir zaman kayması oluştu. Öyle ki çoğu zaman günleri dahi karıştırdığım oluyor. Dışarıda çalışan olmasa, hafta içi ve hafta sonu günlerini de karıştırabilirdim! İyi ki, 'hafta sonu tatili' düşüncesi içinde -koronaya karşı tedbirli olmak adına- çoğunlukla bir yere kıpırdayamamış olsak da, yine de kendime bir 'tatil modu' algısı yaşattığım için, hepten takvim ayarını kaçırmış değilim!. Bir de resim çalışmaları zamanımın çoğunu alıyor. Haftanın belli günlerinde sanal ortamda sunumlarımız oluyor. Bu yüzden bir program dahilinde resim çalışmaları yaparken, zaman da nasıl geçiyor hiç anlamıyorum. Eylül Güncesini dahi paylaşmayı atlamışım. Neyse dükkân bizimdir nasılsa :) kira da yok! ama uzun zaman açmazsak ev sahibine belli mi olur!.. :)) konu komşuyu hiç sormuyorum!. zira onlar da kendi dünyalarında!. sitem yok, beklenti yok, ama anlayış da, empati de çok!. Arayan da, soran da sağ olsun!. Nasılsa gönüllerimiz birdir!. Zor zamanlardan geçiyoruz. Herkes kendince bir şekilde hayata tutunmaya çalışıyor!.  Umarım herkes iyidir. Yeter ki iyi olun, iyi olalım. Elbet bu günler de geçecek !.