17 Ocak 2021 Pazar

Korona günlerinde Kasım ayı güncesi

Nihayet, yakamızdan düşsün, gitsin artık dediğimiz 2020'yi kapattık ve yeni bir yıla kavuştuk sonunda...Şükür ki, bu zorlu yılı gerek kendi hanemizde, gerek yakın ve dost çevremizde ciddi sağlık sorunları yaşamadan atlatabildik. Endişe duyduğumuz günler hep oldu, hayatını kaybedenleri duydukça, kederlendik. Her can kaybı haberinde, özellikle sağlık çalışanlarının birbiri ardına Covid19'a yenik düştüklerini öğrendiğimizde, işin ciddiyetini anlarken, pandemi kurallarına uymanın da ne denli hayati olduğu gerçeğiyle bir kez daha yüzleştik. Bunalsak dahi, "sıkıldık" demek gibi bir lüksümüz ve sorumsuzluğumuz olmamalıydı. Bunları yaşayarak gördük, öğrendik!. Şimdi bir umutla sarılırken yeni yıla, dünden bu güne hemen ne değişebilir ki!. Ancak biz değişirsek, değişecek! bunu bilirsek ne alâ! 

2021'e geldik ve 2. haftasını bile bitirdik. Su gibi geçiyor günler. Bu arada pek çoğunuz gibi ben de ne çok istemiştim; 'şöyle salına salına, köpük gibi kar taneleriyle yeni yıla girmeyi. Ama öyle olmadı, onun yerine göğümüzü aydınlatan,içimizi ısıtan pırıl pırıl bir güneş vardı. Sanki karanlık geçen eski yılın, üzerimizdeki ağırlığını atmak için, kendisine vazife edinmiş bir güneş; ' korkmayın, endişe etmeyin arkanızda ben varım!' dermiş gibi!. Yağsaydı kar, tam bir bonus olacaktı bizim için. 

16 Aralık 2020 Çarşamba

Korona günlerinde Ekim ayı güncesi


Nedir; dedim bu yaşamak? Bir düş, dedi; birkaç görüntü. * Ömer Hayyam

Şu yaşadıklarımıza hangi adı vereceğimi bilemiyorum! Çünkü gerçekten sanki bir düş içindeyiz! Oysa düş falan değil yaşadıklarımız!  

Radyoda Zeki Müren söylüyor; 'Zaman, sanki biiir rüüüzgâr ve biir su gibiii aaaksın!'...  bende nakaratlarda eşlik edip duruyorum. 'Aksın' derken, evet su gibi aksın zaman, buna bir diyeceğim yok ama öncelikle bitsin, gitsin şu illet yakamızdan!. diyorum. Nasıl da kıran kırana bir savaş halidir bu!. Her gün virüsün can aldıklarıyla, onu yenenlerin çetelesini tutuyoruz. Hangisi önde!? Bakalım bu savaşı kim kazanacak?. Bir de aşı kaosu yaşanıyor!. Endişe verici günler, bilmiyoruz ne zaman son bulacak!. sonumuz nereye varacak!. 

İyice kapandık kendi dünyamıza, sokaklar ıssız ve sessiz! şimdi her yer 'sakin şehir' (cittaslow) modunda :) sokaklar gerçek sahiplerine kaldı adeta! Öyle çok uzun değil, daha 10-15 yıl öncesine kadar, site sakinlerinin tanıklıklarıyla, bir zamanlar yemyeşil dağlık, bayırlık, kırlık imiş buralar. Kuzular otluyor, atlar özgürce koşturuyormuş. Aralarda sadece tek tük gece kondular varmış.  Sonra birer birer inşaatlar çoğaldıkça ne yeşil vadi kalmış, ne de üzerinde otlayan büyük başlar. Ağaçlar da kesilince, naçar tutunacak dal aramış kuşlar!. Şimdi yeri göğü inleterek kurulan şantiyelerde bitmek bilmeyen çalışmalar, toz toprak içinde gidip gelen harfiyat kamyonlarıyla... her yer beton yığınına dönüşmüş bir halde. Yeşilden, yeşillikten  eser yok! Masmavi göğümüzü başımıza dar eden devasa gökdelenler dikilmekte her yere!. Korkunç bir kıyım!. Bu kıyıma ne dayanabilir ki! Toprağın da, havanın da, suyun da kimyası bozulur elbet! Bütün dengeler alt üst oldu. Sen misin haddini bilmez olan? Şimdi sıra insan evladına geldi! bir virüs herkesi hizaya getirdi! Artık sokakların efendisi kediler, köpekler...yakında kurtlar, domuzlar, ayılar da geri dönerse şehre hiç şaşırmayacağız!;( 

1 Aralık 2020 Salı

Akçakoca'dan izler ve yansımalar

Neredeyse bir ay önce *Eylül Güncesi'ni paylaşmış ve Eylül ayı'nın son haftasında Akçokaca'ya gittiğimizi yazmıştım. Nihayet Akçakoca rehberini anlatmaya geldi sıra. Madem Covid19 hepimizi dört duvar arasına hapsetti, ben de hiç değilse biriken yazılarımı yazayım dedim. Uzun zamandır İstanbul'un Anadolu yakasında ikâme ediyoruz. Hâl böyle olunca hafta sonu gezilerimizi de genellikle ulaşım kolaylığı açısından İstanbul'un kuzey doğusuna ve Batı Karadeniz kıyılarına gerçekleştiriyoruz. Zaten bu yaz (ana ocağı Bandırma ziyaretlerimizi saymazsak) hepi-topu iki-üç kez şehir dışına çıktık. Malum pandemi, hepimizi olduğu gibi bizi de çok daha temkinli hareket etmeye sevk ettiği için genellikle gezilerimizi de konaklamalı yapmak yerine günü birlik yapmayı tercih ettik. Dolayısı ile zamandan kazanmak için de sabahın erken saaatlerinde yola çıkmayı göze almamız gerekiyordu, öyle de yaptık. 

Daha önce **Kefken ve Kerpe'ye gitmiş ve Karadeniz'in İstanbul'a yakın Batı Karadeniz sahillerine bayılmıştık. Bu defa bir tık daha uzağına giderek, henüz Türkiye'de Ege ve Akdeniz sahilleri bilinmez iken, yerli turistlerin bir zamanlar oldukça ilgi gösterdiği Düzce'nin sayfiyesi olarak da bilinen Akçakoca ilçesine gitmeye karar veriyoruz.

31 Ekim 2020 Cumartesi

Korona günlerinde Eylül ayı güncesi

Erdek, Belkız'da gün batarken

Sevgilim, işte eylül. Ve işte senin usul usul seğiren yüzün. Zaman ki sonsuzdur. Bitmemiş şiirler gibidir. Bazı hüzünleri. Bazı nehirleri tutup anlatmak gibidir. Biz ki zamanı tırnak içine alıp yaşadık (İsteğin bulanık kıyısında). Bundan değil midir bizim aşkımızda. Sürekli bir akşam hüznü vardır.* 

'Günler peşi sıra dizilmiş, haftalar, ayları ve aylar birbirini kovalarken bir yaz daha sona ermek üzere. Şimdi mevsim, sonbahar. Sonbahar sevdiğim mevsim, bir o kadar da hüzün mevsimi.'

demişim, 'Eylül güncesini' yazarken... ve bu yazı taslakta yaynlanacağı anı bekleyip durmuş! ta  ki bugün Ekim'i de devirip Kasım'a girerken; "olmaz ama, sevgili günlük bu kadar da ihmal edilmez ki ama!" serzenişleri içinde kendime ettiğim sitemimle, nihayet bloguma uzun bir aradan sonra yeniden 'merhaba' diyorum sevgili dostlarım. 

Evet uzun zaman oldu buralara gelmeyeli! Sanki bende bir zaman kayması oluştu. Öyle ki çoğu zaman günleri dahi karıştırdığım oluyor. Dışarıda çalışan olmasa, hafta içi ve hafta sonu günlerini de karıştırabilirdim! İyi ki, 'hafta sonu tatili' düşüncesi içinde -koronaya karşı tedbirli olmak adına- çoğunlukla bir yere kıpırdayamamış olsak da, yine de kendime bir 'tatil modu' algısı yaşattığım için, hepten takvim ayarını kaçırmış değilim!. Bir de resim çalışmaları zamanımın çoğunu alıyor. Haftanın belli günlerinde sanal ortamda sunumlarımız oluyor. Bu yüzden bir program dahilinde resim çalışmaları yaparken, zaman da nasıl geçiyor hiç anlamıyorum. Eylül Güncesini dahi paylaşmayı atlamışım. Neyse dükkân bizimdir nasılsa :) kira da yok! ama uzun zaman açmazsak ev sahibine belli mi olur!.. :)) konu komşuyu hiç sormuyorum!. zira onlar da kendi dünyalarında!. sitem yok, beklenti yok, ama anlayış da, empati de çok!. Arayan da, soran da sağ olsun!. Nasılsa gönüllerimiz birdir!. Zor zamanlardan geçiyoruz. Herkes kendince bir şekilde hayata tutunmaya çalışıyor!.  Umarım herkes iyidir. Yeter ki iyi olun, iyi olalım. Elbet bu günler de geçecek !.  

20 Ekim 2020 Salı

'Gezgin Rehberler'in Ekim ayı konuğuydum

İzler ve Yansımalar

Sevgili dostlarım merhaba,

'Gezgin Rehberler'in Ekim 2020 söyleşi konuğuydum. 
Zarif davetleri için kendilerine çok teşekkür ediyorum.
Gerçekleştirdiğimiz söyleşimizi okumak isterseniz 
linki şuraya bırakıyorum.  

💙


28 Eylül 2020 Pazartesi

Korona günlerinde Ağustos ayı güncesi

Şu saatleri, günleri, ayları bildiren ‘takvim düzeni’ herkes için aynı olsa da, ‘zaman’ herkesin hayatında başka türlü ilerliyor. Bazen zamana teslim edersin kendini, zaman, sana uymasa da sen zamana uyarsın ve hayatın akışı içinde yol alırsın, bilirsin ki ‘hayat, sen planlar yaparken başına gelenlerdir.’ Ancak şimdi zamanın ibresi, sadece seni, beni değil koskoca dünyayı avucuna  almış, yutmaya çalışan bir virüsün elinde alabora oldu adeta. Doğal olarak yaşam biçimleri de pandemiyle birlikte yeniden şekillendi. 

Zaman, hep değerliydi! Dün olduğu gibi bugün de, yarın da hep değerli oldu, olacak!. Lâkin pandemi sürecinde, ardı ardına yaşanan can kayıplarıyla şimdi ‘zaman’, her zamankinden daha kaygan, yitip gitmeye meyilli.

Yaşadığımız bu süreçlerde, sağlıkla nefes aldığımız her ânın; dünyamızı, doğamızı aydınlatan, besleyen güneşin, dağın, taşın, toprağın, suyun… özgürce sevdiklerimize sarılmanın, birlikte doyasıya eğlenmenin, paylaşmanın ve daha pek çok şeyin önemini… gerçek anlamda ‘yaşamanın’ kıymetini bize fazlasıyla gösterdi. Şimdi de yaşıyoruz, ama tam değiliz işte!. / İdrak edenler için durum böyle, ama hâlâ farkında olmayan, umarsızlar da var!. Yoksa bu kadar uzun sürmezdi pandemi. /

9 Eylül 2020 Çarşamba

Çocuğunuz süt sevmiyor mu? Sütü Sevdirecek harika bir tarifim var!


Dün bir arkadaşıma çaya davetliydim. Öğleden sonra olduğu için çocukları evdeydi. Ben de giderken onların sevebileceği lezzetli bir şeyler almak istedim. Ufak tefek atıştırmalık yiyeceklerin yanında marketten en sevdiğim markanın ambalajlı sütünü aldım. Süt, bizim evde çok tüketildiği için artık her alışverişlerimde sanırım hiç düşünmeden sepete ekliyorum.

Evlerine gittiğimde arkadaşım torbaları boşaltırken sütleri kendime aldığımı sanınca biraz şaşırdım. Meğer çocukları süt “sevmezmiş”. Benim düşünceme göre, çocuklar bir gıdayı, bir yiyeceği sevmediğinde bu gerçek fikir değil, bir etkilenme veya zorlanma sonucu oluyor. Yani çocuğu yemesi veya içmesi için zorlarsan o çocuk o gıdayı bir daha tüketmeyebiliyor. O yüzden çocukları serbest bırakmak, sıkmamak, o gıdayı farklı tarif ve formlarda denemelerini sağlayarak onlara sevdirmek lazım. Hele ki konu beslenme için olmazsa olmazlardan süt ise….

6 Eylül 2020 Pazar

Karadeniz'in Muhteşem Koyları: Kefken ve Kerpe'den İzler ve Yansımalar


Pandemi dolayısı ile kısıtlanan hayatlarımıza küçük bir nefes alma durağı şart olmuştu artık, zira sıcaklardan dağılan bünyelerin de bir dayanma gücü vardı! ancak nereye gidecektik?. İstanbul'da her yer tıklım tıkıştı! En sonunda uzun zamandır aklımızda olan ve İstanbul'a çok da fazla uzak olmayacak bir yere; Karadeniz kıyılarına doğru uzanmak fikri.... daha o dakikada, usumuza düşer düşmez bizi heyecanlandırmaya yetiyor:)

Peki, gideceğimiz yer tam olarak neresi olacak?
Karadeniz'in en çekici ve en korunaklı koylarından; Kefken ve Kerpe'ye. Tabi günü değerlendirmek için, sabahın erken saatlerinde kalkıp, yollara koyulmayı göze almak gerekecek! hiç tereddütsüz, aldığımız bu kararı yürürlüğe koyuyoruz hemen.

Önce, akşamdan piknik sepetine koyacaklarımızı organize ediyor, buz çantasını ve şezlongları...yanımıza alacağımız en pratik ve bize yük olmayacak hafif yollu araç gereçleri, yolda giderken dinleyeceğimiz cd.leri, kamera ve yollukları da ayarladıktan sonra...artık gönül rahatlığı içinde yola çıkabiliriz! moduna geçiyoruz.