26 Kasım 2018 Pazartesi

Viyana'dan İzler ve Yansımalar

Sevgili dostlar, Orta Avrupa Gezimizi kaldığımız yerden anlatmaya devam ediyorum. Güncelimizdeki heyulalı günlerin ardından nihayet toparlamaya çalıştığım gezi notlarımı  derleyebildim. Bir hafta süren Orta Avrupa Gezimizin destinasyonlarını bir kez daha hatırlatmam gerekirse, gezimizin ilk gününde, Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’ı gezmiş, ikinci günü, kaplıcalar şehri Karlovy Vary’i, üçüncü günü; Chesky Krumlov’u ve dördüncü gününde ise Çekya’nın sınır komşusu Almanya’nın Dresden Şehri’ni gezmiştik. Gezimizin 5. gününde bir başka Avrupa ülkesi var sırada. Bu defa Avusturya’nın başkenti, kültür ve sanat şehri Viyana'yı çokça fotoğraflar eşliğinde gezeceğiz.  Ne de olsa "objektif, dünyaya açılan penceredir. Fotoğraf çekmek de kitap okumak kadar insanı besler." Fotoğraf çekerken yaşadığım heyecan dolu duygular kadar, onları daha sonra düzenlerken de bir dolu bilgiyle donanıyorum. Yoksa ne mümkün, gezdiğimiz onca yeri detaylarıyla aklımda tutabilmem!! Uzun lafın özü, Viyana gezimizde söz, en çok fotoğraflarda olacak. Şimdiden belirteyim. Sonra, demedi demeyin! ;) Hadi o zaman maystro başlasın!..

11 Kasım 2018 Pazar

Veda Filmi ve 'Genç Atatürk'


Ölümünün 80. yılında Asrın Lideri Atatürk'ü sevgiyle, saygıyla özlemle anarken, O'na olan sevgimizin de her geçen gün dağ gibi yükseldiğine şahit oluyoruz. Bu duygunun en somut gerçeğini içinden geçmekte olduğumuz süreçlerde bizzat yaşayarak görmekteyiz!. Saltanattan, Cumhuriyete ve Cumhuriyet Türkiyesi'nden bugüne!.. "nereden nereye geldik!" derken ve geldiğimiz bu noktada, umudumuz, rehberimiz, ışığımız hep Atatürk! oluyorsa; "Atatürk'ün çağları aşan fikirleri hâlâ yolumuzu aydınlatıyor ve aydınlatmaya devam edecektir" diyorsak eyer... O'nu sadece anmak yetmez! anmak kadar, anlamak da gerekir!. Bu yüzden -farklı kaynaklardan- Atatürk'ü anlatan kitapları daha çok okumalı, filmlerini de daha çok izlemeli. 

Tarihi ve biyografi filmlerimiz ne yazık ki çok fazla değil! Oysa ne köklü bir tarihimiz var, gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen; ne çok hikâyemiz ve ne çok efsanemiz. Bilinenler kadar, bilinmeyen isimsiz kahramanlar ona keza. Diğer yandan ülkemizde sinema teknolojisi de bir hayli gelişti. Eskiye oranla Türk Filmlerini de son derece başarılı buluyorum. Artık büyük bir keyifle ülkemizde çevrilen filmleri de izlemekteyiz. 

Ve  ben bu hafta nihayet, uzun zamandır aklımda olan "Veda" filmini seyrettim.

Zülfü Livaneli'nin yönettiği
film 2010 tarihli. Adını sıkça duyduğum, medyadan fragmanlarını izlediğim filmi merak ediyordum. Oyuncular: Serhat Mustafa Kılıç (Salih Bozok), Dolunay Soysert (Zübeyda Hanım), Burhan Güven (Atatürk'ün son  dönemleri), Kaya Akkaya (Nuri Conker) , Ayhan Aktaş (Muzaffer Bozok) , Kenan Bal (Okul Müdürü), Ezgi Mola (Latife Hanım), Sinan Tuzcu (Atatürk'ün 25 ile 45 yaş arası).

Filmin Konusu: Çocukluk arkadaşı ve yaveri Salih Bozok'un gözüyle Atatürk'ün hayatını; Selânik'te başlayan arkadaşlığın önce silâh arkadaşlığına, ardından cumhuriyetle birlikte aynı ideallerin peşinde yürüyen yarım asırlık dostluğa ve ölene kadar süren kardeşliğe dönüşünü aktarıyor. Atatürk'ün hayatını etkileyen 3 kadından biri annesi Zübeyde Hanım, diğeri Fikriye ve Latife Hanımdır. Her 3 kadını canlandıran oyuncular, rollerinin hakkını layıkıyla vermişler. Filmde aşk da, savaşta, kahramanlık da dozunda sinemaya aktarılmış. Çanakkale, Dumlupınar Savaşları, İzmir'in Yunan işgali ve Selanik sahneleri oldukça etkileyici idi.

Filmde, bazı ufak tefek eksik gördüğüm ve 'şu şöyle olsaymış!' dediğim de oldu. Meselâ çocuk rolündeki Mustafa'nın gözleri mavi olmalıydı. Ya da Atatürk'ün kimi tarihi sözlerine de yer verilebilirdi belki. Hiç yok değildi ama biraz daha vurgulanabilirdi. Tabii ki, Atatürk gibi bir liderin hayatını iki- üç saate sığdırabilmek kolay değil. Filmin müzikleri güzeldi. Genel olarak filmi beğendim. Hatta yer yer göz yaşlarımı tutamadığım da oldu. Ama Atamızın Türk ulusuna veda edişi karşısında göz yaşı dökmemek mümkün değil ki zaten!. Onu anımsatan ne varsa, ben hep duygulanırım.

Veda, Salih Bozok'un anlatımıyla, derin ve sadakat dolu dostluğun, Atatürk'ün hayatının dönüm noktalarının, vatanı kurtarmak için ölüme meydan okuyan bir kuşağın komutanının ve çağları aşan asrın liderinin hikâyesi.İzlemeye değer bir film.


Ve bu güne kadar Atatürk'ün hayatını, devrimlerini, Cumhuriyete giden süreçlerini, biyografisini anlatan pek çok kitap okudum. İçlerinde beğendiğim de oldu, sıradan bulduğum da. En son okuduğum George W. Gaywrych'in 'Genç Atatürk' kitabını ise bu güne kadar yazılmış Atatürk biyografilerinden farklı olarak; Osmanlı Zabitinden Türk Devlet Adamına, özellikle 'Asker Atatürk'ü anlatıyor.

Mustafa Kemal'i devlet adamlığına hazırlayan askerlik sürecinin detaylı bir analizi, titizlikle kaleme alınmış. Sayfalar dolusu kaynakçaya dayanan kitap, titiz bir araştırmanın ürünü. 'Genç Atatürk'ü bir de George W. Gaywrych'in kaleminden okumanızı tavsiye ederken...

Atamızı 80. Ölüm Yıldönümünde sevgiyle, saygıyla, özlemle anarken;

SONSUZA DEK KALBİMİZDESİN!. İZİN SİLİNMEZ ATAM!..diyorum...

Esin Bozdemir

24 Ekim 2018 Çarşamba

FLANÖZ Şehirde Yürüyen Kadınlar

Bir yere yetişme telaşım olmadığında, uzun uzun yürümeyi sevenlerdenim ben. Yürürken bedenim de, ruhum da nefes alır. Bazen sırf yolu uzatmak için, bazen de yeni keşiflere doğru yelken açmak için varmak istediğim yere farklı güzergâhlar üzerinden yürümeyi tercih ederim. Ancak bir de bizim halk tabirimizle dillendirdiğimiz 'avare avare' dolaşanlar vardır. Peki ben neyim? Yoksa ben de mi bir avareyim!?İçimde ki ses "Yooo! bilmem ki" dese de, meğer bir adı varmış böyle yürüyenlerin! .

Bir zamanlar (19.yy.) Paris'in cam ve çelik kaplı pasajlarında 'amaçsızca' dolaşan erkeklere "Flanör"  (flâneur) kadınlara da "Flanöz" denirmiş. Peki gerçekte flanör ve flanözler zannedildiği gibi birer avare midirler! Hareket etmenin, yürümenin, yürürken tanık olunan şeylerin ve bir dolu hikâyeyle günü tamamlamanın boş şeyler olduğunu kim söyleyebilir ki! 
Bugünlerde ben de, yüreğimi nereye koysam olmuyor! Bu sabah yağmur vardı İstanbul' da. Yağmur içime doğru akmaya başlayınca! attım kendimi sokağa. Ancak ne mümkün istediğim parkurlarda yürüyebilmem! Yine de alışverişi bahane edip, mümkün olduğunca uzatmaya çalıştım yolumu. 

10 Ekim 2018 Çarşamba

Bu nasıl içimi acıtan bir sonbahar!


Birer birer dökülüyor yapraklar...

Bugünlerde boğazım düğüm düğüm! hıçkırıklarımın hepsi içimde !.
Öyle yoğun ve tarifi mümkün olmayan duygular yaşıyorum ki!. 

Uzun zamandır hiçbir şey yazamıyorum!.
Bir hiç'lik, bir boşluk içinde, öylece kala-kaldım!.

// Sessizliğimi ve suskunluğumu merak eden sevgili dostlarım! 
Biliyorsunuz uzun zamandır buralarda yoktum. 
Yaklaşık 2 aydır babamın sağlık sorunlarıyla endişe dolu günler geçirmekteydim. 
Ancak ne yazık ki onca çabamız, 
hastane hastane koşuşturmacalarımız bir fayda etmedi! //

Ve ölümün soğuk yüzü, canımın içine kadar uzandı! 
Ölüm, sevdiğim biricik babamı, en sonunda bizden aldı! 

"Bir 10 sene daha" der dururdu yaşını soranlara!. Yaşam coşkusunu hep korurdu.
 Musiki sevgisini dilinden hiç düşürmezdi. İnsan sevgisi, merhameti, iyimserliği ve 
gönül zenginliği ile dokunduğu hayatları hep şen kıldı. 
Onun coşkulu ve hayata pozitif bakan enerji dolu yüreği 
bizi de hep umutlandırırdı!. 
Bu yüzden hastalık sürecinin başında, bizler de umudumuzu hep koruduk. 
Ancak sonrasında, her şey öylesine hızla geriye doğru gitmeye başladı ki!
Ve babam kuş gibi elimizden kayıp gitti!. 
Üzgünüm çok!. 

"Bana eksiklerimi sorma hayat BABAM derim tamamlayamazsın!
 Hüznümü acımı dindiremezsin!"

Biricik babacığım seni çokkk ama çokk özleyeceğim...
Kabrin Nur, Mekânın cennet olsun...
30 Eylül 2018


Esin Bozdemir

17 Ağustos 2018 Cuma

Almanya'nın küllerinden yeniden doğan şehri: Dresden

Orta Avrupa turumuzda, Çekya merkez ülkemiz oluyor. Bu yüzden Çekya'nın kalbi; Prag'tan başlattığımız gezimizde, sınırlara yakın olan komşu ülkelerin önemli şehirlerini de sırasıyla gezeceğiz. Anlayacağınız Orta Avrupa Gezimizde, birbirine çok yakın olan 5 ülkeye birden ayak basmış olacağız. Tabii ki çok fazla açılmadan. Tur programı yoğun ama oldukça renkli. Birbirine yakın ülkeler olmakla birlikte, her ülkenin kendine has bir kültürü ve tarih içinde ayrı bir yeri var. Ama ülkelerin birbiriyle etkileşimleri bir hayli fazla. Savaşlar yaşanmış, büyük yıkımlar, kayıplar, parçalanmışlıklar... ve ardından tıpkı anka kuşu gibi, kendini yeniden var eden şehirler!  
Bunlar tarihin hep acı yüzleri. Bu yüzden tarihine sahip çıkan ülkeler, harabeye dönen yapıları dahi, geçmişi unutmamak adına! itina ile koruyorlar. İşte biz bu gezimizde bu özelliklere sahip şehirlerin bazılarını göreceğiz.
Ve... Orta Avrupa Gezimizin 4. gününde Çekya'nın komşu ülkelerinden birine; Almanya'nın Dresden Şehrine gidiyoruz.

9 Ağustos 2018 Perşembe

İçinden suların aktığı, zamanın durduğu bir Ortaçağ Şehri: Chesky Krumlov


Orta Avrupa Gezimizin 3. Gününde Prag’a yaklaşık 3 saat mesafede yer alan ve Vltava Nehri kıyısına kurulmuş olan, tarihi ise 13. Yüzyıla dek uzanan bir Ortaçağ Şehri’ne; Český Krumlov’a gidiyoruz.

1992 yılından bu yana UNESCO Dünya Kültürel Mirası Listesinde yer alan Chesky  Krumlov,  Çekya turumuzun en güzel destinasyonlarından biri olarak anılarımızda hep saklı kalacak. Vltava Nehri’nin kıyısına dizilmiş; Gotik, Barok ve Rönesans mimarisiyle inşa edilmiş olan evlerin, daracık parke taşlı sokakların, antik dükkânların arasında yürürken adeta kendimizi çağlar ötesine, Ortaçağa ışınlanmışız gibi hissettik.

Chesky Krumlov, Avrupa' da yaşanan savaşlardan hiç etkilenmemiş ve 13.yüzyıldan bu yana, Avrupa’nın en iyi korunmuş ve tarihi dokusunu koruyabilmiş ender Ortaçağ kentlerinden biri.

Related Posts with Thumbnails