18 Mart 2017 Cumartesi

Tarihe Sığmayan Destan ÇANAKKALE

Onlar ki bu vatan için, gözlerini kırpmadan canlarını feda ettiler!.. bir avuç toprağımızı vermediler!.. Ölümüne yürüdüler ve 'ÖNCE  VATANdediler! sonra  'ÇANAKKALE GEÇİLMEZdiyerek düşmana geçit vermediler. 
Zaferle sonuçlanan bu büyük savaşı ve tarihi sadece 'anmak' değil,  özellikle ‘anlamak’ gerektiğinin,  'anlamanın' çok daha önemli olduğunun altını çizelim. Ve bu büyük zaferi onurla kutlarken, bunu bir kez daha düşünelim!. 
ÇANAKKALE ZAFERİNİN 102. YILINDA  
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu topraklarda şehit düşen bütün vatanseverleri ve gazilerimizi minnetle ve saygıyla anıyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.. 
Esin Bozdemir

Haluk LEVENT'in tüylerinizi diken diken edecek
muhteşem performansı (lütfen sonuna kadar izleyiniz.)




 Eceabad Seddülbahir Güzergâhı 1.BölümEceabad Seddülbahir Güzergâhı 2.Bölüm Eceabad Seddülbahir Güzergâhı 3.BölümEceabat - Anafartalar Güzergâhı 4. Bölüm - Eceabat - Anafartalar Güzergâhı 5. Bölüm - Eceabat - Anafartalar Güzergâhı 6.(son) Bölüm 

12 Mart 2017 Pazar

HALİKARNASSOS

Euromos ve İasos Antik Kentlerinden sonra yönümüzü bu defa Muğla’nın Bodrum ilçesine çeviriyoruz. Bodrum ilçesi Karia’nın başkenti Halikarnassos üzerinde bulunuyor. Günümüzde çok sayıda ziyaretçiyi ağırlayan kıyılar, antik dönemde de önemli ve zengin bir denizcilik merkeziydi.

Ege’nin bu kadim limanı bir zamanlar 'Antik çağın Yedi Harikası’ndan biri sayılan Karia Kralı Mausolos’un Mezarı’na, diğer bir adıyla Halikarnas Mozolesi’ne ev sahipliği yapıyordu. 
Mezar  İÖ 353-351 yılları arasında Pythius ve Satyros adlı mimarlar tarafından tasarlanmıştı. Mezardan günümüze çok az kalıntı ulaşmış durumda. Eskiden mozoleyi donatan heykeller, dönemine öncülük eden sanatçılar Scopas, Bryaxis, Leochares ve Timotheus tarafından yapılmıştı.

6 Mart 2017 Pazartesi

Hokkabazların Dünyasına Yolculuk


Yabancısı olduğunuz ve ilk kez ayak bastığınız bir şehirde o şehrin silueti hiç şüphesiz belleğinizde önemli bir yer edecektir. Hele ki baktığınız şehir İstanbul ise!. Muhteşem manzarası hatırınızda saklı kalacaktır. Ancak insanlarının hayata bakışı, birbirleri ile ilişkileri, sosyal ve kültürel hayat, dışarıdan gelenler için etkiyi güçlendiren ayrıntılardır. Kıtaların ve kültürlerin buluşma noktası olan İstanbul ise dünden bugüne şehrin gündelik yaşantısında ve sosyal ilişkilerinde önemli değişikliklerin yaşandığı çok özel bir şehir kimliğini hep sürdürmüştür. 
Bir zamanlar şehrin sokaklarında çok daha aktif yaşayan, şehirle alış verişi olan esnaflar, İstanbul’un zengin ve renkli kültürel dokusunun belirleyici unsurları arasındaydı. Özellikle bugün nesli tükenmekte olan bu esnaflar, sanat ile zanaatı, iş ile eseri birbirine yakınlaştırmış her biri kendi alanında bir üstat olarak varlıklarını sürdürmüşlerdi. 

27 Şubat 2017 Pazartesi

İskâmbil Kâğıdı deyip geçmeyin! İşte ilginç hikâyesi

İskambil kâğıtlarını bilmeyen yoktur değil mi!. Hani bir yüzünde resim ve değişik şekillerden meydana gelen ve üzerinde işaretler bulunan, çeşitli oyunlar oynamaya yarayan kartlardır.  52 kartlık bir desteden oluşan iskambillerde 4 tane temel simge vardır. Bu simgeler ise; maça, kupa, karo ve sinektir. İskambil bugün en ücra Anadolu kahvehanesinde dahi bilinir ve onunla çeşitli oyunlar oynanır, fallar açılır. Kırsal yerlerde iskambil, sembolik olarak çayına, kahvesine oynanır. En çok bilinen oyun ise 'pişti'dir. (Görsel: Raymond Peynet'in ünlü 'Aşıklar' dizisinden yapılmış bir iskambil destesi) 
İskambil oyunları’nın tarihi ise bir hayli eskidir. Avrupa’da ilk olarak Ortaçağ’da görülür, bazı kaynaklara göre XIV. yüzyılın ortalarında, kimi araştırmacılara göre çok daha önceki çağlarda, Çin, Hindistan gibi Doğu ülkelerinde bilinen bir oyundur. 

22 Şubat 2017 Çarşamba

İasos Antik Kenti'nde Karyalılar'ın İzinde

Ülkemizin dört bir yanı antik kentlerle çevrili. Özellikle kıyı şeridindeki antik kentler konumları ile de görmeye ve keşfedilmeye değer güzellikte. Tatil denildiğinde pek çok insanın aklına gelen öncelikle güneş, kum ve deniz üçlemesidir. Denize girip serinlemek, güneşi doyasıya tende hissetmek güzeldir elbette ancak tatil süreçlerini çok daha verimli, çok daha zengin kılacak başkaca alternatifleriniz de vardır. Bu bereketli topraklarda, aynı suyu, havayı ve güneşi solumuş, bizden binlerce yıl öncesinde yaşamış olan insanların izlerini süreceğiniz nice 'antik kent' vardır. Üstelik bu antik kentler tatil beldelerinin çok da fazla uzağında değildir. Bu antik kentler ki, kültür miraslarımızdır bizim. 

14 Şubat 2017 Salı

'Bitlis’te Beş Minare' türküsünün hikâyesi


'Karış karış Anadolu toprağının içindeki yaşanmışlıkları, 
nakış nakış sözcüklere işleyen türkülerimiz'

Türkülerimiz, bizi bize anlatan, milletimizin benliğini oluşturan  ve binlerce yıllık saz, söz ustalarının gönüllerinden damla damla akıp gelen türkülerimiz.  Son asırda Aşık Veysel, Hacı Taşan, Aşık Mahzuni Şerif, Neşat Ertaş, Murat Çobanoğlu... ve daha isimlerini sayamadığımız onlarca yüreği büyük üstatlarımızın bize yadigârı türkülerimiz. Hepsi de bir acının, bir çığlığın, dünya dolusu duygunun dillerde karşılık bulmasıdır. O türküler ki, isimsiz kahramanların, içlerindeki duyguları çağlar ötesine haykırabildiği yegane miraslarımızdır bizim. Pek çok türküyü dinler geçeriz, ancak ardında nice hikâye vardır bunu pek bilmeyiz. Bu yüzden defalarca dinlediğimiz türkülerin ardındaki perdeyi aralayarak; geçmişimize ışık tutan 'türkülerin hikayeleri'ni anlatmaya devam ediyorum. Bu defa yolumuz Anadolu'nun doğusuna, Bitlis'e uzanıyor.  

1. Dünya Savaşı yılları…
Osmanlı topraklarının bir kısmı işgal altında. Bu öylesine bir işgal ki! düşman girdiği yerde taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmıyor. Sayısız cephede çarpışan askerimiz yorgun, bitkin. Elinden geleni fazlasıyla yapsa da düşman bir hayli çok sayıda, Mehmetçiğin azmi yetmiyor. Anadolu’da ise ne yiyecek, ne de erzak kalmış. Silah yok, cephane yok. Kazma kürekle karşı koymuş dedelerimiz düşmana, ama nafile yine yetmiyor.

6 Şubat 2017 Pazartesi

Cizre Ulu Camii’nin Ejderha Başlı 'Tılsımlı' Kapı Tokmağı

Güneydoğu Anadolu'da, Dicle nehri kıyısında yer alan Cizre, Ortaçağın en önemli bilim ve kültür merkezlerinden biri idi. En parlak dönemini Emevi ve Zengiler döneminde yaşamış kentin, görkemli yapısı Ulu Cami'den günümüze ulaşan kapı ve ünlü kapı tokmakları 12/13. yüzyıl Anadolu sanatının en önemli örneklerindendir. 
Şırnak İli Cizre ilçesinde bulunan Ulu Cami, 639 yılında kiliseden camiye çevrilmiş. Abbasi döneminde onarılmış olan camii 1160 yılında Cizre Beyi Baz Şah’ın oğlu Emir Ali Sencer tarafından yeniden yaptırılmış.

1 Şubat 2017 Çarşamba

Yarıyıl tatilinde çocuklarınız ve sizin için İstanbul'da gezilecek yerler


Yarıyıl tatilinin bitmesine kısa bir süre kaldı, ancak özellikle bu son hafta İstanbul’da güneş yüzünü gösterdi ve mevsim bahar tadında. Eğer siz de tatilinizi geçirmek üzere İstanbul’a geldi iseniz, yada İstanbul’da yaşıyor olduğunuz halde çocuklarınızı gezdirmek için yarıyıl tatilini beklediyseniz, işte tam da zamanıdır gezmelerin. 
İstanbul kültür, sanat, tarih, sinema, tiyatro, sergiler ve harika doğa manzaralı korular ve müzeleri ve daha fazlasını görmek, gezmek ve eğlenmek için oldukça zengin bir şehir. Ancak İstanbul’un büyük bir metropol olduğunu göz önünde bulundurarak zamanı doğru ve efektif kullanmak için tatil programınızı dikkatli yapmalısınız. Bu yüzden erken hareket etmelisiniz. Size en makul olacak ulaşım aracını seçerek görülecek yerlere dair önerilerimizi de bu doğrultuda tercih edebilirsiniz.   

27 Ocak 2017 Cuma

Trabzon'un İncileri Uzun Göl ve Sümela Manastırı’ndan Yansımalar

Yüzyıllar boyunca üzerinde yaşayan medeniyetlerin şehre bıraktığı kültürel miras ile Trabzon başlı başına bir açık hava müzesi görünümü içinde, renkli kültürümüze ve sanat tarihine dair ne varsa en cömert hali ile karşılıyor bizi. Bu yüzden adım attığımız her yerde tarih boyunca gelişmiş uygarlıkların izlerini görüyoruz.   
Doğu Karadeniz Gezimizin son durağı Trabzon’da ilk gün programımızı şehir içine ayırmış, önce Atatürk Köşkü Müzesini, ardından Ayasofya Müze ve Camii’ni gezmiş ve günü Boztepe’de harika Trabzon Panoraması eşliğinde kapatmıştık.

19 Ocak 2017 Perşembe

Eski İstanbul'da Bir Tuhaf Meslek


Bugün ‘Dalkavuk’ denildiğinde hemen pek çoğumuzun aklına *sözlükteki karşılığı olarak da, kendisine çıkar ve yarar sağlayacak olanlara karşı samimiyetten yoksun bir saygı ve abartılı bir hayranlık gösteren kişiler gelir değil mi!. Bu tip insanlar oldukça yağcı ve yalakadırlar. Böyle davranışlarının altında da mutlaka bir hesap kitap vardır. Ancak bu tür şahsiyetten yoksun insanların varlığı diğer insanlar tarafından fark edildikleri anda bu kişiye karşı ne güven kalır, ne de itibar. Velhasıl dalkavukları kimse sevmez. Ama karşı tarafın şişen egosunu daha da kabarttığı için muhatap olan kişi halinden memnundur. Yani karşılıklı bir alış-veriş hali söz konusudur. Bu bir ruh ve kişilik (tıynet) meselesidir, bozuk bir karakterdir.

Peki bu davranış biçiminin bir zamanlar, meslek olarak  yapıldığını biliyor muydunuz!. Yani tescilli olarak  ‘Dalkavukluk’ un bir meslek olduğunu.

Bir zamanlar, zengin konaklarında ev halkıyla misafirlerini eğlendiren onlara hoşça vakit geçirmelerini sağlayan ve bu işi kendine meslek edinmiş olan dalkavuklar varmış.  Bu kişiler isimlerini başlarına giydikleri “sarıksız kavuk” anlamına gelen “dal kavuk”tan alırlarmış. Öyle ki esnaf topluluğu olarak da bilinen Dalkavukların da diğer tüm esnaf locaları gibi lonca örgütleri, kâhyaları, nizamnameleri olup gittikleri her yerde yapacakları şakalar ve ücretleri dalkavukluk narhıyla belirlenirmiş. (Minyatür, Metin And)

12 Ocak 2017 Perşembe

Trabzon - Atatürk Köşkü ve Ayasofya Müzesi'nden İzler ve Yansımalar

Ve… Giresun’dan sonra Doğu Karadeniz’in en önemli illerinden biri olan ve tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan Trabzon’a geliyor sıra. Karadeniz’in eşsiz güzelliğini, yeşil ve mavinin muhteşem ahengini doyasıya yaşadığımız ve hiç bitmesin istediğimiz Doğu Karadeniz gezimizin son durağı Trabzon oluyor. Ardından Gümüşhane üzerinden rotamızı Doğu Anadolu’ya çevireceğiz ve Erzincan’da birkaç gün konakladıktan sonra istikametimiz yeniden İstanbul olacaktır. 
Giresun’dan hareketle Trabzon’a giderken yolumuzun üzerinde olan Akçaabat’ta kısa bir mola veriyoruz. Yol boyunca, reklam tabelalarında gözümüze takılan Akçaabat Köftesinin tadına bakmadan transit geçmek olmaz tabi ki. Önce ilçe içinde aracımızla şöyle küçük bir tur atıyoruz ve ardından sahil şeridi üzerindeki restoranlara bir göz gezdirelim demeye kalmadan, bir anda kendimizi denize karşı harika konumlanmış bir restoranın içinde buluveriyoruz. Sanki birileri önceden haber vermiş de çok özel protokolmüş gibi hissediveriyoruz kendimizi J)))

4 Ocak 2017 Çarşamba

John Berger'den 'Görme Biçimleri' üzerine...


Güzel Sanatlara ilgi duyan ve amatör ruhla da olsa resim yapmayı seven bir insan olarak - ancak eğitimle desteklenerek ve istikrarlı bir şekilde çalışarak yeteneklerin gelişebileceğine olan inancımla - bugüne kadar pek çok kaynak kitabı arşivimde bulundurmaya gayret ettim. Ne zaman aklıma bir şey takılsa kütüphanemin başına geçer, dakikalarca kitapların arasında, aslında koskoca büyülü bir dünyanın içine dalar ve burada geçirdiğim zamanları kendime hep bir kazanç olarak görürüm. Okuduğum her kitabı bloğumda paylaşmıyorum ancak inanıyorum ki o kitaplar; felsefeden, tarihe, politikadan, sanata, sosyolojiden psikolojiye, dinler tarihinden, mitolojiye... ve hayata dair merak edebileceğim pek çok şeyi bana sunarken benim de; hayallerimi, düşüncelerimi, tarih bilincimi, hayata bakışımı, dil kullanma becerilerimi geliştire-bilmemi ve saymakla bitmeyecek pek çok artıyı bana sağladığını ve aynı zamanda bütün bunların yaşamımı zenginleştirdiğini düşünürüm. İşte bu yüzden bugün size kısa bir süre önce hayata veda eden ve benim ilgi ile okuduğum John Berger’in bir kitabını tanıtmak ve bu vesileyle kendisini sonsuz yolculuğunda saygıyla anmak istedim.

30 Aralık 2016 Cuma

Giresun'dan İzler ve Yansımalar

Ve… Doğu Karadeniz gezimiz Ordu’dan sonra fındık cenneti Giresun ile devam ediyor.  Ortalama yarım saatlik mesafede ve sahil şeridi üzerinde bulunan Ordu-Giresun karayolu yine keyifli bir yol seyri yaşatıyor bize. Bir yanımızda hırçın dalgalarla coşan bir Karadeniz var diğer yanımızda ise yemyeşil dağlar ve meşhur Karadeniz panoramasına özgü o aşina olduğumuz görüntüleri ile birbirine uzak mesafelerde konumlanmış olan ahşap evler, köy ve mahalleler bulunuyor.  Eğimli araziler ve yemyeşil çayırlar arasında gördüğümüz evler, serpme dağ çiçekleri gibi! Sarp dağların tepesinde, aşağısı uçurum olsa da ‘biz korkmayızzz! ‘dercesine, öylesine cesur, öylesine asi ve vakur bir duruşu var ki bu evlerin, tıpkı Karadeniz insanı gibi başı dik ve heybetli… 

21 Aralık 2016 Çarşamba

"Savaş Sanatı" kitabından yaşama dair...


Zor günlerin içinden geçerken, yaşadığımız endişe ve korkular, bilinmezliğe doğru sürüklenişimiz ve en kötüsü de çaresizce olup bitenleri seyretmek sizi bilmem ama inanın, benim kalbimi acıtıyor artık! Hatta zaman zaman nefes alamayacak kadar kendimi boğulmuş ve huzursuz hissediyorum! hele ki hava böylesine puslu ve kasvetli olunca!. Ne, yağmur şöyle bardaktan boşalırcasına yağıyor, ne de kar, ipek gibi lapa lapa yağayım diyor!. Yağsa da bir ferahlasak. Mevsimlerin bile tadı kalmadı.

Üst üste gelen ve ardı arkası kesilmeyen bombalar, şehit haberleri, yangınlar!.. tam biri bitti derken hadi bir daha, yine şehitler!..yine bombalar!.. nereye baksam dört bir yanımızdan kan damlıyor...Tüm bunlar yaşanırken, hiç bir şey olmamış gibi yapamıyorum! hal böyle olunca, yapacağım işlere de ne mümkün o-dak-la-na-mı-yo-rummm! kafayı yemek işten değil..

14 Aralık 2016 Çarşamba

Ordu: yeşilin, mavinin ve aydınlığın şehri


Doğu Karadeniz Gezimizin ilk rotası Sinop ili, Gerze ve ardından Alaçam  -  Kızılırmak Deltası - Samsun ili ve en son ziyaret ettiğimiz Çarşamba Göğceli Camii olmuştu.  Tarihi Göğceli Camii’ni gördükten sonra yeniden yollara koyuluyoruz. Bu defa sırada fındık cenneti Ordu var. Sahil şeridi üzerinde, bir yanımızda hırçın dalgalarla coşan bir deniz, diğer yanımızda maki ve fundalıklarla kaplı yemyeşil dağlar, şarıl şarıl akan dereler ve derelerin yanında ahşap değirmenlerin, akarsuların panoramasında cennet bir coğrafyanın içinde, keyifli bir yolculuk yapıyoruz.  Bölge doğal plajlarla çevrili. Manzaramız böyle güzel olunca (Samsun-Ordu arası 165 km) bakına bakına giderken, zaman nasıl akmış  anlamıyoruz. 2.5- 3 saatlik yol çarçabuk geçiveriyor. Aslında yolumuzun üzerinde olan Ünye ve Fatsa'yı da görmeyi çok istiyorduk ancak zaman darlığından transit geçmek zorunda kaldık. (Ama bir gün yeniden Ordu'ya gelip bu ilçeleri de görmeyi çok arzu ediyoruz.)

Yola çıkmadan önce karar verdiğimiz merkezdeki bir otele şehrin ışıkları arasında giriş yapıyoruz. Bir gece konaklayıp bir tam günü Ordu’da geçirmeyi ve otelin şehir merkezinde oluşunun bize zamandan kazandıracağını düşünerek, yürüme mesafesinde şehri turlamayı planlıyoruz.
Related Posts with Thumbnails