19 Ocak 2017 Perşembe

Eski İstanbul'da Bir Tuhaf Meslek


Bugün ‘Dalkavuk’ denildiğinde hemen pek çoğumuzun aklına *sözlükteki karşılığı olarak da, kendisine çıkar ve yarar sağlayacak olanlara karşı samimiyetten yoksun bir saygı ve abartılı bir hayranlık gösteren kişiler gelir değil mi!. Bu tip insanlar oldukça yağcı ve yalakadırlar. Böyle davranışlarının altında da mutlaka bir hesap kitap vardır. Ancak bu tür şahsiyetten yoksun insanların varlığı diğer insanlar tarafından fark edildikleri anda bu kişiye karşı ne güven kalır, ne de itibar. Velhasıl dalkavukları kimse sevmez. Ama karşı tarafın şişen egosunu daha da kabarttığı için muhatap olan kişi halinden memnundur. Yani karşılıklı bir alış-veriş hali söz konusudur. Bu bir ruh ve kişilik (tıynet) meselesidir, bozuk bir karakterdir.

Peki bu davranış biçiminin bir zamanlar, meslek olarak  yapıldığını biliyor muydunuz!. Yani tescilli olarak  ‘Dalkavukluk’ un bir meslek olduğunu.

Bir zamanlar, zengin konaklarında ev halkıyla misafirlerini eğlendiren onlara hoşça vakit geçirmelerini sağlayan ve bu işi kendine meslek edinmiş olan dalkavuklar varmış.  Bu kişiler isimlerini başlarına giydikleri “sarıksız kavuk” anlamına gelen “dal kavuk”tan alırlarmış. Öyle ki esnaf topluluğu olarak da bilinen Dalkavukların da diğer tüm esnaf locaları gibi lonca örgütleri, kâhyaları, nizamnameleri olup gittikleri her yerde yapacakları şakalar ve ücretleri dalkavukluk narhıyla belirlenirmiş. (Minyatür, Metin And)

12 Ocak 2017 Perşembe

Trabzon - Atatürk Köşkü ve Ayasofya Müzesi'nden Yansımalar

Ve… Giresun’dan sonra Doğu Karadeniz’in en önemli illerinden biri olan ve tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan Trabzon’a geliyor sıra. Karadeniz’in eşsiz güzelliğini, yeşil ve mavinin muhteşem ahengini doyasıya yaşadığımız ve hiç bitmesin istediğimiz Doğu Karadeniz gezimizin son durağı Trabzon oluyor. Ardından Gümüşhane üzerinden rotamızı Doğu Anadolu’ya çevireceğiz ve Erzincan’da birkaç gün konakladıktan sonra istikametimiz yeniden İstanbul olacaktır. 
Giresun’dan hareketle Trabzon’a giderken yolumuzun üzerinde olan Akçaabat’ta kısa bir mola veriyoruz. Yol boyunca, reklam tabelalarında gözümüze takılan Akçaabat Köftesinin tadına bakmadan transit geçmek olmaz tabi ki. Önce ilçe içinde aracımızla şöyle küçük bir tur atıyoruz ve ardından sahil şeridi üzerindeki restoranlara bir göz gezdirelim demeye kalmadan, bir anda kendimizi denize karşı harika konumlanmış bir restoranın içinde buluveriyoruz. Sanki birileri önceden haber vermiş de çok özel protokolmüş gibi hissediveriyoruz kendimizi J))) Restoranın konumu nefis, Karadeniz sahiline karşı, şöyle manzaranın keyfini çıkararak, bir yandan sohbet edip, bir yandan da Akçaabat’ın leziz yemeklerini tatmak mutlaka oldukça keyifli olacaktır ancak ne yazık ki bizim zamanımız yok, aheste olamayacağız… bu yüzden hemen siparişlerimizi veriyoruz ve kısa bir bekleyişin ardından harika bir sunum eşliğinde gelen Akçaabat köftelerimizi yedikten sonra teşekkür ederek ayrılıyoruz mekandan veeee ‘Trabzon Yolcusu kalmasın!’ diyen muavinin telaşı içinde ;) yeniden koyuluyoruz yollara.

4 Ocak 2017 Çarşamba

John Berger'den 'Görme Biçimleri' üzerine...


Güzel Sanatlara ilgi duyan ve amatör ruhla da olsa resim yapmayı seven bir insan olarak - ancak eğitimle desteklenerek ve istikrarlı bir şekilde çalışarak yeteneklerin gelişebileceğine olan inancımla - bugüne kadar pek çok kaynak kitabı arşivimde bulundurmaya gayret ettim. Ne zaman aklıma bir şey takılsa kütüphanemin başına geçer, dakikalarca kitapların arasında, aslında koskoca büyülü bir dünyanın içine dalar ve burada geçirdiğim zamanları kendime hep bir kazanç olarak görürüm. Okuduğum her kitabı bloğumda paylaşmıyorum ancak inanıyorum ki o kitaplar; felsefeden, tarihe, politikadan, sanata, sosyolojiden psikolojiye, dinler tarihinden, mitolojiye... ve hayata dair merak edebileceğim pek çok şeyi bana sunarken benim de; hayallerimi, düşüncelerimi, tarih bilincimi, hayata bakışımı, dil kullanma becerilerimi geliştire-bilmemi ve saymakla bitmeyecek pek çok artıyı bana sağladığını ve aynı zamanda bütün bunların yaşamımı zenginleştirdiğini düşünürüm. İşte bu yüzden bugün size kısa bir süre önce hayata veda eden ve benim ilgi ile okuduğum John Berger’in bir kitabını tanıtmak ve bu vesileyle kendisini sonsuz yolculuğunda saygıyla anmak istedim.

30 Aralık 2016 Cuma

Giresun'dan izler ve yansımalar

Ve… Doğu Karadeniz gezimiz Ordu’dan sonra fındık cenneti Giresun ile devam ediyor.  Ortalama yarım saatlik mesafede ve sahil şeridi üzerinde bulunan Ordu-Giresun karayolu yine keyifli bir yol seyri yaşatıyor bize. Bir yanımızda hırçın dalgalarla coşan bir Karadeniz var diğer yanımızda ise yemyeşil dağlar ve meşhur Karadeniz panoramasına özgü o aşina olduğumuz görüntüleri ile birbirine uzak mesafelerde konumlanmış olan ahşap evler, köy ve mahalleler bulunuyor.  Eğimli araziler ve yemyeşil çayırlar arasında gördüğümüz evler, serpme dağ çiçekleri gibi! Sarp dağların tepesinde, aşağısı uçurum olsa da ‘biz korkmayızzz! ‘dercesine, öylesine cesur, öylesine asi ve vakur bir duruşu var ki bu evlerin, tıpkı Karadeniz insanı gibi başı dik ve heybetli… 

21 Aralık 2016 Çarşamba

"Savaş Sanatı" kitabından yaşama dair...


Zor günlerin içinden geçerken, yaşadığımız endişe ve korkular, bilinmezliğe doğru sürüklenişimiz ve en kötüsü de çaresizce olup bitenleri seyretmek sizi bilmem ama inanın, benim kalbimi acıtıyor artık! Hatta zaman zaman nefes alamayacak kadar kendimi boğulmuş ve huzursuz hissediyorum! hele ki hava böylesine puslu ve kasvetli olunca!. Ne, yağmur şöyle bardaktan boşalırcasına yağıyor, ne de kar, ipek gibi lapa lapa yağayım diyor!. Yağsa da bir ferahlasak. Mevsimlerin bile tadı kalmadı.

Üst üste gelen ve ardı arkası kesilmeyen bombalar, şehit haberleri, yangınlar!.. tam biri bitti derken hadi bir daha, yine şehitler!..yine bombalar!.. nereye baksam dört bir yanımızdan kan damlıyor...Tüm bunlar yaşanırken, hiç bir şey olmamış gibi yapamıyorum! hal böyle olunca, yapacağım işlere de ne mümkün o-dak-la-na-mı-yo-rummm! kafayı yemek işten değil..

14 Aralık 2016 Çarşamba

Ordu: yeşilin, mavinin ve aydınlığın şehri


Doğu Karadeniz Gezimizin ilk rotası Sinop ili, Gerze ve ardından Alaçam  -  Kızılırmak Deltası - Samsun ili ve en son ziyaret ettiğimiz Çarşamba Göğceli Camii olmuştu.  Tarihi Göğceli Camii’ni gördükten sonra yeniden yollara koyuluyoruz. Bu defa sırada fındık cenneti Ordu var. Sahil şeridi üzerinde, bir yanımızda hırçın dalgalarla coşan bir deniz, diğer yanımızda maki ve fundalıklarla kaplı yemyeşil dağlar, şarıl şarıl akan dereler ve derelerin yanında ahşap değirmenlerin, akarsuların panoramasında cennet bir coğrafyanın içinde, keyifli bir yolculuk yapıyoruz.  Bölge doğal plajlarla çevrili. Manzaramız böyle güzel olunca (Samsun-Ordu arası 165 km) bakına bakına giderken, zaman nasıl akmış  anlamıyoruz. 2.5- 3 saatlik yol çarçabuk geçiveriyor. Aslında yolumuzun üzerinde olan Ünye ve Fatsa'yı da görmeyi çok istiyorduk ancak zaman darlığından transit geçmek zorunda kaldık. (Ama bir gün yeniden Ordu'ya gelip bu ilçeleri de görmeyi çok arzu ediyoruz.)

Yola çıkmadan önce karar verdiğimiz merkezdeki bir otele şehrin ışıkları arasında giriş yapıyoruz. Bir gece konaklayıp bir tam günü Ordu’da geçirmeyi ve otelin şehir merkezinde oluşunun bize zamandan kazandıracağını düşünerek, yürüme mesafesinde şehri turlamayı planlıyoruz.

7 Aralık 2016 Çarşamba

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama


Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.

YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.

6 Aralık 2016 Salı

Çocukların sevgilisi 'Noel Baba' nın gerçek öyküsü

O, yardımseverliği ve sevecenliği ile fakirlerin koruyucusu, kimsesizlerin arkadaşı, hastaların ise umudu oldu. Ama en önemlisi, yüzyıllardır Hıristiyan çocukların Noel rüyalarını süsleyen, onları, birbirinden güzel hediyeleri ile sevindiren al yanaklı, beyaz sakallı sevimli Noel Baba’sı oldu.   
Noel Baba’nın bu topraklarda doğduğunu bilmeyen var mıdır! yada bilenler bilmeyenlerden daha mı azdır? Emin olamadığım bu sorunun yanıtı için bugün sizlere Noel Baba’nın öyküsünü aktarmak istiyorum. 

29 Kasım 2016 Salı

Arçelik Geri Dönüşümü Sanat ile Buluşturuyor!

“Dünyaya Saygılı, Dünyada Saygın” vizyonuna sahip Arçelik geri dönüşüm  konusunda farkındalık sağlamak amacıyla geçtiğimiz günlerde çok özel bir sergiyi hayata geçirdi ve geri dönüşümü sanat ile buluşturdu. Bu sergi ile Arçelik’in geri dönüşüm tesislerinden elde edilen malzemeler Türkiye’nin önde gelen sanatçıları ve tasarımcıları tarafından fonksiyonel sanat eserlerine dönüştürüldü.  Arçelik, bu proje ile geri dönüşüm konusunda farkındalık sağlarken, aynı zamanda tasarım konusundaki uzmanlığına da dikkat çekmiş oldu.

28 Kasım 2016 Pazartesi

28 Kasım Tarihte bugün!

28 Kasım tarihte bugün! 
* 1922'de Bursa'nın şirin ilçesi İznik'in düşman işgalinden kurtulduğu gündür. 
Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yapılan Ulusal Kurtuluş Savaşı sonunda, kanla, gözyaşıyla yaşanan bir tarih sayfası kapanarak, ülkemizin aydınlık geleceği için kaçınılmaz olan İstiklal ve Hürriyet yolu açılmıştır. 
Kurtuluş gününde bugün, başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm şehitlerimizi, Milli Mücadele Kahramanlarını saygıyla ve rahmetle anıyorum.

23 Kasım 2016 Çarşamba

ÇARŞAMBA'DA 800 YILLIK TARİHİ GÖĞCELİ CAMİİ


Karadeniz'in en büyük şehri Samsun'u gezdikten sonra Ordu'ya gitmek üzere yola koyuluyoruz yeniden. Sahil şeridi üzerinden yol alırken Samsun - Ordu Karayolu üzerinde bulunan ve ' Çarşamba'yı sel aaaldııııı. Bir yaaaaar sevdimmm el aaaaldı aman amannnn..' diye başlayan :)) yanık sevda türküsüne konu olan Çarşamba ilçesine giriyoruz. 

Yeşilırmak'ın iki yanına kurulmuş olan ve kar sularının eriyerek özellikle bahar mevsiminde sel olup Çarşamba ovasına taştığı günler çok gerilerde kaldı. Çünkü artık Yeşilırmak suyu, Hasan Uğurlu ve Suat Uğurlu barajları sayesinde kontrol altına alınmış görünüyor.

16 Kasım 2016 Çarşamba

Samsun'dan izler ve yansımalar

Doğu Karadeniz Gezimizi arayı daha fazla açmadan kaldığım yerden anlatmaya devam ediyorum. Sinop’tan sonra Samsun’un şirin ilçesi Alaçam ve ardından Bafra’da Kızılırmak Deltası Kuş Cennetini de keşfettikten sonra, Karadeniz Bölgesi’nin en büyük şehri Samsun’a gitmek üzere yola koyuluyoruz. Ve kıyı şeridi üzerinden harika doğayı seyrederek keyifli yolculuğumuzun ardından akşam olmadan Samsun’a giriş yapıyoruz. Yola çıkmadan önce yapmış olduğum hazırlıklar içinde ziyaret edeceğimiz yerlerin genellikle şehir merkezinde ve yakın çevrede olduğunu öğrendiğim için, konaklayacağımız oteli de buna göre merkezde seçmiştim ve mobil nevigasyon yardımı ile zorlanmadan otelimizi buluyoruz. Otele yerleştikten sonra, hem acıkan midelerimizi şenlendirmek hem de gece ışıklar altında Samsun’u yürüyüş mesafesinde çok fazla açılmadan keşfetmek üzere dışarı çıkıyoruz.

11 Kasım 2016 Cuma

Türk Sinemasının Yeşil Gözlü Devi Tarık Akan’a "Saygı" ve "Sevgi" Sergisi

TÜRK SİNEMASININ YEŞİL GÖZLÜ DEVİ TARIK AKAN’A “SAYGI” ve “SEVGİ” SERGİSİ  18 KASIM’DA TÜRVAK SİNEMA-TİYATRO MÜZESİ’NDE İZLEYİCİ İLE BULUŞACAK ! 
TÜRVAK Sinema-Tiyatro Müzesi bu yıl, Türk Sineması’nın 102.yılı etkinlikleri kapsamında, 16 Eylül 2016 tarihinde aramızdan ayrılan usta sanatçı Tarık Akan’ı "Saygı ve Sevgi" temalı sergi ile anacak.
“Tarık Akan’a Sevgi ve Saygı” sergisinde, sanatçının 46 yıllık sinema hayatında rol aldığı 116 filmin tüm afişleri ve filmlerine ait birçok sahne fotoğrafı sergilenecek. Birlikte rol aldığı sanatçı arkadaşları, sevenleri ve yakın dostlarının da katılacağı sergi açılışı 17 Kasım’da ülkemizin ilk ve tek sinema müzesi olan TÜRVAK (Türker İnanoğlu Vakfı) Sinema-Tiyatro Müzesi’nde yapılacak.  
Ayrıca,  sanatçının daha önce hiç görülmemiş onlarca portresi, hakkında basında yer alan ve müzede arşivlenmiş sinema ve magazin dergilerine ait kapaklar, yazılı basından derlenmiş makaleler ve köşe yazıları yine bu sergi kapsamında ziyaretçilere sunulacak. 
Bu sergi kapsamında Tarık Akan’ın başrollerinde yer aldığı bazı filmler Türvak Sinema-Tiyatro Müzesi Ali Efendi Sinema Salonunda sergi boyunca ve günde iki seans halinde ücretsiz gösterimde olacaktır. 
Serginin sürprizi ise, ünlü heykeltıraş Bülent İşcan tarafından yapılan Tarık Akan’ın silikon heykeli, ilk defa bu sergiyle birlikte müzenin ‘’Heykeller Salonu’’nda sergilenecek.

"SEVGİ ve SAYGI" SERGİSİ 
18 KASIM'DA İZLEYİCİLERE AÇILACAKTIR.
TÜRVAK SİNEMA-TİYATRO MÜZESİ
***
(Basın) Açılış Tarihi: 17 Kasım 2016 Saat: 15.00

Yeniçarşı Caddesi No:24 Beyoğlu, İstanbul


clip_image002



*'Saygı' ve 'Sevgi' Sergisi duyurusu TURVAK Basın Bültenindendir.
NOT: Daha önce Türvak Sinema-Tiyatro Müzesi’nde gerçekleştirilen pek çok etkinliğe katıldım, son derece renkli geçirdiğim zaman dilimlerinin ardından bir de gün sonunda, (yazın açık olan terasında)  boğaz manzaralı Cine Tele Cafe'de oturup, bir yanda sinema dergileri bir yanda çay kahve içerek dostlarla birlikte keyifli dakikalar yaşamak ise artısı oldu. Demem o ki, Türvak'daki bu sergiyi kaçırmayınız efendim.. 

10 Kasım 2016 Perşembe

İZİN SİLİNMEZ!


YERİN DOLDURULAMAZ ATAM !
SONSUZA DEK KALBİMİZDESİN
FİKİRLERİNLE DAİMA YAŞAYACAKSIN

HİÇ SÖNMEYECEK IŞIĞIMIZSIN.

İZİN SİLİNMEZ!

Sonsuzluğa uğurlanışının 78. yıl dönümünde 
Ulu Önder ATATÜRK'Ü

ÖZLEMLE ve SAYGIYLA ANIYORUM... 




Esin Bozdemir


8 Kasım 2016 Salı

Balık mı, damat mı?

Balık sezonu öyle bir açıldı ki, hem tezgâhlar şenlendi, hem de ev hanımlarının bitmeyen handikabı   'bugün ne yapsam, ne pişirsem' derdine leziz deniz mahsulleri can yeleği gibi yetişiverdi, üstelik 'canlı balık bunlar, hamsiler, palamutlar' diyerek avaz avaz bağıran seyyar satıcılar sayesinde, balıklar artık hemen elimizin altında.

Sizi bilmem ama ben bir balık-severim ve şu sıralar oldukça bereketli bir balık sezonu geçiriyor olmalıyız ki, bir iki aydır neredeyse her Allah'ın günü sokağımızdan balıkçılar geçiyor. Ve o akşam mutlaka her apartmandan en az iki-üç hanede ızgara yada fırında balık kokuları tüm sokağa yayılıyor.

Şu an yaşamakta olduğumuz mekanı bir önceki (cadde üzerindeki) lokasyonla kıyasladığımda, sanki eskilerde kalan o sokak kültürünü biraz daha fazla yaşamaktayız bu sokakta. Bir bakkalımız var mesela, sonra, hemen her sitenin iç ve dışta büyük otoparkı yanında, çocuk bahçeleri de olunca caddeye göre özellikle yazın geç vakitlere kadar çocuklar sokakta oynamakta, gençler el ele, kol kola aheste aheste rahatlıkla yürümekteler. Hal böyle olunca ebeveynler de güvenlik açısından gözleri önünde olan çocukları ile kendilerini daha  bir rahat hissetmekteler.

Cadde'de de mutlaka seyyar satıcılar geçiyordu ama benim o sesleri duyabilmem pek mümkün olmazdı. Çocuk sesleri de bu denli duyulmazdı. Çünkü caddede trafik daha fazla idi. Binalar yukarılara doğru yükseldikçe, ıssızlığı da artar insanın, yalnızlık duygusu da daha bir çoğalır.
Related Posts with Thumbnails