19 Nisan 2017 Çarşamba

Metin Üstündağ’ın ilk kişisel sergisi ‘Ağlak Muğlak’


"her insan önünde sonunda bir damla gözyaşına dönüşür!" met üst

Ağlak muğlak haller içinde kaldığımız günlerin içinden geçerken, bayıldım bu sergiye ben :) 

Heyulalı günlerin arifesinde bir randevu ve bir ziyaret amacıyla Amerikan Hastanesi’ne yolumuz düştü. Ve ben yine; ‘iyi ki yolumuz düştü’ diyebileceğim, günün bonusu olacak harika bir sergiyle buluştum.  ‘Yine’ diyorum, çünkü daha önce de tesadüf etmiştim benzer bir sergiye. (bkz) Malûm gündemden dolayı öncesinde hiç aklıma gelmedi; 'hastanenin sanat galerisinde herhangi bir sergi var mıdır? yok mudur? araştırmak. 

Bu yüzden daha kapıdan içeriye girmeden hastanenin dış cephesinde sergi afişleri ile karşılaşmak hoş bir sürpriz oldu benim için. Daralan ruhuma bir nebze de olsa iyi geldi diyebilirim.

11 Nisan 2017 Salı

Karya Kenti Mylasa ve Gümüşkesen Anıtı


Doğal güzellikleri ve çevresindeki sayısız antik kentleri ile özel şehirlerimizden biridir Muğla. Ege ve Akdeniz’in kesiştiği noktada yer alan Muğla’ya  tabiat ananın hünerli elleri dokunmuştur adeta. Mavi bayraklı plajları, kristal koyları, Bodrum, Dalaman, Köyceğiz, Dalyan ve Milas gibi eşsiz tatil destinasyonlarının hepsi burada toplanmıştır. Bu yüzden boşuna değildir, Muğla için ‘yeryüzü cennetidir’ demek.  

Dantel gibi girintili çıkıntılı koylarıyla çevrili bölge bugün olduğu gibi geçmişte de hep itibar görmüş ve pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. 

8 Nisan 2017 Cumartesi

Son Güz Fırtınası - Mehmet Osman Çağlar


Şiirlerini ve yazılarını hep ilgi ile takip ettiğim değerli blogger dostumuz Mehmet Osman Çağlar’ın, "Mavi Mısralar" şiir kitabından sonra çıkarmış olduğu ilk öykü-romanı "Son Güz Fırtınası" nı ilgi ile ve bir solukta okudum. Çağlar’ın sıra dışı yaşanmışlıklarını, edebi bir dille ve akıcı üslubu ile kaleme aldığı romanında; bir geçmişe bir geleceğe savrulurken, biten her bölümün sonunda ‘acaba bir sonraki bölümde neler olacak’ duygusunu sürekli taşıdım.

3 Nisan 2017 Pazartesi

Beyoğlu'nda bir huzur adası; Galata Mevlevihanesi

Matbah - Somat

Beyoğlu’ndan Tünel’e doğru yol alırken; İstanbul’un daimi sakinleri kadar, yerli ve yabancı turistlerle birlikte, insan ve müzik seslerinin birbirine karıştığı o hengâme kalabalığın içinde belki defalarca önünden geçtiğimiz ama fark etmediğimiz bir mekândır 'Galata Mevlevihanesi'. Fark edeni daha girişiyle etkisi altına alan bu mekân uzun zamandır görmek istediğimiz yerlerden biri idi. Adını hep duyar, merak eder dururdum. Bu defa daha bir alıcı gözlerle bakındık etrafımıza ve kulak kesildik derinlere! kim bilir belki bizi de çağıran ve ‘gel’ diyecek olan bir ses vardı! Onu duyacaktık, ne de olsa bu mekânda sükûta dalmış sufilerin, neyzenlerin, dervişlerin ayak izleri duruyordu hâlâ… vardığımızda bunu anlayacaktık.  

27 Mart 2017 Pazartesi

'Kuşlar Yasına Gider' son dönemin en etkileyici romanlarından biri

‘Kuşlar Yasına Gider’ Bir solukta okuduğum ve hiç bitmesini istemediğim bir kitap oldu. Hasan Ali Toptaş'ın daha önce okuduğum kitapları yanında bu kitap çok daha sarsıcı bir etki bıraktı üzerimde. 
Hikâye baba-oğul ilişkisini ve babanın hastalık süreçlerinde oğlu ve eşiyle yaşadığı zorlu süreçleri anlatıyor. Hikâyenin merkezinde ise baba Aziz Bey var. Her ne kadar baba ve oğulun geçmişten kalan ufak tefek dargınlıkları olsa da yine de aralarında büyük uçurumlar ve hesaplaşmalar yoktur.

18 Mart 2017 Cumartesi

Tarihe Sığmayan Destan ÇANAKKALE

Onlar ki bu vatan için, gözlerini kırpmadan canlarını feda ettiler!.. bir avuç toprağımızı vermediler!.. Ölümüne yürüdüler ve 'ÖNCE  VATANdediler! sonra  'ÇANAKKALE GEÇİLMEZdiyerek düşmana geçit vermediler. 
Zaferle sonuçlanan bu büyük savaşı ve tarihi sadece 'anmak' değil,  özellikle ‘anlamak’ gerektiğinin,  'anlamanın' çok daha önemli olduğunun altını çizelim. Ve bu büyük zaferi onurla kutlarken, bunu bir kez daha düşünelim!. 
ÇANAKKALE ZAFERİNİN 102. YILINDA  
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu topraklarda şehit düşen bütün vatanseverleri ve gazilerimizi minnetle ve saygıyla anıyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.. 
Esin Bozdemir

Haluk LEVENT'in tüylerinizi diken diken edecek
muhteşem performansı (lütfen sonuna kadar izleyiniz.)




 Eceabad Seddülbahir Güzergâhı 1.BölümEceabad Seddülbahir Güzergâhı 2.Bölüm Eceabad Seddülbahir Güzergâhı 3.BölümEceabat - Anafartalar Güzergâhı 4. Bölüm - Eceabat - Anafartalar Güzergâhı 5. Bölüm - Eceabat - Anafartalar Güzergâhı 6.(son) Bölüm 

12 Mart 2017 Pazar

HALİKARNASSOS

Euromos ve İasos Antik Kentlerinden sonra yönümüzü bu defa Muğla’nın Bodrum ilçesine çeviriyoruz. Bodrum ilçesi Karia’nın başkenti Halikarnassos üzerinde bulunuyor. Günümüzde çok sayıda ziyaretçiyi ağırlayan kıyılar, antik dönemde de önemli ve zengin bir denizcilik merkeziydi.

Ege’nin bu kadim limanı bir zamanlar 'Antik çağın Yedi Harikası’ndan biri sayılan Karia Kralı Mausolos’un Mezarı’na, diğer bir adıyla Halikarnas Mozolesi’ne ev sahipliği yapıyordu. 
Mezar  İÖ 353-351 yılları arasında Pythius ve Satyros adlı mimarlar tarafından tasarlanmıştı. Mezardan günümüze çok az kalıntı ulaşmış durumda. Eskiden mozoleyi donatan heykeller, dönemine öncülük eden sanatçılar Scopas, Bryaxis, Leochares ve Timotheus tarafından yapılmıştı.

6 Mart 2017 Pazartesi

Hokkabazların Dünyasına Yolculuk


Yabancısı olduğunuz ve ilk kez ayak bastığınız bir şehirde o şehrin silueti hiç şüphesiz belleğinizde önemli bir yer edecektir. Hele ki baktığınız şehir İstanbul ise!. Muhteşem manzarası hatırınızda saklı kalacaktır. Ancak insanlarının hayata bakışı, birbirleri ile ilişkileri, sosyal ve kültürel hayat, dışarıdan gelenler için etkiyi güçlendiren ayrıntılardır. Kıtaların ve kültürlerin buluşma noktası olan İstanbul ise dünden bugüne şehrin gündelik yaşantısında ve sosyal ilişkilerinde önemli değişikliklerin yaşandığı çok özel bir şehir kimliğini hep sürdürmüştür. 
Bir zamanlar şehrin sokaklarında çok daha aktif yaşayan, şehirle alış verişi olan esnaflar, İstanbul’un zengin ve renkli kültürel dokusunun belirleyici unsurları arasındaydı. Özellikle bugün nesli tükenmekte olan bu esnaflar, sanat ile zanaatı, iş ile eseri birbirine yakınlaştırmış her biri kendi alanında bir üstat olarak varlıklarını sürdürmüşlerdi. 

27 Şubat 2017 Pazartesi

İskâmbil Kâğıdı deyip geçmeyin! İşte ilginç hikâyesi

İskambil kâğıtlarını bilmeyen yoktur değil mi!. Hani bir yüzünde resim ve değişik şekillerden meydana gelen ve üzerinde işaretler bulunan, çeşitli oyunlar oynamaya yarayan kartlardır.  52 kartlık bir desteden oluşan iskambillerde 4 tane temel simge vardır. Bu simgeler ise; maça, kupa, karo ve sinektir. İskambil bugün en ücra Anadolu kahvehanesinde dahi bilinir ve onunla çeşitli oyunlar oynanır, fallar açılır. Kırsal yerlerde iskambil, sembolik olarak çayına, kahvesine oynanır. En çok bilinen oyun ise 'pişti'dir. (Görsel: Raymond Peynet'in ünlü 'Aşıklar' dizisinden yapılmış bir iskambil destesi) 
İskambil oyunları’nın tarihi ise bir hayli eskidir. Avrupa’da ilk olarak Ortaçağ’da görülür, bazı kaynaklara göre XIV. yüzyılın ortalarında, kimi araştırmacılara göre çok daha önceki çağlarda, Çin, Hindistan gibi Doğu ülkelerinde bilinen bir oyundur. 

22 Şubat 2017 Çarşamba

İasos Antik Kenti'nde Karyalılar'ın İzinde

Ülkemizin dört bir yanı antik kentlerle çevrili. Özellikle kıyı şeridindeki antik kentler konumları ile de görmeye ve keşfedilmeye değer güzellikte. Tatil denildiğinde pek çok insanın aklına gelen öncelikle güneş, kum ve deniz üçlemesidir. Denize girip serinlemek, güneşi doyasıya tende hissetmek güzeldir elbette ancak tatil süreçlerini çok daha verimli, çok daha zengin kılacak başkaca alternatifleriniz de vardır. Bu bereketli topraklarda, aynı suyu, havayı ve güneşi solumuş, bizden binlerce yıl öncesinde yaşamış olan insanların izlerini süreceğiniz nice 'antik kent' vardır. Üstelik bu antik kentler tatil beldelerinin çok da fazla uzağında değildir. Bu antik kentler ki, kültür miraslarımızdır bizim. 

14 Şubat 2017 Salı

'Bitlis’te Beş Minare' türküsünün hikâyesi


'Karış karış Anadolu toprağının içindeki yaşanmışlıkları, 
nakış nakış sözcüklere işleyen türkülerimiz'

Türkülerimiz, bizi bize anlatan, milletimizin benliğini oluşturan  ve binlerce yıllık saz, söz ustalarının gönüllerinden damla damla akıp gelen türkülerimiz.  Son asırda Aşık Veysel, Hacı Taşan, Aşık Mahzuni Şerif, Neşat Ertaş, Murat Çobanoğlu... ve daha isimlerini sayamadığımız onlarca yüreği büyük üstatlarımızın bize yadigârı türkülerimiz. Hepsi de bir acının, bir çığlığın, dünya dolusu duygunun dillerde karşılık bulmasıdır. O türküler ki, isimsiz kahramanların, içlerindeki duyguları çağlar ötesine haykırabildiği yegane miraslarımızdır bizim. Pek çok türküyü dinler geçeriz, ancak ardında nice hikâye vardır bunu pek bilmeyiz. Bu yüzden defalarca dinlediğimiz türkülerin ardındaki perdeyi aralayarak; geçmişimize ışık tutan 'türkülerin hikayeleri'ni anlatmaya devam ediyorum. Bu defa yolumuz Anadolu'nun doğusuna, Bitlis'e uzanıyor.  

1. Dünya Savaşı yılları…
Osmanlı topraklarının bir kısmı işgal altında. Bu öylesine bir işgal ki! düşman girdiği yerde taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmıyor. Sayısız cephede çarpışan askerimiz yorgun, bitkin. Elinden geleni fazlasıyla yapsa da düşman bir hayli çok sayıda, Mehmetçiğin azmi yetmiyor. Anadolu’da ise ne yiyecek, ne de erzak kalmış. Silah yok, cephane yok. Kazma kürekle karşı koymuş dedelerimiz düşmana, ama nafile yine yetmiyor.

6 Şubat 2017 Pazartesi

Cizre Ulu Camii’nin Ejderha Başlı 'Tılsımlı' Kapı Tokmağı

Güneydoğu Anadolu'da, Dicle nehri kıyısında yer alan Cizre, Ortaçağın en önemli bilim ve kültür merkezlerinden biri idi. En parlak dönemini Emevi ve Zengiler döneminde yaşamış kentin, görkemli yapısı Ulu Cami'den günümüze ulaşan kapı ve ünlü kapı tokmakları 12/13. yüzyıl Anadolu sanatının en önemli örneklerindendir. 
Şırnak İli Cizre ilçesinde bulunan Ulu Cami, 639 yılında kiliseden camiye çevrilmiş. Abbasi döneminde onarılmış olan camii 1160 yılında Cizre Beyi Baz Şah’ın oğlu Emir Ali Sencer tarafından yeniden yaptırılmış.

1 Şubat 2017 Çarşamba

Yarıyıl tatilinde çocuklarınız ve sizin için İstanbul'da gezilecek yerler


Yarıyıl tatilinin bitmesine kısa bir süre kaldı, ancak özellikle bu son hafta İstanbul’da güneş yüzünü gösterdi ve mevsim bahar tadında. Eğer siz de tatilinizi geçirmek üzere İstanbul’a geldi iseniz, yada İstanbul’da yaşıyor olduğunuz halde çocuklarınızı gezdirmek için yarıyıl tatilini beklediyseniz, işte tam da zamanıdır gezmelerin. 
İstanbul kültür, sanat, tarih, sinema, tiyatro, sergiler ve harika doğa manzaralı korular ve müzeleri ve daha fazlasını görmek, gezmek ve eğlenmek için oldukça zengin bir şehir. Ancak İstanbul’un büyük bir metropol olduğunu göz önünde bulundurarak zamanı doğru ve efektif kullanmak için tatil programınızı dikkatli yapmalısınız. Bu yüzden erken hareket etmelisiniz. Size en makul olacak ulaşım aracını seçerek görülecek yerlere dair önerilerimizi de bu doğrultuda tercih edebilirsiniz.   

27 Ocak 2017 Cuma

Trabzon'un İncileri Uzun Göl ve Sümela Manastırı’ndan Yansımalar

Yüzyıllar boyunca üzerinde yaşayan medeniyetlerin şehre bıraktığı kültürel miras ile Trabzon başlı başına bir açık hava müzesi görünümü içinde, renkli kültürümüze ve sanat tarihine dair ne varsa en cömert hali ile karşılıyor bizi. Bu yüzden adım attığımız her yerde tarih boyunca gelişmiş uygarlıkların izlerini görüyoruz.   
Doğu Karadeniz Gezimizin son durağı Trabzon’da ilk gün programımızı şehir içine ayırmış, önce Atatürk Köşkü Müzesini, ardından Ayasofya Müze ve Camii’ni gezmiş ve günü Boztepe’de harika Trabzon Panoraması eşliğinde kapatmıştık.

19 Ocak 2017 Perşembe

Eski İstanbul'da Bir Tuhaf Meslek


Bugün ‘Dalkavuk’ denildiğinde hemen pek çoğumuzun aklına *sözlükteki karşılığı olarak da, kendisine çıkar ve yarar sağlayacak olanlara karşı samimiyetten yoksun bir saygı ve abartılı bir hayranlık gösteren kişiler gelir değil mi!. Bu tip insanlar oldukça yağcı ve yalakadırlar. Böyle davranışlarının altında da mutlaka bir hesap kitap vardır. Ancak bu tür şahsiyetten yoksun insanların varlığı diğer insanlar tarafından fark edildikleri anda bu kişiye karşı ne güven kalır, ne de itibar. Velhasıl dalkavukları kimse sevmez. Ama karşı tarafın şişen egosunu daha da kabarttığı için muhatap olan kişi halinden memnundur. Yani karşılıklı bir alış-veriş hali söz konusudur. Bu bir ruh ve kişilik (tıynet) meselesidir, bozuk bir karakterdir.

Peki bu davranış biçiminin bir zamanlar, meslek olarak  yapıldığını biliyor muydunuz!. Yani tescilli olarak  ‘Dalkavukluk’ un bir meslek olduğunu.

Bir zamanlar, zengin konaklarında ev halkıyla misafirlerini eğlendiren onlara hoşça vakit geçirmelerini sağlayan ve bu işi kendine meslek edinmiş olan dalkavuklar varmış.  Bu kişiler isimlerini başlarına giydikleri “sarıksız kavuk” anlamına gelen “dal kavuk”tan alırlarmış. Öyle ki esnaf topluluğu olarak da bilinen Dalkavukların da diğer tüm esnaf locaları gibi lonca örgütleri, kâhyaları, nizamnameleri olup gittikleri her yerde yapacakları şakalar ve ücretleri dalkavukluk narhıyla belirlenirmiş. (Minyatür, Metin And)
Related Posts with Thumbnails