Unutun eski yılı! Yeni gelen yıla merhaba deyin:) 2012'de umutlarınız çiçek açsın!
başınız göğe ersin:) obanız şenlensin :)) her şey gönlünüzce olsun....
Yeni bir yıla daha girerken...
Biten yılın yükü ağır mı ağırdı!.. acılarla, sızılarla, kederlerle dolu bir yılı daha geride bıraktık.. bir hayal perdesinde saklı bilanço vardı göstermelik, bir de gerçek bilanço vardı elle tutulur somut!.. ihanetin, cehaletin ve umarsızlıkların bedelini gencecik bedenler ödediler canlarıyla!.. dört bir yandan kuşatıldık! Onlar ki burunları dahi kanamadan zapt ettiler her yanımızı!.. sinsice, adım adım planlar uygulandı ve uygulanmakta hala daha!.. 2012’ye çeyrek kala son dakika golleri atıldı! cellat peşpeşe savurdu hançerini!.. neşeden, sevinçten ve mutluluktan çığlık atmak varken!..ağıtlar yankılandı anaların, babaların yetim kalmış çocukların dilinde!.. köylüsü, emeklisi, memuru, işçisi, öğrencisi, madencisi, sağlıkçısı, öğretmeni, çiftçisi yine koskoca bir yılı hüsranla tamamladı!.. borcu 2012'ye ve onun katmanlı yıllarına tekamül etti!..
Şimdi yine biz açlıklar, acılar ve kuşatmalar altında kalmış sırtımızda koca bir yükle girmekteyiz yeni bir yıla daha!.. geçen yıl ki dileklerim ne idiyse yine bu yıl da diliyorum!.. ‘yarın bize neler gösterecek bilinmez!..’diyemeyeceğimiz biçimde dünden devraldıklarımız ve bugün yaşadıklarımız yarının habercisi!..
Ama yine de umut fakirin ekmeğidir!.. diliyorum ve ümit ediyorum ki geçmişten azıcık da olsa ders almış olalım ve bir öncekinden daha da zorlu olacağı belli olan bu yılı, daha gözleri açılmış, aydınlanmış ve uyanmış bir ulus olarak yaşayalım!.. yaralarımızı sevgi ile, hoşgörü ile ve dayanışma içinde birlik ve beraberlik ruhu ile saralım.
2012’de
ülkemizde ve dünyada;
Savaşların olmadığı!
Dengelerin toplum yararına dönüştüğü!
Barış ve adaletin sağlandığı!
Daha aydınlık bir yıl olsun..
Yeni yıl yepyeni güzellikler katsın hayatlarımıza!..
Düşlerimizin gerçekleşeceği, sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir yıl diliyorum...
Daha önce ilk dört bölümünü yayınladığımız; Doğu Ekspresi ile Kemah'a Yolculuk
Haydarpaşa'dan Kemah'a Anadolu Manzaraları
video filminin beşinci bölümünü seyirlerinize sunarız.
Yolculuk boyunca elinden kamerayı düşürmeyen ve bu videoları hazırlayan eşim Abdullah Bozdemir, bu videonun tanıtım yazısında "Doğu Ekspresiyle yolculuk, yalnızca bir tren yolculuğu değildir!.." diyor.
İzleyin siz de hak vereceksiniz...
Doğu Ekspresi ile yaptığımız bu keyifli yolculuk serüvenimizi merak edenler tıklayınız !
İlginç kılığı, sıradışı tavır ve sözleriyle toplum içinde genele benzemeyen az da olsa değişik tipte insanlar vardır…bazıları modanın grift nahoşlukları içinde ve hatta bazen de abartarak kendince stil yaratmak adına ama daha fazlası ile dikkat çekmek için uçuk kaçık giyinir ve o kılığa uyuşur uyuşmaz halde davranırlar!.. beğenen de olur, beğenmeyen de! Kabul gör(ün)mek ve gör(ün)memek bulunduğu camia ve topluma göre de görecelidir elbette. Bazıları ise derbederlik ötesinde eni konu kendini bırakmışlık içinde saç sakal birbirine karışmış, pejmürde bir halde dolanır, susar, konuşur, durur, bağırır, çağırır... bazen de derin derin düşünür olur!.. şekilciliğe düşkün olan ve şekle göre değer biçen çoğunluk, derinlerdekini sorgulamaz ve yargılamaktan da geri kalmazlar genelde!.. böyle insanları görünce sizin de olur mu bilemem ama! ister istemez benim de aklıma takılır karşımda gördüğüm bu insan(lar)ın, görünmeyen yüzleri ve bilinmeyenleri, aklı ve akılla olan durumları!.. kimi normal davranışların dışına çıkan halleri ile ‘acaba tamamen gitmiş midir akıl? noksan mı kalmıştır, yoksa tam tersi fazla mıdır o akıl-ları da ondan mıdır bu halleri!..’ gibisinden söyletirken, Rodin’in düşünen adamı nasıl düşündürmüşse, bu görüntüdeki kadın ve erkekler de düşündürürler beni! neden ve niçindir bu vaz-geçişlik!!!
Orhan Karaveli’nin Sakallı Celal’in yaşamöyküsünü anlattığı kitabına, kısa bir süre önce kitapevlerini dolaşırken rastlamış ve ilginç bir yaşama dair bilinmeyen ama okudukça satır aralarında ‘aslında anonim adı altında telaffuz ettiğimiz’ nice özlü sözün, deyimin de kahramanı ile karşılaşacağımı ‘ tahmin edemezdim J diyemeyeceğim!’ zira boşuna olamazdı Sakallı Celal’in yaşamının kaleme alınışı… öyle ki kitabı okuduktan sonra; sadece özlü üç beş bilgece söz olmayacaktı geriye kalan çıkarımlarım… öylesine özgün ve özgür ama özgür olduğu kadar da duruşu ve düşünceleri ile yaşamına dokunan insanlara verdikleri karşısında, O’na yüklediğim anlam çok daha başka olacaktı benim için; ‘Sakallı Celal’in varlığı başlı başına bir baş yapıttır!’ bu ülkenin bağrından çıkmış ama yaşarken değerinin yeterince verilmediği diğer gizli kahramanları gibi büyük yapıtlarından sadece bir tanesidir o…
Her zaman ki gibi, J önce incelemekte olduğum kitabın ana kapağında yer alan; Sakallı Celal’in,kırışık ve eskimiş kıyafeti içinde, tiftik tiftik, uzun zaman tarak değmemiş kıvırcık saçları ve kendi haline bırakılmış sakalları ama hiçte hayattan bezmiş gibi görünmeyen bir halde, kolları belinde muzipçe gülen bir edada bakarak poz veren o fotoğrafı… Arka kapağında hakkında yazılanlar ve kısa bir önsöz taramasından sonra… sıra, vakti zamanında bu toprakların suyunu içmiş, okumuş, kendini eğitmiş, toplumun her kademesindeki insanına sosyal sınıf ayrımı gözetmeksizin bilgi birikimini aktarmış, kendini fazlası ile aşmış ve daha hakkında ne çok şeyler söylenecek olan bir insanın, bir düşünürün, bir Türk filozofunun adeta yeniden doğuşuna tanıklık edeceğim ve altını çizeceğim, notlar alacağım bir kitabı okumaya gelmişti…
Kitabı bir solukta okurken, kitaptan geriye aklımda, bugüne kadar duyduğum bazı deyimlerin gerçek kahramanına ait sözleri, o’nun derin düşüncelerini, düzene baş kaldıran ve toplumun gelişmesinde, aydınlanmasında ne denli çaba harcadığını, Sakallı Celal’in orijinal zekâsı, yaygın kültürü ve mizacı ile ülkemizin özellikle aydınlar çevresinde yaşamıyla, olduğu kadar, etkin ve uyarıcı konuşmalarıyla ve renkli sohbetleriyle de ilgi çeken ve iz bırakmış olan; Aydın, özgün, yenilikçi, idealist ve kemalist ruhlu, Atatürk hayranı, sosyalist ve hümanist bir insanı; Melih Cevdet Anday’ın “ o bir kahramandı!” diyerek yücelttiği ama yaşarken ne yazık ki yakın çevresi, (eş-dost ve arkadaşları) dışında gerçek değerinin bilinmediği, ardından ise nice izler bırakan bir insanın yaşamıydı okuduğum…
Kimdi-r sakallı Celal?
Tevfik Fikret’in, “Hak bellediğin bir yolda yalnız ‘yalınız?’ gideceksin” dizesinde anlatılmak istendiği gibi, Celal Yalınız (1886-1962) arasında yaşamış ( bu aynı zamanda mezar taşındaki dizelerdir)“yalnızlığın pîri” bir düşünür ve filozoftur.
O, II. Abdülhamit’in Bahriye Nazırı Hüseyin Hüsnü Paşa’nın oğludur, ortaöğrenimini Galatasaray’da, yüksek öğrenimini de Paris’te yapmış ve anadili gibi Fransızca bilmesine rağmen, bu durumu hiç hissettirmeyecek ve Karl Marx’ın; “Ne kadar azsan, yaşamını ne kadar az görkemli kurmuşsan o kadar çoksun demektir ve görkemli yaşamın da o denli büyüktür. “ düşüncesindeki kadar tevazulu bir duruş ve tavır sergileyen,sokakta yaşamaktan hiç gocunmayan...
çöpçü ücretlerinin düşüklüğünü protesto etmek için çevrenin şaşkın bakışlarına aldırmadan, İstanbul’un en lüks semtlerini sırtında smokiniyle süpürmüş ‘bir çöpçü!... bir sokak çocuğu ve bir halk bilgesidir… ve salaş yaşamıyla birlikte Fransız şairleri kadar da bohem bir karakterdir aynı zamanda.
Sakal bırakmasının ve sakalını bir daha hiç kesmemesinin nedenini pek çok şeye dayandıranlar olsa da, bu garip ve salaş görünümlü halinin onun; Anatole France, Karl Marx, Tristan Bernard gibi bazı ünlü sakallılara duyduğu hayranlıktan dolayı olduğu söyleyenlerde olmuştur…
Öğretmenlikten ayakkabı boyacılığına, hamallıktan fabrika işçiliğine, ateşçilikten çımacılığa, kadar her çeşit işe girip çıkmış ve Yusuf Ziya Ortaç’ın (Akbaba haftalık mizah dergisinde yayınlanan) dörtlüğü Celal bey’in bu durumunun bir özeti gibidir;
Ben hangi yolu seçeyim? Hangi mesleğe geçeyim? Dişçi, ateşçi, memur…
Bir sakallı bilmeceyim!
Türkiye’nin Batılılaşma macerasını ve bu arada da son dönem Türk aydınının profilini, “Türkiye’de aydın geçinenler Doğu’ya doğru seyreden bir geminin güvertesinde Batı yönünde koşturarak Batılılaştıklarını sanırlar”şeklinde veciz bir ifadeyle özetleyen…
Bir fikir münazarasında üniversite profesörünün yüzüne karşı söylediği “Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur!” sözleriyle, Türkiye’deki eğitim sisteminin yetiştirdiği insan profilini ortaya koyan ve sıklıkla eğitim sisteminin nasıl olması gerektiği yönünde sözünü esirgemeyen gözü pek ve yürekli bir insandır…
Yetmişbeş yıllık ömrü boyunca paraya pula hiç önem vermemiş, öyle ki Galasaray Sultani’sindeki muallim muaviniliği döneminde çocuklara askıdaki ceketini göstererek "Parası biten cebimden alabilir" diyecek kadar yüreği gibi cömerttir…
Aydın’da incir tütsüleme fabrikasının gözbebeğidir. Ustabaşı ve baş makinisttir ama gerektiğinde en ağır incir çuvallarının altına girmekten de çekinmeyen; fakirlere, çaresizlere yardımcı olduğu için kazancını verdiği söylentileriyle ‘kominist!’ adledilen… parmağını iş kazasında kopardığında; “Bu benim kominist parmağım!...”J diyecek kadar da ironi yaparak yaşamını tiye alan ve düzene başkaldıran bir adamdır aynı zamanda …
Evinde yapılan arama esnasında polis duvarda asılı duran Karl Marx portresini sorunca “Rahmetli babam!” diye cevaplayan J
Silahla yakalandığında kendisine, “Neden silah taşıyorsun?” diye soran polislere, "Gazi Paşa ve Cumhuriyeti korumak için" diye cevap verecek kadar cesur ve Cumhuriyet aşığı vatansever bir kahramandır…
Ankara Sultanisi’nde müdürlük yaparken, kendisinden öğrencileri mezun etmek konusunda “müşkülpesent” davranmaması istendiğinde “Ankara Sultanisi boyacı küpü değildir!” diye yanıt verir. Bu olay üzerine kendisini bakanlık emrine alan ve bir daha düşünmesini isteyen Maarif Vekili Hamdullah Suphi’ye pervasızca, “Tanzimat ilan ettik olmadı / Meşrutiyet ilan ettik olmadı / Cumhuriyet ilan ettik olmadı. Biraz ciddiyet ilan etsek ne dersiniz?” diyerek bürokrasiye rest çekebilecek kadar cengaver bir adamdır!..
"Bu ülkede ilgililer bilgisiz, bilgililer de ilgisiz" diyerek olacak akıbete aldırmadan, derin bir sosyolojik tahlilde bulunmuş… Müdürlük görevinden atıldığının ertesi günü eline geçirdiği bir boyacı sandığı ile okulun önünde öğrencilerinin ayakkabılarını boyayarak zulme karşı direniş sergilemiş bir devrimcidir! aynı zamanda...
Yazılı bir eser bırakmamış olsa dahi yaşantısı, duruşu ve düşünceleri ile iz-ler bırakmış kendisi, başlı başına bir eserdir! ve her biri birer büyük eser vasfında insanlar bırakmıştır ardında. Bunlar arasında; Yusuf Ziya Ortaç, Ahmet Haşim, Nazım Hikmet, Ali Yar, Haldun Taner, Ali Sami Yen, Nurullah Ataç, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Kazım Taşkent, Melih Cevdet Anday ve Orhan Veli gibi önemli isimler sayılabilir...
Aleyhindeki asılsız suçlamalar nedeniyle polisler odasını basıp suç delili arayıp da bulamayınca, kendisini, “Hani nerede, söyle! yerini göster” diye sıkıştırmışlar. O daişaret parmağını kafasına dokundurarak “aradıklarınız işte bunun içinde!..” diyerek memleketin sahiplerinin cehaletini ve ahmaklığını, ince zekası ile karşı duruş sergileyerek protesto etmiş bir protesttir!..
Ağabeyi Deniz subayı Cemal Bey’in torunu Pr. Dr. Fatma Koray’ın, Celal Bey’in yaşamını çok yerinde bir tespitle; ‘bir protestonun romanı’ diye nitelediği ve hiç aklından çıkmayan bir anekdotunda ise Celal Bey'in ; “yozlaşmış toplumlarda yaşamak durumunda olmak öyle bir şeydir ki, insan kazara bir çukurun içine düşse ve –tesadüf bu ya- düştüğü yer bir lağım çukuru olsa ama nasılsa üstüne bir damla bile pislik sıçratmadan bir kenarda durmayı başarıp imdat istese ve birileri gelip onu oradan kurtarsa, gene de kolay kolay atamaz üstüne sinen o pis kokuyu!...”sözleri ne kadar manidardır!..toplumun hep ileri gitmesini düşleyip bunu görememenin düş kırıklığını yaşamış olan düşünür acaba bu günleri görebilseydi kimbilir neler düşünürdü!.. değişen hiç bir şey yok!..üstelik daha da !!!..
Aydınlık ve nur yüzlü bilge bir adam...
Sakallı Celâl 1962′de hayata veda eder. Mezar taşında “Celal Yalınız 1886- 1962 “ yazılıdır ve çok sevdiği hocası Tevfik Fikret’in ünlü dizeleri;
“Bahçıvan bir gül için bin dikene katlanır” yazılıdır.
Tek isteği varmış Sakallı Celal’in o da; Türkiye’nin Atatürk’ün yolunda giderek aydınlık günlere ulaşması! Bu uğurda bir şeyler yapabilmek için o “bin dikene katlanmış”
Kim bilir daha kimler geldi geçti sessizce bu devrandan!..nice bilgeler, filozoflar, şairler ve nice garipler!.. kim bilir ne çok gizli kahramanlar var bizim bilmediğimiz iz sürmemiz gereken… Onlardan öğreneceğimiz çok şey var, hayata karşı bir duruş kazanmayı ve tavır geliştirmeyi öğrenmek dahi doğru adam olma yolunda atılacak önemli bir adım olacaktır şüphesiz..
Gazeteci-yazar Orhan Karaveli’nin büyük bir emek ve titizlikle kaleme aldığı ve daha geniş kitlelerce böylesine değerli bir Türk filozofunun bilinmesine vesile olduğu için çok teşekkür ediyor, en derin saygılarımı sunuyorum kendilerine...
‘Sakallı Celal’i ilgiyle okudum ve sizlerinde okumanızı öneririm…
* Bir dönem Doğan Apartmanının bir göz odasında da yaşamını sürdüren
Sakallı Celal'in Doğan Apartmanı sakinlerinin anılarına dair okumak için tıklayınız Hiiiii!!! Sakallı Celâl...