31 Ekim 2017 Salı

Abdülmecid Efendi Köşkü'nde 'Kapı Çalana Açılır' Sergisi

15. İstanbul Bienali kapsamında, Abdülmecid Efendi Köşkü’nde gerçekleştirilen ‘kapı çalana açılır’ sergisini görebilmeyi çok istiyordum, nihayet hafta içinde gittim, zira gitmeseydim aklımda hep kalacaktı! Sergi Ömer M. Koç Koleksiyonuna ait. Ve bu sergi ile tarihi köşk, ilk kez kapılarını ziyarete açıyor.  
Hafta içi saat 14.00'de ziyarete açılan sergide, uzun bir kuyruk vardı. Geçtiğimiz hafta boyunca hemen her gün yağışlıydı hava, ancak ziyaret ettiğim haftanın son iş gününde sanki hava, bahar mevsiminden ödünç almış gibi, pırıl pırıl güneşli idi. Sergide, upuzun bir kuyruk olsa dahi, zaman nasıl geçti, sıra ne zaman bize geldi hiç anlamadım. Çünkü bahçe öylesine şenlikliydi ki!. yeşil papağanlar mı? dersiniz, kırmızılı, beyazlı renkli kelebekler mi? yoksa  sincaplar mı?. hangi yöne bakacağımızı şaşırmış haldeydik. Bu arada insan manzaraları da oldukça renkliydi! Her yaştan insan vardı. Sergiye ilgi gerçekten çok fazlaydı. Nihayet sıra bize geldi ve köşke girdik.

23 Ekim 2017 Pazartesi

İstanbul Oyuncak Müzesi'nde çocukluğumla buluştum.

Sunay Akın'ın büyük emeklerle kültür dünyamıza kazandırdığı 'İstanbul Oyuncak Müzesi' görmeği çok istediğim bir müzeydi. Nihayet bu hafta sonu müzeyi görebilme şansına erdim ben de. Müze, İstanbul'un nadide semtlerinden biri olan Göztepe'de bulunuyor. Eski bir konak restore edilerek müzeye dönüştürülmüş. Daha müze sokağına girer girmez, bizi devasa boyutlarda 3 adet zürafa karşılıyor. Zürafaları görünce, Sunay Akın'ın 'İstanbul'da Bir Zürafa' kitabı geliyor aklıma. Ve tabi zürafaların ilginç hikâyesi. Sonra İngiliz askerlerini görüyorum, kapının iki yanında nöbetteler,  diğer yandan mizahımızın baş kahramanı Nasrettin Hoca'mız gülümseyerek ' heyyyy! ben de buradayım!' diyor... nereye, hangi yöne bakacağımızı şaşırırken bir anda müzenin gerçek ev sahipleri sevimli kediler, müze ziyaretçilerine alışkın olmalılar ki, bahçe kapısından içeriye adımımızı atar atmaz, kollarımıza, ayaklarımıza resmen sarılıyorlar :) böyle bir ' hoşgeldin 'e can kurban! bu sıcacık karşılamayla, yüzümüzde güller açarak içeriye giriyoruz. Asıl cümbüş içeride!

14 Ekim 2017 Cumartesi

Biraz havadan sudan, biraz da sanattan; kitaplardan ve sinemadan...


Bir haftayı daha su gibi akıp geçirdik hayatımızdan. Güneşliydi havalar, yazın son demlerinden üç beş gün de olsa ödünç almış gibiydi sonbahar. Sıkıcı gündemlerin ve boz bulanık memleket havalarının aksine, sanki biraz da gönlümüzü almak istemişti bu sıcak havalar, belki de bu yüzdendir güneşli ve güzel günlerin daha hızlıca geçivermesi ömrümüzden!  Ama öğrendik ki, haftasonumuz yağmurlu olacakmış, havalar yeniden mevsim normallerine geri dönecekmiş. Bu demek oluyor ki ancak kapalı mekânlar bizi paklar. Güzel de olur. Seviyorum ben, tıpır tıpır yağmur yağarken bir yandan kahvemi yudumlayıp, kitapların içine gömülmeyi, ya da patlamış mısır eşliğinde, bacaklarımı uzatıp film seyretmeyi. Gündüz kitap okuyorsam, geceyi filmlere ayırmayı.

Bu hafta 'Maskelerle Çevrili Bir Hayat' Tesla'yı okumaya başladım, kitabı yarıladım, gayet akıcı bir uslubu var yazarın, sindire sindire okunacak kitaplardan, keyifle okumamı sürdürüyorum. Kitap belki 3-4 günde bitebilirdi ama ben öyle kült kitaplar okuyorken - bu arada kitap 480 sayfa - araya mutlaka başkaca okunacak şeyleri sıkıştırıyorum. Böyle bir okuma alışkanlığım var benim. Çok ince ve konusu hafif bir kitap ise o zaman buna gerek kalmıyor zaten başladığım gibi birkaç saat içinde bitiriyorum. Bu defa ikinci bir kitap yerine, hiç aksatmadan aldığımız aylık dergilerimiz (tarih, arkeoloji, gezi, sinema, foroğraf, kitap dergileri) giriyor devreye. Kimi benim ilgi alanıma giriyor, kimi de eşimin. Dergilerin çoğunu okudum, bazılarına da şöyle bir göz gezdirdim, önemli bulduğum  yerleri işaretledim, işaretlerimi de aradığımda bulabilmem için aklımın bir köşesine yazdım. Ve yeni 'kitap listeleri' oluşturdum. Anlayacağınız, kitaplar, dergiler ve filmler vardı gündemimde...

4 Ekim 2017 Çarşamba

Lizbon - Okyanusa Şarkılar Söyleyen Şehir


Yola çıkmak! Yitirmek ülkeleri! Bir başkası olmak süresiz,
Yalnız görmek için yaşamaktır. Köksüz bir ruhu olmak!
Kimseye ait olmamak, kendime bile! Durmadan gitmek, sonu olmayan
Bir yokluğun peşinde. Ve ona ulaşma isteği içinde!
Böyle yola çıkmaktır yolculuk. Ama ben açık bir yol düşünden öte,
Bir şeye gerek duymuyorum yolculuğumda. Gerisi sadece gök ve toprak. (*)
Portekizli şair Pessoa’ya ait olan bu dizeler yola çıkmaları, yolculukları irdeliyor. İnsan yollara, yolculuklara niçin çıkar? Şairin dediği gibi midir yolculuklara çıkmak? Portekiz’li şair çok derin düşünmüş elbette. Ben kendi yolculuklarımın analizi yaparken belki bu kadar derin düşüncelerin peşinde sürüklenmiyorum ancak ben de; keşfetme ve öğrenme merakımın dışında, ruhumu özgürleştirmek, kendimi daha  iyi ve gerçek anlamda yaşadığımı hissetmek ve pek tabii keyif almak için çıkıyorum bu yolculuklara. Bu yolculuklar ve geziler aynı zamanda beni besliyor; hayata bakışımı ve düşüncelerimi derinleştiriyor. Yeni bilgilerle zenginleşen dağarcığım ve yakınlaştıkça diyarlara sınırları da ortadan kaldırıyor; önyargılarımdan arınırken hoşgörüm de artıyor.  Bu yüzden, hissettiklerim, gezip gördüklerim, öğrendiklerim yalnız bende kalmasın, onları siz de yaşayın ve siz de bu yolculuklara çıkın istiyorum.  Kendi kişisel tarihimize not düşmenin yanında paylaşımlarımdaki gerekçelerden biri de bu.