İstanbul'a Yakın Yerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul'a Yakın Yerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2020 Salı

Akçakoca'dan izler ve yansımalar

Neredeyse bir ay önce *Eylül Güncesi'ni paylaşmış ve Eylül ayı'nın son haftasında Akçokaca'ya gittiğimizi yazmıştım. Nihayet Akçakoca rehberini anlatmaya geldi sıra. Madem Covid19 hepimizi dört duvar arasına hapsetti, ben de hiç değilse biriken yazılarımı yazayım dedim. Uzun zamandır İstanbul'un Anadolu yakasında ikâme ediyoruz. Hâl böyle olunca hafta sonu gezilerimizi de genellikle ulaşım kolaylığı açısından İstanbul'un kuzey doğusuna ve Batı Karadeniz kıyılarına gerçekleştiriyoruz. Zaten bu yaz (ana ocağı Bandırma ziyaretlerimizi saymazsak) hepi-topu iki-üç kez şehir dışına çıktık. Malum pandemi, hepimizi olduğu gibi bizi de çok daha temkinli hareket etmeye sevk ettiği için genellikle gezilerimizi de konaklamalı yapmak yerine günü birlik yapmayı tercih ettik. Dolayısı ile zamandan kazanmak için de sabahın erken saaatlerinde yola çıkmayı göze almamız gerekiyordu, öyle de yaptık. 

Daha önce **Kefken ve Kerpe'ye gitmiş ve Karadeniz'in İstanbul'a yakın Batı Karadeniz sahillerine bayılmıştık. Bu defa bir tık daha uzağına giderek, henüz Türkiye'de Ege ve Akdeniz sahilleri bilinmez iken, yerli turistlerin bir zamanlar oldukça ilgi gösterdiği Düzce'nin sayfiyesi olarak da bilinen Akçakoca ilçesine gitmeye karar veriyoruz.

6 Eylül 2020 Pazar

Karadeniz'in Muhteşem Koyları: Kefken ve Kerpe'den İzler ve Yansımalar


Pandemi dolayısı ile kısıtlanan hayatlarımıza küçük bir nefes alma durağı şart olmuştu artık, zira sıcaklardan dağılan bünyelerin de bir dayanma gücü vardı! ancak nereye gidecektik?. İstanbul'da her yer tıklım tıkıştı! En sonunda uzun zamandır aklımızda olan ve İstanbul'a çok da fazla uzak olmayacak bir yere; Karadeniz kıyılarına doğru uzanmak fikri.... daha o dakikada, usumuza düşer düşmez bizi heyecanlandırmaya yetiyor:)

Peki, gideceğimiz yer tam olarak neresi olacak?
Karadeniz'in en çekici ve en korunaklı koylarından; Kefken ve Kerpe'ye. Tabi günü değerlendirmek için, sabahın erken saatlerinde kalkıp, yollara koyulmayı göze almak gerekecek! hiç tereddütsüz, aldığımız bu kararı yürürlüğe koyuyoruz hemen.

Önce, akşamdan piknik sepetine koyacaklarımızı organize ediyor, buz çantasını ve şezlongları...yanımıza alacağımız en pratik ve bize yük olmayacak hafif yollu araç gereçleri, yolda giderken dinleyeceğimiz cd.leri, kamera ve yollukları da ayarladıktan sonra...artık gönül rahatlığı içinde yola çıkabiliriz! moduna geçiyoruz.

15 Aralık 2017 Cuma

Tarihin 'Sakin' Şehri Taraklı

izlerveyansimalar.blogspot.com
Etrafı yüksek tepelerle çevrili bir vadiye kurulmuş olan ve ortasından Sakarya Nehri’ni besleyen Göynük Çayı’nın aktığı, tarihi sokaklarında gezerken ruhumuzun huzur bulduğu, Bolu’nun şirin ilçesi Göynük'ü ve ardından muhteşem doğasıyla Çubuk Gölü’nü de gezdikten sonra bu defa rotamızı Taraklı’ya çeviriyoruz. 
Yine aynı güzergâhtan geriye dönerek; önce Göynük’e oradan da Taraklı’ya yaklaşık 45 dakika sonra ulaşıyoruz. Taraklı’da tıpkı Göynük gibi 2013 yılında Cittaslow yani Sakin Şehir ağına dahil edilmiş. Ancak bizim gittiğimiz gün tam da Taraklı’nın merkezinde pazar kuruluydu ve hareketli bir gündü. Yöresel ve organik ürünlerin sunulduğu tezgâhlar tazecik sebzelerle, çeşitli otlarla, ilçeye adını veren şimşir taraklar ve yine Taraklı bezine yapılmış el emeği göz nuru işlerle donatılmıştı. Her yer cıvıl cıvıl renkliydi.

9 Aralık 2017 Cumartesi

Gözümüzden Gönlümüzden Göynük

Geçtiğimiz haftasonunda İstanbul’un stres yüklü yoğun temposundan kaçabileceğimiz ve aynı zamanda çok da uzak olmayacak sakin bir yer arayışı içindeyken, tam da isteğimize uygun bir yer  olarak - bu yıl Uluslararası Cittaslow (Sakin Şehirler) Birliğine girmiş olan - Bolu’nun Göynük ilçesine gitmeye karar verdik.  Ve daha, tan yeri dahi ağarmadan erkenden yola koyulduk. Biraz uykumuzdan fedakarlık ettik, ama sonrasında gördüklerimiz bu fedakarlığımıza değdi. 
Böylelikle hem trafiğe yakalanmamış olduk, hem de gökyüzünü şölene çeviren gün doğumunu anbean izlemiş olduk. Kapkaranlık gecenin içinde yol alırken, trafiksiz rahat bir sürüşün ardından gece yavaşça aydınlanırken, güneş kendinden önce gülleri serpiştirdi gökyüzüne. Bulutlar perde perde gül rengine boyandı. Ardından günün baş solisti olarak güneş sahnede ki yerini aldı.

14 Nisan 2014 Pazartesi

NatürKöy'de bahara merhaba

Bu haftasonu İstanbul’a yaklaşık 1-1.5 saat mesafede olan, Sapanca'nın Mahmudiye Köyü'nde yeşilin binbir türlü dokusunu barındıran bir vadinin tam ortasında, şelaleler, küçük göletler arasında 'NatürKöy’ de 'bahara merhaba’ dedik.   
Samandağları'ndan akıp gelen kar sularının mevsim yağmurları ile beslendiği Mahmudiye Deresi, yeşilliklerle bezeli doğal güzellikler içerisinden akarak Sapanca Gölü'ne dökülüyor. Baharla birlikte doğanın uyanışı, davetkâr renkleri, kokusu bizleri de kendi iklimine çekiyor zahmetsizce.  

13 Haziran 2009 Cumartesi

İğneada - Longoz Ormanları - Göller ve Barajlar- Dupnisa Mağarası

 İğneada 
Orman ve deniz arasında kalmış bir cennette kim bulunmak istemez ki? Önü uçsuz bucaksız Karadeniz ve arkası Istranca dağları ve longoz ormanlarıyla çevrili, şirin bir beldemizdir İğneada. Hafta sonu tatili için de harika bir seçenek! 
Kırklareli İli, Demirköy İlçesine bağlı İğneada Beldesi, Türkiye’nin Kuzey-Batısında Bulgaristan’a komşu Trakya'nın Karadenize bakan bir sahil kasabasıdır. İsmini tunç ve demir çağlarında bölgede yaşayan yerli Trak toplumları, Thyn’lerden almıştır. Bu bölgede birbirinden ayrı olarak üç longoz alanı bulunmaktadır. Erikli Gölü, Mert Gölü ve Saka Gölü longozu görülmesi gereken longozlardandır. Bizde bu haftasonu gezimizi özellikle longoz ormanlarını da içine alan Kırklareli bölgesinde geçirmeye karar vererek yola koyulduk.

26 Mayıs 2009 Salı

Maşukiye - Kuzuyayla, Sapanca - Kartepe


Yine bir haftasonunu daha şehir dışında geçirmek üzere, İstanbul’a 100 km. mesafedeki konumu ve ulaşım kolaylığı ile tercih ettiğimiz doğa harikasıyla buluşmak için, Maşukiye’ ye doğru yola koyulduk.

Sabahın erken saatlerinde, içimizi ferahlatan tertemiz havası ve sisli dağlarında yol aldığımız orman kokusuyla Maşukiye’ye yaklaşık 1,5 saat sonra vardık. Doğanın tüm gizemiyle göz kırpar gibi bize yansıyan mistik dokusu görülmeye değerdi.

Bahar mevsimini yaşadığımız bu günlerde, Kartepe zirvesine doğru yol aldıkça, hala yer yer karlarla kaplı dağ yollarıyla karşılaşmamızsa hayret verici bir durumdu. Çiğ tanelerinin, ilkbahar yapraklarına can verdiği, çam, kayın, ıhlamur ağaçları ve rengarenk çiçeklerle çevrilmiş yoldan Kuzu Yaylasına vardığımızda, panoramik manzaranın ve vahşi doğanın
birbiri ile kaynaşan görüntüsü tek kelime ile muhteşemdi.

Stabil yoldan tırmandığımız Geyik Alanında bizi karşılayan ve harika manzarası ile “iyi ki gelmişiz” dediğimiz A Cafe Restaurant’ ta eşimle birlikte keyifli bir kahvaltı yaparak; güne aydın ve zinde bir şekilde başladık.


Kartepe zirvesinden gündoğumuna merhaba demenin heyecanı birde, güler yüzle hizmet sunulan ve tadı damağımızda kalan harika kahvaltının içimizi sarmalayan doygunluğu ile tekrar yola koyulduk. Buraya kadar gelmişken en tepe noktaya çıkmamak olmazdı! Rotamızı en üst nokta olan zirveye yönelterek tırmanışımızı sürdürdük.

Nihayet zirveye vardığımızda, Kartepe’ den kuşbakışı seyrettiğimiz, Sapanca Gölü ve Körfez manzarası, diğer yanda çeşitli ağaç türleriyle kaplı yemyeşil ormanların eşsiz güzelliği gözlerimizin önüne seriliverdi…


Kışın kayak alanı olarak kullanılan bu bölgede birde telesiyej bulunmaktaydı. İnanıyorum ki kışında bembeyaz karlar içinde ve belki de sürpriz bir geyikle karşılaşabilmek şansı ile de apayrı bir doğa harikası olmalıydı Kartepe…

Bu harika manzarayı ölümsüzleştirmek istercesine bol bol fotoğraf çektik.

Orman içinden gürül gürül gelen çağlayanların oluşturduğu su oluklarından akan tertemiz suları da içerek, içimizi ferahlatan serinlikle, zirveden aşağı inişimizi sürdürdük. Yağan yağmurlar ve eriyen karlar derelere, oradan da Sapanca Gölüne doğru yol almaktaydı.


Pek çok mesire alanının yer aldığı Maşukiye–Aygır Deresi boyunca yemyeşil vadide sıralanan her tür seçeneğin sunulduğu piknik alanları, şelalelerden akan buz gibi sularında yetişen Alabalıkların lezzetiyle sunulan restaurantları, çay bahçeleri ile göz alabildiğine geniş bir yelpazeye sahip konumdaydı.


Biz güne başlarken yaptığımız kallavi bir kahvaltı ardından günün yorgunluğunu, demlik çay hizmeti sunulan piknik alanında, yeşilin bin bir rengini, ve şelalelerden akan su sesleri eşliğinde tavşan kanı çaylarımızı yudumlayarak soluklandık.

Şimdi sıra, tepeden kuşbakışı seyrettiğimiz Sapanca Gölüne gelmişti. Asil ve vakur bir eda ile süzülen Sapanca Gölü sahilinde yürüyüşümüzü sürdürdük. Rengarenk çiçeklerle bezenmiş göl manzaralı çay bahçeleri, balıkçı tekneleri ile şirin bir belde olan Sapanca Gölündeki kısa turumuzun ardından, dönüş için tekrar yola koyulduk.

Dönüş yolumuzu farklı bir yoldan, gölün diğer yakasından dolaşarak gerçekleştirdik...
Ve yine gözümüze çarpan çok hoş bir sahil köyü olan Eşen Köyünde verdiğimiz kısa bir molanın ardından tekrar yola koyularak gün batmadan İstanbul’ a vardık.


Bu arada küçük bir dip not olarak;

Tüm bu alternatifleri değerlendirmek üzere, İstanbul’ a yakınlığı ve ulaşım kolaylığı ile tercih edilebilir bir belde olan Sapancaya gölün kıyısına kadar uzanan trenle gitmek dahi çok keyifli olabilir, benden söylemesi.



 



Kartepe’den Sapanca gölünün ve körfez manzarasının seyri ve Kuzuyayla Mesire Alanında doğa ile iç içe olmanın keyfi içinde...Tam bahar mevsiminde görülmeye değer Maşukiye…



 


26 Nisan 2009 Pazar

Abant, Gölcük Gölü ve Yedi Göllerde bir hafta sonu


Yeşilin ve mavinin kucaklaştığı, doğanın birbirinden güzel renklerini ve seslerini içimizde hissettiğimiz unutamayacağımız bir hafta sonunu; Abant, Gölcük Gölü ve Yedi Göllerde geçirdik.

Sabah erken saatlerde İstanbul’dan kendi aracımızla yola koyulduk ve 2.5 /3 saat sonra ilk durağımız olan Gölcük Gölü’ne vardık. Muhteşem yeşilin bin bir rengi içinde ve ressamlara konu olacak şekilde bizi karşılayan Gölcük Gölü bize bir sürpriz daha yaşattı. Bahar ayını yaşadığımız Nisan’ın ortalarındaki bir günde, sabah yağan karın ve yarı sisli, ara arada güneşli bir havanın oluşturduğu atmosferdeki o mistik panoramik tablo görülmeye değerdi.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Şile'de bir pazar keyfi...


Bu hafta sonu rotamız Şileydi. Doğa gezileri ve fotoğrafçılıkla ilgilenenler için ve özellikle İstanbul’a yakınlığı açısından da tercih edilen belde, günü birlik seyahatler açısından çok bilinen bir yer olmasına karşın, yine de az duyulmuş pek çok özelliğe sahip. Hem tarihi zenginlikleri, hem de doğal güzellikleri söz konusu olduğunda, bilinmeyen yönleri, bilinenlerden daha fazla... 
Şile ismini kekik olarak anılan aroması yüksek bir bitkiden almış. Halk arasında İstanbul kekiği olarak biliniyor (Origanum Heracleoticum).

27 Mart 2009 Cuma

Durusu Gölü ve Ormanlı Sahilinde Bir Haftasonu


İstanbul'a yakın olması sebebiyle bizim tercih ettiğimiz önemli bir "haftasonu kaçamağıdır!" Ormanlı sahili.

Çatalca’nın az bilinen bir köyü Ormanlı. Adı gibi ormanla içiçe, geniş ve çok güzel bir sahili var. Nefis orman içinden sahile uzanan yolu ile yaptığımız araba yolculuğu dahi farklı bir keyif oluyor bizim için.

Kısa bir süreliğine de olsa İstanbul' un o yoğun trafiği ve gürültüsünden uzak kalmak ve dinlenmek için önereceğim önemli bir yer diyebilirim.

Tabi ki bunun içinde sabah birazcık uykudan fedakarlık edip, erken saatlerde yola koyulmak şartı ile..Trafiğe takılmadan sabahın erken saatlerinde yola koyulup, açtığınız pencereden ciğerlerinize çektiğiniz temiz oksijen ve sizi kucaklayan harika sahil manzarası ile Ormanlı size; " iyi ki gelmişiz! " dedirtecek bir günü yaşatacaktır. Aynı zamanda, İstanbul yakınlarında yamaç paraşütü yapılabilen tek adres oluşu nedeni ilede keyifli paraşüt seyri yapabilir hatta meraklı iseniz sizde deneyebilirsiniz.

Ormanlı, İstanbul’dan 70 km uzakta. Çatalca’nın 43 köyünden biri. Nüfusu bin 200. Köylülerin büyük kısmı çeltikle uğraşıyor. Ormanlı’nın Karadeniz sahili, dört mevsim tam poyraz alıyor ve hava sıcak olsa da hep esiyor. Durusu (Terkos) Gölü’nün başlangıcı, Ormanlı köyünün sınırları içinde.


Gölün etrafında balıkçılar sıralanmış. Burada piknik yapabilir, balıkçılardan taze balık satın alabilirsiniz.
Ayrıca Durusu Parkı’nda bulunan dünyanın değişik yerlerinden getirilen av hayvanlarının özel işlemlerle ve özel ortamlarda sergilendiği bir Av Müzesi de mevcut.


Durusu Park Yaban Hayatı Müzesi
Görkemli bir kulenin giriş katında bulunan av müzesinde dünyanın çeşitli yerlerinde avlanmış, içi doldurulup, ilaçlanmış 200 e yakın hayvan türü sergileniyor. Görevlinin ziyaretinizle beraber devreye soktuğu kaset eşliğinde müzeyi gezerken hem bilgi sahibi oluyor, hem de doğal hayatta kaydedilmiş çeşitli hayvan seslerini duyuyorsunuz. Ne var ki loş ışıklı müzede flaşlı ve flaşsız fotoğraf çekimine izin verilmiyor. 1997 yılında bugünkü yerine taşınan müzede Ali Üstay’ın altı kıta 30 ülkeden 25 yıllık birikimini oluşturan türler elde edilmiş. (Detaylı bilgileri Sihirlitur gezi sitesinden de elde edebilirsiniz.)



İkarus Sportif Havacılık, 2000’den beri yamaç paraşütü eğitimlerini Ormanlı’da veriyor. Köyün arka kısmında, sahili karayolundan ayıran yamaçtan sahile doğru atlayış yapılıyor. Rüzgar avantajının yanısıra, 30-40 metre yükseklikteki kum duvarlar, yamaç paraşütü için nadir bulunan bir ortam yaratıyor. Yamaçların ve tepelerin yumuşak topraktan oluşması, paraşüt yapanların güvenliğini artırıyor. Nisan-ekim ayları arası yamaç paraşütü için en uygun dönem.


Günübirlik yapılabilecek ve İstanbul'a da oldukça yakın olan, Ormanlı Köyü çevresinde ve Durusu Gölünde sabah kahvaltısı yapmanın keyfini sizde yaşayın...Havaların yavaş yavaş ısınmaya, toprağın yeşermeye ve bahar çiçeklerinin açmaya başladığı şu sıralar tam zamanıdır gezmenin...







Fotoğraflar: izler ve yansımalar