Doğu Anadolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğu Anadolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2021 Salı

Nemrut Krater Gölü, Tatvan'ın doğa harikası

Van Gölü ve çevresine gerçekleştirdiğimiz Doğu Anadolu gezimizi kaldığımız yerden anlatmaya devam ediyorum. Anımsarsanız, İlk gün Van şehir merkezini dolaşmış, burada Van Kalesi  ile Urartu Müzesi ni gezmiştik. İkinci gün Van’ın doğa harikası Muradiye Şelalesi’nde nefis bir gün geçirmiştik.  Üçüncü günümüzde ise önce Van Erciş’e, daha sonra Van Gölü’ne kıyısı bulunan Bitlis'in Adilcevaz İlçesi ve Ahlat'a gitmiştik. 

Bu defa istikametimiz Tatvan’ın doğa şaheseri Nemrut Krater Gölü oluyor. Bitlis karayoluna çıktıktan 500 metre sonra sağ tarafımızda kalan yol bizi hedefimize ulaştıracak. Nefis manzaralar eşliğinde dantel gibi koyların arasından kıyı şeridi üzerinde giderken nihayet tabelalar Nemrut Dağı’nı gösteriyor. 

Dünyanın ikinci, Türkiye'nin ise en büyük krater gölü olan Nemrut Gölü, adını MÖ 2100'de yaşamış Babil Hükümdarı Nemrut'tan almış.

1 Aralık 2021 Çarşamba

'Anadolu'nun Tapusu' Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı

Bitlis ve çevresi tarih boyunca çeşitli medeniyetlere kucak açmış ve günümüze kadar bu medeniyetlere ait birçok tarihi eseri ve yapıyı barındırmış. Bu yüzden yaşam da, geçmiş medeniyetlerin kültür ve sanat kalıntılarıyla hep iç içe süregelmiş. Nemrut Yanardağı’nın patlamasıyla oluşan Van Gölü’nün yarısından fazlası Bitlis İl sınırları içinde yer alıyor. Tatvan, Ahlat ve Adilcevaz İlçeleri Van Gölü sahillerinin güzelliklerini, kendi tarihi özellikleriyle bütünleştirmiş. Adilcevaz'daki Kef Kalesi Urartular’a ait eserlere ev sahipliği yaparken, uzun yıllar Selçuklu egemenliği altında kalan Ahlat ise dünyaca ünlü 'kümbet' adı verilen anıt mezarları ve mezar taşlarıyla, bölgenin tarihi zenginliğinin  birer sembolü olmuş.

Ahlat: Ortaçağ İslam dünyasında “Kubbet-ül-İslam” olarak bilinen (Belh, Buraha, Ahlat) üç önemli şehirden biri. Yörenin tarihi, MÖ.15.yüzyıla dek uzanıyor. Göremesek de en önemli tarihi yapısı, Urartu döneminde yapılmış olan kales. (Kale 1224 yılındaki depremde yıkılmış. ) Anadolu’daki ilk Türk yerleşmesi Ahlat’ta olmuş ve Kayı boyunun Anadolu’daki bu ilk uğrak yerinde: Ertuğrul Gazi doğmuş. Alparslan’ın garnizonu yine Ahlat olmuş. Kayı boyu: Anadolu’da, İstanbul’dan sonra en uzun süre, burada yaşamış. Ve Ahlat en parlak devrini Türk hakimiyetine girdikten sonra Ahlatşahlar devrinde yaşamış.( 1100-1207). * 

28 Kasım 2021 Pazar

Van Gölü kıyısında Anadolu`nun ilk kubbeli camisi Tuğrul Bey Cami ve Adilcevaz (Kef) Kalesi


Van öylesine büyük bir bölge ki, buraya her şeyiyle nüfuz edebilmek için değil üç beş gün en az 15 gün dolaşsanız yine de bitecek gibi değil. Bizimse günlerimiz sayılı. Bu yüzden önceliğimiz Van gölü kıyısını çepeçevre dolaşıp, kıyı şeridi üzerinde ya da yakınındaki yerleri görmek olacak.

İlk gün Van şehir merkezini dolaşmış, burada Van Kalesi ile Urartu Müzesi’ni gezmiştik. 

İkinci gün ise Van’ın doğa harikası Muradiye Şelalesi’nde nefis bir gün geçirmiştik.  

Üçüncü günümüzde ise programımız bir hayli yoğun olacak. Çünkü pandemi sürecinde gerçekleştirdiğimiz bu gezimizde ülkemizin hemen her bölgesinde olduğu gibi Van'da da Corona’ nın seyrine göre uygulanmakta olan hafta sonu karantinaları vardı. Ve bir sonraki günümüz de cumartesi gününe denk geldiği için biz de bu son günü olabildiğince dolu geçirecektik. Bu yüzden serbestçe dolaşabileceğimiz 3. günü önce Van Erciş’e, daha sonra Van Gölü’ne kıyısı bulunan Bitlis'in Adilcevaz İlçesi ve Ahlat'a oradan da yine Bitlis'in Tatvan ilçesine bağlı Nemrut Dağı'nın tepesinde bulunan Türkiye'nin en büyük krater gölü ‘Nemrut Gölü’ne gideceğiz. 

20 Eylül 2021 Pazartesi

Van Kalesinde tarihe yolculuk

İstanbul'dan başlayıp; İzmit, Ankara, Aksaray, Kırşehir'den geçip Kayseri'de bir gece konakladığımız, ertesi gün yeniden yola koyulup; Malatya, Bingöl ve Muş Ovasını da ardımızda bıraktıktan sonra artık Van Gölü yüzünü gösteriyor bize. Güneş neredeyse batmak üzere. Van Gölü'nün kıyı şeridindeki Gevaş ve Edremit'i de geçtikten sonra akşam saatlerinde Van'a ulaşıyoruz. Uzun ama oldukça keyifli geçen yol seyrimizin ardından, dağlar, ovalar, bayırlar aşıp sevdiklerimize kavuşuyoruz. Kavuşmanın mutluluğu sarınca yol yorgunluğumuzdan da eser kalmıyor. Sohbet sohbeti açarken saatler nasıl geçmiş hiç anlamıyoruz! Gönlümüz muhabbete devam dese de, gözlerimizin üzerine çöken ağırlıkla beden dilimiz artık  tamam diyor! geri kalanını bir sonraki güne bırakıyoruz. 

Veee yeni güne dostlarımızın özenle hazırladığı meşhur Van kahvaltısı ile merhaba diyoruz. Leziz otlu peyniri, ilk kez tattığım, tereyağlı cacığı, kavutu ve murtuvası ile enfes bir kahvaltı yapıyoruz. Dinlenmiş, Van'ın leziz tatlarıyla midelerimiz şenlenmiş ve demlenmiş sohbetlerimizin ardından sevdiklerimizle hasret giderdikten sonra artık sözü 'Doğunun incisi' Van'a bırakıyoruz. O konuşacak biz dinleyeceğiz.  

Van'a ikinci gelişimiz bizim. İlk ziyaretimizi 10 yıl önce yapmıştık. İlgili yazı için buraya tıklayınız.
Bu yüzden gezi grogramımızı oluştururken bu defa daha önce görmediğimiz yerlere gitmek istiyoruz. 

9 Aralık 2015 Çarşamba

Doğu'nun incisi Van gölü ve Tamara'nın hazin hikayesi

Akdamar Adası ve Akdamar Kilisesi
Anadolumuz nice uygarlıklara ve medeniyetlere ev sahipliği yapmış, kültürlerin harman olduğu, çok özel bir coğrafya. Acılarıyla, sevinçleriyle, hüzünleriyle her türlü duygunun yaşandığı ve efsanelere konu olan nice olayları bağrında taşıyan kederli topraklar. Gezip gördükçe ve çağların seslerine kulak verdikçe... daha nice öğretilerin bizi ve 'keşfedilmeyi' beklediğini görüyoruz. İşte o özel diyarlardan biri de; “ Yeryüzü Cenneti ” olarak da anılan eski adı ile “Tuşba” yani; binlerce yıllık uygarlığın izlerini taşıyan ve tarihi ipek yolu üzerinde bulunan kadim şehir Van’dır. Van şehri ise 'Doğu'nun incisi' Van Gölü'nün kıyısına kurulmuştur.  
Dört tarafı yüksek dağlarla çevrili olan Van Gölü, Türkiye’nin ve dünyanın en büyük soda gölü olma özelliği taşıyor. Van Gölü, içinde; Akdamar, Adır, Çarpanak ve Kuş Adaları olmak üzere 4 adayı barındırıyor.

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Çayırlı'dan çıktık yola Esence Yaylalarında verdik mola :)

Esence Dağları eski adı ile Keşiş Dağları, Erzincan Ovası'nın kuzeyinde yükselen bir duvarı andırıyor. Öyle bir dağ kümesi ki, güzelliği dillere destan… Toroslar, Aladağlar, Kaçkarlar ve Mescid Dağları’nda olduğu gibi Esence’de (Keşişler) de Yedi Göller’e sahip. Rengarenk dağ çiçekleriyle kaplı bu göller eşsiz manzarası ile görülmeğe değer.  Hele ki nam-ı diyar Aygır Gölü,  efsunlu bir güzellik..

30 Haziran 2015 Salı

Erzincan'ın İlçesi: Çayırlı


Otlukbeli’nden sonra rotamızı Çayırlı’ya çeviriyoruz. Erzincan’a 114 km, Otlukbeline ise 30 km mesafede olan Çayırlı’ya  D100 karayolu  üzerinden yol alırken râkım yükseldikçe manzaramız da giderek güzelleşiyor. Çayırlı Esence Dağları’nın kuzeyinde, doğu-batı yönünde uzanan ve “Başköy Depresyonu” olarak bilinen çukur sahanın doğu kesimindeki Saygılı Düzlüğü içerisinde yer alıyor. Yaklaşık 33 km kadar bir alan kaplayan bu düzlüğün güney, batı ve kuzeyi 250-300 metre yükseklikteki tepelerle çevrili.

24 Haziran 2015 Çarşamba

Otlukbeli, tarihin sessiz tanığı


Erzincan ve ilçelerine gerçekleştirdiğimiz gezimizi, kaldığımız yerden anlatmaya devam ediyorum. Hareket noktamız Erzincan, bu yüzden ilk önce Erzincan şehrini, ardından sırası ile Erzincan'ın doğu yakasındaki ilçelerini; Üzümlü ve Tercan'ı gezmiştik. Şimdi ise sırada Otlukbeli İlçesi bulunuyor.

Eski adı Karakulak olan Otlukbeli, Erzincan’a 142 km mesafede. İlçe adını, Fatih Sultan Mehmet ile Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan arasında 1473`te yapılan Otlukbeli Savaşından almıştır. Yola çıkmadan önce, Otlukbeli Muharebesini anımsamak adına kısaca tarihine bir göz gezdiriyoruz.

17 Şubat 2015 Salı

Erzincan'ın tarihi ilçesi Tercan


Yeşillikler arasındaki Üzümlü’den ayrıldıktan sonra, yolculuğumuz yine harika manzaralar içinde devam ediyor. Fırat’ın üzerini süsleyen kimi taş, kimi asma köprülerin arasından geçerken, bir yanımızda da tren yolu bize eşlik ediyor.. birbiri ardına oyulmuş derin dağ yarıklarının, tünellerin içinden geçiyoruz.. hele ki konik şekilli dumanlı dağların seyrine doyamıyoruz. ‘Hani daha geniş bir zamanımız olsa, alsam elime fırçamı ve bu harika pastoral manzarayı yansıtabilsem tualime’ diyerek iç geçiriyorum. Çünkü öylesine güzel ki dağ sıraları… 

11 Şubat 2015 Çarşamba

'Cimin Üzümü' ile meşhur Erzincan'ın Üzümlü İlçesi


Erzincan şehir merkezinde tarihi ve kültürel yerleri dolaşıp ardından Girlevik Şelalesinde dağların esintilerini savurarak getiren, coşkun akan suyun karşısında, doğanın tüm renklerini içimize çekip, huzuru, dinginliği, ferahlığı soluduktan sonra… artık Erzincan’ın ilçelerini gezebiliriz. Bir sonraki gün için, elimizde haritalar ‘nereden başlasak,  planlarımıza başka neleri dahil etsek’ derken, daha fazla ayrıntıya girmeden devamını günün akışına bırakarak… ‘etrafı dağlık, ortası bağlık Erzincan’ın önce doğu yakasındaki ilçelerini görmeye karar veriyoruz.  Ve ilçeye adını da veren meşhur ‘Cimin Üzümü’ nün yetiştiği bereketli bağların, bahçelerin olduğu ‘Üzümlü’ ye gitmek üzere yola koyuluyoruz.

28 Haziran 2014 Cumartesi

Doğu Ekspresi ile Erzincan Kemah'tan Kars'a (2.Bölüm)



Doğu Ekspresi ile yolculuğumuz Erzurum Gar’ında verdiğimiz 15-20 dakikalık bir molada, inenlerin çoğunlukta olduğu ve birkaç yeni yolcunun da binmesi ile göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Ve yine kondüktörün çaldığı düdüğün sesine, tren teşkil memurunun düdük sesi ekleniyor ve lokomotifin peşine takılmış vagonlarımız rayların üzerinde yavaşça hareket ediyor. Veeee Doğu Ekspresi Treni ile güzel memleketimizin bir diğer ucuna Kars’a yolculuğumuz başlıyor. :)

18 Haziran 2014 Çarşamba

‘İzler ve Yansımalar’ ın ilk yaz güncesi yakında…



Buralarda değildim birkaç haftadır. ‘Yokluğum fark edildi mi?’ diye sormayacağım sizlere J Giderken ardımızda bıraktığımız; elem veren, kederlendiren, üzen ve artık olup bitenleri nitelendirmekte kelimelerin yetersiz kaldığı yoğun ülke gündeminden bir süreliğine uzaklaşıp Anadolu’nun tozlu, virajlı dağ yollarına, vadilerine atıp kendimizi, yalnızca doğanın sesleriyle buluşup nefes almak istedik bir nebze de olsa. Karayolu ile İstanbul’dan Amasya’ya, Amasya’dan Erzincan’a ve buradan da demiryolu ile 5 yıl önce Haydarpaşa’dan Kemah’a 'Doğu Ekspresi' ile yapmış olduğumuz tren yolculuğumuzun devamını gerçekleştirmeyi hedefledik. Bkz

Ve Kemah’tan Kars’a Doğu Ekspresi Treni’nin son istasyonuna kadar gidip bu nostaljik! yolculuğun izini sürdük.

15 Haziran 2012 Cuma

Doğu Ekspresi ile Anadolu Manzaraları - 11


"Ben bir gün bu dağ köyünde, vadiden geçen treni gördüm."

Dağ Köyü

Ben bir gün bu dağ köyünde,
Görülecek en güzel şeyleri gördüm.
Vadiden geçen demiryolu,
Pırıl pırıl parlıyordu,

Irmak kıyısında bir istasyon,
Marşandizi ağırlıyordu.

Ben bir gün bu dağ köyünde
Duyulacak en güzel sesi duydum,
Rüzgâr, yüzyıllık ağaçların kalbinden,
Meşelerin, köknarların, pınarların
Gizli sazlarından haber verdi,
Yitmiş ormanların acısını dinledim, derinden.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Doğu Ekspresi ile Anadolu Manzaraları - 10


Bu tren kaçmaz!

Treni kaçırdım! diye üzülme sakın!
takvimleri yırt! saatleri kır at!


Artık;
ne akrep yelkovanın peşinde,
ne de yelkovan
yetişemedim derdinde!

bir tek
tik tak!. tik tak!.
çarpan rayların ve kalplerin sesi  var
bu trende!

24 Mart 2012 Cumartesi

Dumanlı Dağların Ardında Geleneksel Bir Köy Düğünü


Doğu Ekspresi ile (Haydarpaşa’dan / Kemah’a) yaptığımız yolculuğumuz, farklı coğrafyalar içinde birbirinden güzel Anadolu Manzaralarının eşsiz görüntülerinin seyrini yaşatırken aynı zamanda,  sıcaklığını ve içtenliğini, her anımızda hissettiğimiz o güzel Anadolu insanları ile de buluşturdu bizi.

Yüksek yüksek tepelerin, dumanlı dağların  ve ortasından ‘güldür güldür!’ suların aktığı, gündüzlerin sıcak ama gecelerin bir o kadar serin geçtiği, yine de kuru havasından dolayı son derece zinde uyandığımız, o misss!..  gibi kokusu ve damağımızda bıraktığı fark edilebilir tadından!  içtiğimiz tazecik sütün sabah daha yeni sağılmış olduğunu! yine yöreye özgü meşhur tulum peynirini yerken hiç de marketlerden aldığımız peynirlere (süt ürünlerine) benzemeyen nefasetteki  kendine has tadını!.. Sütün, peynirin, tereyağın, yumurtanın, dutun, pekmezin, cevizin, balın! velhasıl doğal beslenmenin en hası olan ‘organik ürünler’ ’ in kaynağında  buluşmuş olmanın keyfini yaşayınca!.. İşte ‘tam da budur!’ demeden edemiyor insan!..

14 Ağustos 2009 Cuma

Sultan Melik Türbesi


Doğu Ekspresi ile yapmış olduğumuz Erzincan-Kemah gezimizin ilk gününde, bizleri “hoş geldiniz!” dercesine selamlayan, Sultan Melik Türbesi farklı mimari özelliği ile hemen dikkatimi çekmişti. Elbet buraya kadar gelip de bu güzel türbeyi ziyaret etmeden olmazdı. Biz türbe ziyaretini, uzun yolculuğumuzun ve yol yorgunluğunun arasına sıkıştırmak istemediğimizden, gezimizin bir başka gününe ayırdık.

24 Temmuz 2009 Cuma

Dumanlı Dağlar

Doğu Ekspresi” treni ile yaptığımız yolculuğun ardından, sıra bizi bekleyen doğayı keşfetmeye gelmişti. Haziran ayında gerçekleşen bu gezimiz, geç gelen baharın ve yeni yeni yaz sıcaklarını kucakladığımız bir mevsimin izlerini sürmekteydi. Gündüz cayır cayır yandığımız sıcaklığın aksine akşam saatlerinden itibaren ulu ceviz ağaçlarının gölgesinde, püfür püfür esen tatlı esinti ile içimizi ferahlatan tertemiz bir havayı solumaktaydık. Gündüzler sıcak gece ise buz gibi serindi!