Şiire yansıyanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiire yansıyanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2016 Salı

9 Şubat 2016 Salı

'Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden'




Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden.
İnanırdım saadetli yolculuklara.
Adalar var zannederdim güneşli, mavi, dertsiz.
Bütün hızımla koşardım dalgalara.
O zaman beni görseydiniz.


(...)
Şimdi o akşam saatinde/ Dönüyorum görmüş, geçirmiş, atlatmış,/
Denizlerin doymayan sahilinde...


(*) Özdemir Asaf 'Pay'

devamı
arşivden

2 Eylül 2015 Çarşamba

Böyledir akşamları İstanbul'un !


Böyledir Akşamları İstanbul'un 
Böyledir akşamları İstanbul'un.
Bir efkâr basar içini çoğu zaman
Çaresizliğin, yalnızlığın aklına gelir
Hatıralar kayar gider avuçlarından...

10 Ocak 2015 Cumartesi

Beyaz, ipek gibi yağdı kar...

'Beyaz, ipek gibi yağdı kar' 


"Beyaz, ipek gibi yağdı kar / Acılarla dolu bu dünyaya. İnsafsızlık / Vahşet / Halâ güçlü / Ve halâ iktidarda." ... " İnsanlar ölüyorlar. Gepgenç sımsıcak ölüyorlar. Sanki / Ölmüyorlarmış gibi. / Bir yandan sürüp gidiyor. / Hayat; Bir yanda tel örgüler / Parmaklıklar." (*) Ataol Behramoğlu

devamı: burada
@Arşivden

25 Mart 2014 Salı

11 Aralık 2013 Çarşamba

'Beyaz, ipek gibi yağdı kar'

(...)
Beyaz, ipek gibi yağdı kar
Bir kız kelebek adımlarıyla / Geçip gitti karın üzerinden.
İnsanlar kendi şarkılarını / Kendi hayallerini taşıyorlar.
Çağdaş şarkılar gerekli onlara, hem hayatlarının
derinliklerinden söz eden / Gerçekleştirilmiş,
Gerçekleştirilmemiş duygularından.
Hem, kavgayı ateşleyen / Somut, anlaşılır
Akıllı şarkılar.

11 Ekim 2013 Cuma

ATTİLA İLHAN'A SAYGIYLA...



Büyük Türk şairi, yazar, gazeteci, eleştirmen ve düşünce adamı Attila İlhan’ı
8. Ölüm yıldönümünde saygıyla, sevgiyle, özlemle anıyoruz..
*****

7 Temmuz 2013 Pazar

Mehmet Osman Çağlar’ın ‘Mavi Mısralar’ı


“Fırtınayla savrulanlar gittiği yerde birbirini bulur. Nereye gittiği, nereye savrulduğu önemli değildir. Aşk pişmanlık duymamaktır.” diyor Mehmet Osman Çağlar, ‘CARMEN’E’ şiirinde..
Şair olmak, şairliğe soyunmak her insanın harcı değildir elbet. Şair, ne kadar cesaretle ve özgürce dillendirebilmiş ise yüreğinin sesini dizelerine… o kadar şair olur bana göre!.. Dürüst olabilmek önce kendine, sonra ‘derin’ anlamlar yüklemek kelimelere maskesizce!.. Şair olmak yürekli olmaktır aynı zamanda. Duygusal olan pek çok insan kendi iç dünyasında, nice kelimeler üretir belki ama ya cesareti yoktur söylemeye ya da o duyguyu verecek yeterlilikte değildir kelimeleri.  İşte bu yüzden şair olmak kolay değildir öyle!.. Çekincesiz, yalansız, samimice… Çünkü şairin duyarlılığı, hissedişleri çok daha başkadır pek çok insana göre…Ve şairin, artık sadece kendine ait değildir kelimeleri!.. bir kez açılmaya görsün denizlere…

14 Haziran 2013 Cuma

Sen istersen olur barış, istersen çiçeklenir.


ÇAĞRI

Doğrudur yıldırımın düştüğü,
yağdığı
yağmurun,

Bulutların rüzgarla sökün ettiği.

Ama savaş öyle değil,
savaş rüzgarla
gelmez;
Onu bulup getiren insanlardır.

Duman tüten topraktan bahar boyunca,

Dökülüp yükselir birden gökyüzü.

Ama barış ağaç değil,
ot değil ki
yeşersin: 
Sen istersen olur barış,
istersen 
çiçeklenir.

Sizsiniz uluslar, kaderi dünyanın.
Bilin kuvvetinizi.


Bir tabiat kanunu değildir savaş,
Barışsa bir armağan gibi verilmez insana:
Savaşa karşı
Barış için
Katillerin önüne dikilmek gerek,
'Hayır yaşayacağız! ' demek.

İndirin yumruğunuzu suratlarına!

Böylece mümkün olacak savaşı önlemek.




Onlar demir çeliği elinde tutan
birkaç kişidir,
Yoktur karabasandan bir çıkarları

Dünyaya bakıp 'ne küçük' derler,

Bir şeylerle yetinmezler ucunda,

Para hesap eder gibi hesaplıyorlar
bizi,

Savaş da bu hesabın ucunda.

Ürkmeyin tutmuşlar diye suyun başını:

Korkunç oyunları, davranın, bitsin.




Söz konusu olan çocuğundur, ana:
Koru onu, dikil karşılarına, 

Biz milyonlarca kişi 
Savaşı yener miyiz?
Bunu sen bileceksin.
Bunu biz bilecek, biz seçeceğiz.


Bir de düşün 'Yok! ' dediğini:
Düşün ki savaş geçmişin malı
ve barış taşıyor gelecekten.


****

Şiir: 'Çağrı' Bertolt BRECHT 
Çeviri: Attilâ TOKATLI
Görseller: GÜRBÜZ DOĞAN EKŞİOĞLU

Esin Bozdemir

21 Mayıs 2013 Salı

İstanbul'da gece ve yansımalar




Ne günlermiş, ne günlermiş

Yıldızlar, mehtap, çamlar altında
Ne günlermiş, ne günlermiş
Gelip geçmiş!
Vapurlar değil, Boğaz'dan geçen;
Boğaz'dan yalılar geçiyor,

13 Aralık 2012 Perşembe

Halkın ekmeğidir adalet !




HALKIN EKMEĞİ
Bilin: Halkın ekmeğidir adalet.
bakarsınız bol olur bu ekmek,
bakarsınız kıt,
bakarsınız doyum olmaz tadına,
bakarsınız berbat.
Azaldı mı ekmek,başlar açlık,
bozuldumu tadı, başlar hoşnutsuzluk boy atmaya.

Bozuk adalet yeter artık!
Acemi ellerle yuğurulan, iyi pişirilmemiş adalet yeter!
Yeter katıksız, kara kabuklu adalet!
Dura dura bayatlayan adalet yeter!

Bolsa insanın önünde ekmek,lezzetliyse,
gözler öbür yiyeceklere yumulsada olur.
Ama her şey bollaşmaz ki birdenbire...
Bilirsiniz, nasıl bolluk doğurur ekmek:
Adaletin ekmeğiyle beslene beslene.

Ekmek her gün nasıl gerekliyse nasıl,
adalet de gerekli her gün,
hem o, günde bir çok kez gerekli.

Sabahtan akşama dek,  iş yerinde, eğlencede,
hele çalışırken canla başla,
kederliyken, sevinçliyken,
halkın ihtiyacı var pişkin, bol ekmeğe,
günlük, has ekmeğine adaletin.

madem adaletin ekmeği bu kadar önemli,
onu kim pişirmeli, dostlar, söyleyin?

Öteki ekmeği kim pişiren?

Adaletin ekmeğini de
kendisi pişirmeli halkın,
gündelik ekmek gibi.

Bol,pişkin,verimli.

BERTOLT BRECHT

 
 *****
 
Ve yine sözleri Bertolt Brecht'  ten adapte edilmiş,
bestesi Sarper Özsan 'a ait..
Cem Karaca yorumu ile 

"Durduramayacaklar
halkın coşan selini!"



 
 
 


20 Eylül 2012 Perşembe

" Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde "




 Buğdayın Türküsü

Halkım ben, parmakla sayılmayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliği aşmaya yarayan

Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
Tohuma dururlar yeniden
Ve halk, toprağa gömülü
Tohuma durur bir yerde
Buğday nasıl filizini sürer de
Çıkarsa toprağın üstüne
Güzelim kırmızı elleriyle
Sessizliği burgu gibi deler de


Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.

Pablo Neruda
Çeviri:Hilmi Yavuz




15 Haziran 2012 Cuma

Doğu Ekspresi ile Anadolu Manzaraları - 11


"Ben bir gün bu dağ köyünde, vadiden geçen treni gördüm."

Dağ Köyü

Ben bir gün bu dağ köyünde,
Görülecek en güzel şeyleri gördüm.
Vadiden geçen demiryolu,
Pırıl pırıl parlıyordu,

Irmak kıyısında bir istasyon,
Marşandizi ağırlıyordu.

Ben bir gün bu dağ köyünde
Duyulacak en güzel sesi duydum,
Rüzgâr, yüzyıllık ağaçların kalbinden,
Meşelerin, köknarların, pınarların
Gizli sazlarından haber verdi,
Yitmiş ormanların acısını dinledim, derinden.

5 Haziran 2012 Salı

Martı halleri...




Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden.
İnanırdım saadetli yolculuklara.
Adalar var zannederdim güneşli, mavi, dertsiz.
Bütün hızımla koşardım dalgalara.
O zaman beni görseydiniz.


(...)
Şimdi o akşam saatinde/ Dönüyorum görmüş, geçirmiş, atlatmış,/ 
Denizlerin doymayan sahilinde...


(*)
Özdemir Asaf 'Pay'



2 Temmuz 2011 Cumartesi

saçların yıldız tozu - ali ekber ataş


Sivas'ta yakılan aydınlarımızın anısına...

saçların yıldız tozu*
I.
dal gövdeye sesleniyor
içimdeki ağrıdan
bu nasıl bir dağ ki böyle
tomur tomur açtırıyor
yangınımda ormanları
“ölüm ki matah bir şey değil”
ömrümüz sahilinde
bizse
ondan muztarip

2 Haziran 2011 Perşembe

Anadoluyum ben, Tanıyor musun?




ANADOLU
Beşikler vermişim Nuh´a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana´n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?
Utanırım,
Utanırım fukaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?
Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun ?
Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu´yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa´da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?
Ahmed Arif





"Bir ömrü, halkımızın ve insanlığın mutluluğu için bile bile kahrolarak" verdin! Alnın ak, yüreğin pırıl pırıl... Benim eşsiz, değerli kardeşim, içli, özgün şairim! Hoşça kal, solmaz tükenmez yeşillikler içinde! Unutmadık, unutmayacağız seni, halkımızın yaşadığı sürece. Yapıtların, anıların belleklerimizden silinmeyecek! (Rıfat Ilgaz) 

“Ben halkımın mazlum ve gariban bir ozanıyım. Böyle olmak da yüce bir onurdur. “
...... diyen usta şairimiz
Ahmed Arif’in anısına saygıyla...
Esin Bozdemir

2 Nisan 2011 Cumartesi

“Ota, Süte, Ete, Umuda, Radyasyon Yağıyor”

Sen insanoğlu, o doymak bilmeyen iştahının önüne geçemediğin müddetçe!.. şiştikçe şişiyor ve gitgide daha da çok çirkinleşiyorsun. Sırf sen, tıka-basa doyacaksın! diye, bu kadar açgözlülük ve oyun-bozanlık yaparak darma-duman ettiğin dünyayı, hallaç pamuğuna çevirerek... eline ne geçecek sanıyorsun!..

Ne, yerin dokusunda ne, toprağın kokusunda ne, soluduğumuz havada ne de, insanın kimyasında bir hayır bıraktın sen!..

28 Şubat 2011 Pazartesi

Prévert'i düşünürken...

Ben günümün önemli bir kısmını şair ve senarist Jacques Prevert’e ayırmış onun birbirinden ilginç şiirlerini ve kolajlarını özellikle “kahvaltı” isimli şiirini ve dilimize dahi çevrilmemiş olan bazı şiirlerine kafa yorarken … bir ara bloğuma yeni düşmüş olan sevgili beste’nin post’u karşısında duyduğum şaşkınlığı ve heyecanımı anlatamam size… artık buna telepati mi dersiniz yoksa tesadüf mü bilemiyorum ama benim Prevert’ e odaklandığım ve hk.da bilgi toplamaya çalıştığım dakikalarda sevgili beste’den gelen yeni postun başlığı ile “Jacques Prévert'in evinde bir pazar günü”  gözlerim faltaşı gibi açıldı bir anda!.. Çünkü sevgili beste'de bu hafta sonunu Fransızların ünlü senarist ve şairi aynı zamanda ilginç kolajlarıyla da bilinen Jacques Prévert’in Müze Evinde geçirmiş! Büyük bir keyifle ve beğeni ile takip ettiğim ve hayatındaki renkli kareleri bizlerle paylaşan sevgili beste’nin bu hoş tesadüfü ile bu çok yönlü sanatçıya dair bilemediklerimi tamamlayacak ek bilgiler edinmiş oldum.

Ben işte bu yüzden blog dünyasına ve bize kattıkları bu hoş paylaşımlara bayılıyorum … öyle ki dünyanın bir ucunda yada yanı başınızda olup görmediğiniz ve bil-e-mediğiniz o hayatlara tek bir tuşla dokunabiliyorsunuz!

23 Ocak 2011 Pazar

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına

Ağır Ölüm
Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar. 
Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “ i ” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler. 
Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler. 
Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar. 
Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar. 
Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir. 
Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.
Şiir:
Martha Medeiros 
(d. 1961, Brezilya)
'Muere Lentamente'

Çeviren: İsmail Aksoy

Çevirenin notu: Şiirin son tümcesini, Rimbaud’nun 
“A’laurore, armes d’une ardente patience nous entrerons aux splendid villes” 
(“Şafak kızıllığında, ateşli bir sabırla silâhlanmış olarak gireceğiz o muhteşem kentlere”) 
dizesinden esinlenerek yazmıştır Medeiros.


Fotoğfraf: Traditional Art

Müzik: inti i-illimani - Alturas



Esin Bozdemir


ÖNEMLİ NOT: 
Pablo Neruda'ya ait olduğu iddia edilen "muere lentamente"* şiirinin
 asıl sahibi Brezilyalı kadın yazar/şair/gazeteci
Martha Medeiros'dur.
bkz