Ama
barış ağaç değil, ot değil ki yeşersin:
Sen istersen olur barış,
istersen çiçeklenir. *
devamı
Görsel: Pablo Picasso, 1949 'Barış Güvercini'
devamı
Görsel: Pablo Picasso, 1949 'Barış Güvercini'


"Bir ömrü, halkımızın ve insanlığın mutluluğu için bile bile kahrolarak" verdin! Alnın ak, yüreğin pırıl pırıl... Benim eşsiz, değerli kardeşim, içli, özgün şairim! Hoşça kal, solmaz tükenmez yeşillikler içinde! Unutmadık, unutmayacağız seni, halkımızın yaşadığı sürece. Yapıtların, anıların belleklerimizden silinmeyecek! (Rıfat Ilgaz)
Ben günümün önemli bir kısmını şair ve senarist Jacques Prevert’e ayırmış onun birbirinden ilginç şiirlerini ve kolajlarını özellikle “kahvaltı” isimli şiirini ve dilimize dahi çevrilmemiş olan bazı şiirlerine kafa yorarken … bir ara bloğuma yeni düşmüş olan sevgili beste’nin post’u karşısında duyduğum şaşkınlığı ve heyecanımı anlatamam size… artık buna telepati mi dersiniz yoksa tesadüf mü bilemiyorum ama benim Prevert’ e odaklandığım ve hk.da bilgi toplamaya çalıştığım dakikalarda sevgili beste’den gelen yeni postun başlığı ile “Jacques Prévert'in evinde bir pazar günü” gözlerim faltaşı gibi açıldı bir anda!.. Çünkü sevgili beste'de bu hafta sonunu Fransızların ünlü senarist ve şairi aynı zamanda ilginç kolajlarıyla da bilinen Jacques Prévert’in Müze Evinde geçirmiş! Büyük bir keyifle ve beğeni ile takip ettiğim ve hayatındaki renkli kareleri bizlerle paylaşan sevgili beste’nin bu hoş tesadüfü ile bu çok yönlü sanatçıya dair bilemediklerimi tamamlayacak ek bilgiler edinmiş oldum.
Ben işte bu yüzden blog dünyasına ve bize kattıkları bu hoş paylaşımlara bayılıyorum … öyle ki dünyanın bir ucunda yada yanı başınızda olup görmediğiniz ve bil-e-mediğiniz o hayatlara tek bir tuşla dokunabiliyorsunuz!
Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.
Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “ i ” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.
Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.
Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.
Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.
Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.
Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.