İz bırakan Sözler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İz bırakan Sözler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2017 Perşembe

Lizbon'a Gece Treni - Pascal Mercier

‘’Bir yere gittiğimizde, kendi içimizde seyahat ederiz, hayatımızın anlamını bulmaya çalışırız, ne kadar süre sürdüğü önemli değil. ‘’ 
Son zamanlarda izlediğim en güzel filmlerden biri oldu “Lizbona’a Gece Treni”. Film, Pascal Mercier´in uluslararası çok satan romanından uyarlanmış. Objektif değerlendirmelerine ve yorumlarına güvendiğim kitap-okur dostların önerilerine dayanarak kitabını da almıştım Lizbona’a Gece Treninin, ama merakıma engel olamadım ve kitabından önce sabırsızlıkla DVD’den filmini izledim. Beğenilmeyecek gibi değilmiş meğer! İzleyince filmi daha iyi anladım.  Aslında bu filmi Portekiz gezimize gitmeden önce izlemek istiyordum. Ancak gezi öncesinin hummalı telaşı içinde bir de üstüne üstlük vize çıktı-çıkmadı kaygıları yaşarken, film seyretme modunda hiç değildim.‘Ama bu filmi seyahat öncesinde seyretse idim belki de bu kadar çok etkilenmezdim!’ gibi bir cümle kuramayacağım, çünkü bu film, her hali ile çok güzel!. Ancak şöyle bir etkisi olabilir o da; karşı konulmaz bir duygu içinde, yazarın ayak izlerini takip ederek Lizbon’u bir an önce görme isteği. 

21 Mart 2016 Pazartesi

Kızılırmak boylarından Doğu Ekspresi ile geçerken 'Dostlar Seni Unutur mu?'


21 Mart 1973 tarihinde aramızdan ayrılan Büyük Ozanımız Aşık Veysel'i 43. Ölüm Yıldönümü'nde Saygıyla Anıyoruz.  
Halk şiirimizin bu güçlü ozanı yarım yüzyılı aşkın bir süre yazdıklarıyla, sazıyla çalıp söyledikleriyle çevresine ışıklar saçtı. O sadece çağımızın değil, bizden çok sonra yaşayacakların da;  “Dostlar Beni Hatırlasın” , “Uzun İnce Bir Yoldayım”,  ve daha pek çok şiirleriyle unutamayacağı bir ozan olarak hep gönüllerde olacaktır.  
Kızılırmak boylarından Doğu Ekspresi ile geçerken,
Büyük Usta’yı bir kez daha Saygıyla Anıyoruz..


"Ben giderim adım kalır dostlar beni hatırlasın"
Bir başka usta şairimiz Ümit Yaşar Oğuzcan da Ozan Aşık Veysel için bu güzel dizeleri yazmıştır.
“Doldurulmaz yerin senin / Dostlar seni unutur mu?/ Hiç sönmezdi nurun senin/ Dostlar seni unutur mu?/ Tertemiz bir özün vardı/ Apaydınlık yüzün vardı/ Söylenecek sözün vardı/ Dostlar seni unutur mu?/ Şiirde sağlam temeldin / İnsanlıkta en güzeldin / Biz bir ÜMİT sen VEYSEL’DİN / Dostlar seni unutur mu?” 
Esin Bozdemir

12 Ekim 2015 Pazartesi

Güle güle Levent Kırca. Işıklar içinde uyu...


Çocukluğumuzun ve gençliğimizin gülümseyen hatıralarında silinmez izler bıraktın sen. Ülkemizin en karanlık günlerinde, kahramanca mücadele ettin. Unutulmayacaksın! Ve hep gülen, güldüren yüzünle, gülerken düşündüren esprilerinle bizimle olacaksın. Son mektubundaki sözlerinin izinde olacağız.  
Mizahın büyük ustası. Gerçek bir sanatçı. Gerçek bir vatansever LEVENT KIRCA'yı saygıyla, rahmetle anıyorum..  Işıklar içinde uyu...
Esin Bozdemir 

21 Nisan 2015 Salı

Prof Dr. Oktay Sinanoğlu'nu Saygıyla Anıyoruz..


Dünyada genç yaşta ‘Profesör’ ünvanını alan, 60 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını çözerek adını matematik tarihine yazdıran, DNA sarmalının açıklamasını en sağlam şekilde açıklayan ve “Ne sağ, ne sol; Önce bağımsızlık. Türkçe giderse, Türkiye gider. “ düşüncesi içinde, katıldığı tüm konferanslarda  iyi derecede İngilizce bilmesine rağmen sunumunu Türkçe yapıp Türklüğünden taviz vermeyen.  Bilim dünyasında ismi, tüm dünyada büyük bir saygı ve şöhretle anılan ve ‘Türk Einstein’ı olarak adlandırılan kuramsal kimyacı ve moleküler biyolog Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu 19 Nisan 2015’de aramızdan ayrıldı. 

21 Mart 2015 Cumartesi

Büyük Ozan Aşık Veysel'i 42. Ölüm Yıldönümünde Saygıyla Anıyoruz..


Türkiye’nin en önemli ozanı Aşık Veysel 21 Mart 1973 tarihinde aramızdan ayrıldı. Halk şiirimizin bu güçlü ozanı yarım yüzyılı aşkın bir süre yazdıklarıyla, çalıp söyledikleriyle, çevresine ışıklar saçtı. O sadece çağımızın değil, bizden çok sonra yaşayacakların da;  Dostlar Beni Hatırlasın” , “Uzun İnce Bir Yoldayım”,  ve daha pek çok şiirleriyle unutamayacağı bir ozan olarak daima rahmetle anılacaktır.

28 Şubat 2015 Cumartesi

Yaşar Kemal’i sonsuzluğa uğurlarken..


1923 .... 28 Şubat 2015


“Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir, barıştır.”

"Bir dil bulacağız her şeye varan. Bir şeyleri anlatabilen...""Böyle dilsiz, böyle düşmanca, böyle bölük pörçük dolaşmayacağız bu dünyada..."

21 Şubat 2015 Cumartesi

Bugünlerde yeniden Hayyam’ı okumak...


Girdaba kapılmadan, sele tutulmadan aklı ve ruhu kendi rotasına çekmek gerek yeniden. Ama bunu yaparken de ‘bana ne!’ demeden, yaşanılanları sorgulayarak, dersler çıkararak yolumuzu, izimizi belirlememiz gerek. Ne mutlu, yürüdüğü yolları çiçek bahçelerine çevirebilenlere. Sevgiyi, bilgiyi, hoşgörüyü, insanlığı çoğaltıp, farkındalık yaratarak, düşünmemizi sağlayanlara… bu ışıkla ardından gelenlere yol açanlara, ne mutlu!.

4 Nisan 2014 Cuma

Martin Luther King ve Hayali!


“Vicdanların Kimliklere Yenik Düştüğü Bir Ülkede Kimse Özgür Değildir..”     (*)
1 aralık 1955 Cuma günü, Alabama’nın Montgomery şehrinde, siyah terzi bir kadın, şehir fuarındaki işinden akşam 6’da çıktı. Çok yorgundu ve bir an önce evine ulaşmak istiyordu. Otobüsün ortasındaki ‘değişken’ statülü koltuklardan birine oturdu. Yasalara göre ilk 10 sıra beyazlarındı. Siyahlar ise en arka bölümde yolculuk etmek zorundaydılar. Ortadaki değişken statülü koltuklarsa beyazların sıraları doluncaya kadar siyahların da oturabilecekleri koltuklardı. Beyaz sıralar dolduğunda ya da şoför gerekli gördüğünde siyahlar bu koltukları boşaltmak zorundaydılar. Eğer arkada da yer yoksa otobüsten inmeleri gerekiyordu.
Birkaç durak sonra otobüsün beyazlara ayrılan kısmı dolup 4 beyaz yolcu ayakta kalınca şoför değişken koltuklarda oturan 4 siyah yolcudan yerlerini boşaltmalarını istedi. 3 erkek siyah yolcu itirazsız arka tarafa geçti. Ancak adı Rosa Parks olan kadın, artık iyice yorulmuş bir insana özgü kayıtsızlıkla hiç hesapsız hiç plansız o anda yerinden kalkmayı reddetti. Şoför otobüsü durdurdu ve polis çağırdı. O güne kadar tek bir anında bile politika düşünmemiş, evine birkaç kuruş götürmekten başka derdi olmayan emekçi Rosa Parks tutuklandı. Haber şehir sakinleri arasında hızla yayıldı. Siyahlar ve insan hakları savunucuları nasıl bir tavır alacaklarını tartıştılar. Pazar günü bir kilisede ortaya çıkan otobüs boykotu fikri benimsendi. 

21 Mart 2014 Cuma

Aşık Veysel'i 41. Ölüm Yıldönümünde Saygıyla Anıyoruz...

O, “Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece” dedi ve “Benim sadık yârim kara topraktır“ diyerek ekledi sonuna!
"Dünyaya gelmemde maksat ne idi: bir sadık dost." diyen Veysel’in aramızdan ayrılışının üzerinden tam 41 yıl geçti. O Türk tarihinin en büyük ve çağının en devrimci ozanlarından biri oldu.
Veysel Şatıroğlu veya bilinen adıyla Âşık Veysel, 25 Ekim 1894 tarihinde Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Aşık Veysel kendisi ile yapılan bir söyleşi de hayatını şu sözlerle dile getirir:

3 Ocak 2014 Cuma

Nasuh Mahruki'den Sihirli Sözcükler


“dört ay,  yirmi bir bin kilometre yol,  

sekiz bin iki yüz bir metre dağ,  altı ülke, sayısız inanç,
sonsuz renk, koku, tat, doku,farklı insanlar, 

farklı kültürler, farklı coğrafyalar.
Farklı.....?  Orada.....?  Uzakta.....?  Hayır !
Her şey ve her yer, burası ve orası özde aynı ve aslında hepsi bir...
kendi yoluna gitmeli, kendi dağına tırmanmalı, 
kendi denizine dalmalı, kendi göğünde uçmalı, 
kendi gözlerinle görmeli,
kendine gitmeli, kendine tırmanmalı,
kendine dalmalı, kendine uçmalı,
kendini görmeli,

gittim, tırmandım, daldım, uçtum,
görülmek için çok büyük,  ama görmek için çok küçükmüş
”. (*)
Nasuh Mahruki, 2010 yılında yayınlanan kitabında ‘Kendi Everest’inize Tırmanın’ diyor!. Siz, hayatınız boyunca, yüksek  bir dağın zirvelerine kadar tırmanabildiniz mi hiç? ya da dağa tırmanabilme cesareti gösterebildiniz mi!.. Belki dağa çıkma cesareti gösterdiniz, ama daha yolun başında iken vazgeçtiniz. Yada zirveye ramak kalmış iken, dayanamayacağınızı anlayıp tırmanışınızı yarım bıraktınız!. Mahruki; “Herkes Everest’e tırmanamayabilir,  ama herkesin tırmanabileceği bir Everest’i vardır. Asıl olan birimizin diğerinden daha iyi olması değil, her birimizin kendi içimizde taşıdığımız potansiyeli, kendimiz için en iyi ve en doğru olanı bulmasıdır. Kendi potansiyelinin doruğuna ulaşan insan, zaten yaşam içinde diğerlerinin arasındaki doğru yerini de bulmuş olur. diyor.  
Nasuh Mahruki’nin hayat deneyimi, başarıları ve öğretilerle dolu  "Kendi Everest'inize Tırmanın" kitabı gerçek bir yol gösterici. Yaklaşık üç dört ay önce büyük bir ilgi ve beğeni ile okuduğum  kitapta onlarca altını çizip dikkate aldığım ve kendime rehber olabilecek sihirli sözcüklerle,  Cüceloğlu’nun tam yerini bulan ifadesi  ile ’Kutupyıldızı cümleler’ eşliğinde ruhsal yolculuğa çıkıp; kendi çizdiğim yolumu / yol haritamı yeniden bir süzgeçten geçiriyorum... yolunda gitmeyen bazı şeyler ya da yanlışlıklar ve aksaklıklar var ise onları telafi edecek yöntemleri denemek üzere, yılmadan azimle çalışma iradesine ve yine elde etmiş olduğum doğrularımın ardından da aynı kararlılıkla yürümem gerektiğine olan inançla sürekli güncelliyorum kendimi!

18 Haziran 2013 Salı

Aydınlık yarınlara doğru kanat çırpma zamanı



“Siz savaş istiyorsunuz. Ben barış istiyorum. Siz yoksulluğa yardım etmek istiyorsunuz. Ben yoksulluk ortadan kalksın istiyorum. Siz savaşçı istiyorsunuz, ben yurttaş. Siz erkek, kadının efendisi olsun istiyorsunuz, ben erkek kral, kadın kraliçe olsun istiyorum. Eşitlik istiyorum!”
Feodalizme karşı amansız bir mücadele içinde olan ve 1793 Fransız Devrimi’ni hem yapan hem de sorgulayan Gauvain’in sözleri sanki bu güne de sesleniyor gibi!..
Geçmişte yaşanılan direniş hareketleri, ayaklanmalar, devrimler...toplumların yaşantısında hep derin izler bırakmıştır. Sezgileri, hissedişleri, duyarlılıkları ile sıradan insanların bir adım daha önünde duran sanatçılar ise; kimi yontularına, beyaz perdeye, dizelerine, kimi romanlarına,  bestelerine yansıtmış toplumun içinde yaşadığı acıları, kederleri, sevinçleri ve umutları...  Şu bir gerçek ki çok masum bir eylemle başlayan, gencecik fidanların, güzel insanların, barışın, beraberliğin en güzel sunumunu yaşadığımız  ‘Gezi Parkı’ direnişi ‘celladın kılıcıyla hançerlenerek!’ güzelliğine gölge düşürülmek istenilmiştir... inanılmaz bir sertlikte şiddet içeren görüntüler ve acı kayıplar karşısında hissettiğimiz duyguların tarifi imkansız!.
Tüm dünyaya örnek gösterilecek bir duruşu olan, onurlu mücadelenin rengi, pembeydi oysa ki!.. ille de kan kırmızısı mı olmalıydı!.. Biz barbarlığı ortaçağda kaldı zannediyorduk!.. ağaçları kesen zihniyet gencecik bedenleri de zehirleyerek yok etmek istemişti!.. Bu zalimliği düşman yapmaz!. Demokrasi bu mu şimdi! insanlık mı bu!.. ne vicdana ne Müslümanlığa sığabilir tüm bunlar...  Oysa bu bir özgürlük mücadelesidir!.. Direnişi tek bir ağaçla sınırlamak diğer yaşayan canlılara haksızlık olur!.. verilen mesajı anlamazdan gelmek olur!.. Bu direniş özgürlüklere engel olan zihniyete karşı bir duruştur!.. düşüncelere, sanata, yaşama ve hayatımızın tüm evrelerine karşı yapılan engellemelere, baskılara karşı bir direniştir...

25 Eylül 2012 Salı

"Göynümüz" hep seni arayacak!



O, sazıyla feryad eden bir halk ozanıydı!

Anadolu senin sesini, nefesini sonsuza dek
bozkırlarında saklayacaktır!..
  
Işıklar içinde uyu büyük Usta!
Doğu ekspresi yolculuğumuzda bozkırlardan geçerken
hep türküleriyle yad ettiğimiz büyük Usta’nın anısına...


26 Mayıs 2012 Cumartesi

Geçmişten gelen bir gün...



Güneşle Ört Kendini

"Söylenmemiş tümcelerle bak ufuk çizgilerine.
Ağarmamış günlerinle doğ ruhunun saçak altlarına."

"Say ki imkansızı istedin.Oltasız yakalanan balık,
kementsiz tutulan vahşi at, kuyruksuz akrep,
karada yaşayan deniz kızı...

Düşlerince çoğalt, eşitle kendine imkansızı.
Zirveye beş kala, geride bıraktığın böcek izlerine
gül kahkahalarla."


(*)


Tarih '26 Mayıs 2010' daha dün gibi!..geçmişten gelen bir gün ve
şiir tadında bir öyküden  izi kalan satırlar...





(*) Yedi Yeşil Fil  "Güneşle Ört Kendini"
Gönül Çatalcalı (Öykü)

4 Haziran 2011 Cumartesi

Molière’in sahnesinden seçim manzaraları!


Şu insanoğlunun yapamayacağı şey yok!.. hani her zaman yaptıkları hayra alamet olsa! Ne ala!.. örnek alalım, yolundan gidelim!..onay veren aklımız duygularımızla kaynaşıp bir güzel taktir edelim... ne güzel düşünmüşler! ne iyi yapmışlar diyelim!.. ama yaşadıklarımız, bizim normal zeka ve bilimum normal düşünsel aklımızın sınırlarını zorlayan, duygu ve düşüncelerimizle hiç mi hiç örtüşmeyecek tuhaflıklara tanık oluyorsak ! buna ne demeliyiz!..
Onca entrikaların, akla hayale gelmeyen çirkinliklerin, haksızlıkların tavan yaptığı seçim süreçlerinde geri sayım başladı!. Yazılı, sözlü ve görsel medyayı tamamen kendi tekelinde tutan bir anlayış! Ve reel yaşamın içinde tüm çarpıklıkların yaşandığı, görüldüğü ve bilindiği halde, bilmezden ve görmezden gelen!.. ve kendi akılcağızlarını kullanmak yerine kendisine dayatılanı, tartışmasız kabul eden (biyad eden) insanlarımız  var hala!.. " sana her şey hak müstahak kardeşim! ” desek!..ne deriz diyer yandan; “ bir tek sana mı hak müstehak!. yaşın yanında ya biz kurular!!! ne olacağız! Biz de nasibimizi alacağız!. sonuçlarından!..”   denizdeki feneri bile ummana salan ve nereye gittiğini sorgulamayan münafıklar hala var iken !..  “ Ey yeri ve göğü yaradan Yüce Rabbim sen şu münafıkların akılllarına mukayet ol! ” mu? diyeceğiz ya da;  “ Biraz daha akıl ihsan eyle şu kullarına! " mı? diyeceğiz...

Meydanlarda izlediklerimiz; Molière’in oyunlarındaki komedileri süpürüp geçecek türden!.. aklın ve budalalığın yer değiştirdiği saçmalıklarla dolu, bedava izlence görüntüleri yaşatırken seyircisine!..
Hayal etmeye gerek olmayan "kurgulanan" hikayeleri! her dakika perdeler(in) yalnız sizin için ve bir tek size açık olduğu platformlar zaten yeterince anlatıyor her şeyi!..

Sahnede yer alan; artiz abi-lerimiz!!! çalıp çırparak yada sürekli ödünç alarak donattıkları sofralarında gelen konuklarına hava atmak için böbürleniyor ve sürekli atıp tutuyorken... seyircilerden biri çıkıp diyor ki; “sen bizi ahmak mı zannediyorsun!” , hemen yanındaki ekliyor;

" Bilgili bir ahmak, cahil bir ahmaktan daha çok ahmaktır! ” (*)

alkış kopuyor tüm sahneden!... “mutfağında her çeşit malzeme olduğu halde  sen hala daha ortaya güzel bir şey çıkaramıyor ve bu kandırmacalara, bu göz boyamalara... artık herkesin karnının tok olduğunu niye düşünemiyorsun!.. sen olsa olsa bir tek kendi karnını ve eteğine yapışanları doyurabilirsin!..   artiz göz ucuyla; “atın şunu dışarı dercesine!” hemen işaret ediyor... sesler giderek çoğalıyor; “ bütün sahneler hep size! el pençe! seyrimiz hep size!..bir tek sen olasın istiyorsun!”... yine bir diğeri kafasını sallayarak söyleniyor; “ elindeki gücü çaresiz ve cahil bıraktığın halkı(nı) istismar ederek kulanıyorsun!.. sen hem yeteneksiz, hem  beceriksiz, hem de !!!! (çalana, çırpana, görgüsüze, fırsatçıya ne denirse?!!) işte o sensin!..   diyor...artiz yine kaş göz ediyor figuranlarına...”gözüm görmesin tez atın şunları! atın hemen sahneden!”... gülmeler, şaşkınlıklar, bağırışlar birbirine karışıyor....  ve  Molier sahneden ayrılırken;

" İnsanları aldatmak, güldürmekten çok daha kolaydır." (*)  bunu iyi düşünün!” diyor!..

Yani demem o ki!..her tür alavera, dalavera... var bu sahnelerde!.. Akıl sahipleri akıllarını; şeytanlığa, hilekarlığa, yalana-dolana, aldatmaya çalıştıra-dururken fikirlerin ve fetvaların ince gülleri! bakın nelere kafayı yormuşlar!..  fısıltı muhabirlerinin kulağıma kadar gelen seslerini size de söylemem gerkirse;  seçmenin açıklık yada kapalılık göstergesi olan ama asla kriter olmayan; cüppeli, türbanlı, muhafazakar diyebileceğimiz giysili olanları  yada genel hatlarıyla  açık ve modern kabul edeceğimiz kılıkdaki seçmenleri; bu görselliklerine göre belirleyip! oy kullanacağımız zarfların yada seçmen kağıtlarının bir kenarına;  işaret konularak!  İşaretli olan seçim zarflarının yok sayılacağı... “ gibi bir fısıltı dolaşıyor ortalıkta!... demedi demeyin sonra!..bende bu fısıltıyı paylaşmak istedim sizlerle. Dedikodu olabilir! varsayım olabilir! ama bu gerçek de olabilir!.. Yani bu ülkede olmayan şey yok!..her an her şey olabilir!.. "hayaldi gerçek oldu!.."

Seçimlere sayılı gün kala herkesin bu gibi olasılıkları değerlendirmeleri ve pür dikkat olmalarını.. zarfları ve seçmen kağıtlarını kontrol ederek olası durumlar karşısında tedbirli olmalarının gerekliliğini anımsatmak istedim..! Seçimlerin sağlıklı ve adilane sonuçlanmasını ümit ediyor! Ama bunun için de her seçmenin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü bu seçim, hepimizin ve çocuklarımızın geleceğini etkileyen önemli bir süreçtir!.. Su uyuyor da düşman hiç uyumuyor! topraklarımızın üzerindeki leş kargaları dolanıp duruyor!.. ne ince hesaplar, ne türlü oyunlar oynanıyor!.. artizlerimiz bile başkalarının maşa(sı) oluyor gözlerimizin önünde!.. bu seyir bitsin artık!..

Akıllar doğruya değil daha çok eğriye çalışıyor iken  ve hedefte ANADOLUYU lime lime parçalayarak; “ha sana!, ha sana!, bu da sana!..ama en çoğu bana!!!”düşüncesi varken... Şimdi zamanıdır ayağa kalkmanın!.. Vatanı bu badireden kurtarmanın!.. Cumhuriyetimize sahip çıkacak gerçek vatanseverlerin yolunu açmanın zamanıdır!

Vakit çok geç olmadan ve atı alan Üsküdar’a varmadan!

"Dur Yolcu!”  İzinsiz, sualsiz..nereye böyle!..

" Bu memleket bizim ! " deme vaktidir!..

Ayrıca,  Hasret senfonisi'nin yayınladığı
ATATÜRK'ÜN BURSA NUTKU
 bir kez daha okunmalı!



(*) Molière
Görsel: İnternet Medyası

23 Ocak 2011 Pazar

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına

Ağır Ölüm
Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar. 
Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “ i ” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler. 
Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler. 
Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar. 
Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar. 
Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir. 
Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.
Şiir:
Martha Medeiros 
(d. 1961, Brezilya)
'Muere Lentamente'

Çeviren: İsmail Aksoy

Çevirenin notu: Şiirin son tümcesini, Rimbaud’nun 
“A’laurore, armes d’une ardente patience nous entrerons aux splendid villes” 
(“Şafak kızıllığında, ateşli bir sabırla silâhlanmış olarak gireceğiz o muhteşem kentlere”) 
dizesinden esinlenerek yazmıştır Medeiros.


Fotoğfraf: Traditional Art

Müzik: inti i-illimani - Alturas



Esin Bozdemir


ÖNEMLİ NOT: 
Pablo Neruda'ya ait olduğu iddia edilen "muere lentamente"* şiirinin
 asıl sahibi Brezilyalı kadın yazar/şair/gazeteci
Martha Medeiros'dur.
bkz 

10 Aralık 2010 Cuma

Taşlar içindeki taşta, insan neredeydi ?



        

Taşlar içindeki taşta, insan, neredeydi?
Havaların havası içinde, insan, neredeydi?
Zamanların içindeki zamanda, insan, neredeydi?
Sen miydin tamamlanmamış insanın o küçük dilsizi
ki caddelerde ve eski izler üstünde yürüyen
o ruhsuz kartalın geçerek ölü sonbaharın
yaprakları içinden,
ölümsüz acılar verdiği ruhuna?

Zavallı el, ayak ve avutulmaz hayat...
Yağmur gibi
parlak ışığı günleri sendeki,
şölenin matador-mızrakları üzerinde,
yaprak yaprak mı bırakıldı
onların karanlık besini
boş ağıza?

Açlık, mercanı insanlığın,
açlık, gizli gelişme, ağaç yarıcısının kökü,
açlık, yükseldi mi parçalanmış sepetin
ta o yüksek, devrilen kuleye?

Sana sorarım, yolların tuzu,
göster bana kaşığı, lütfen, mimarlık,
bırak da bir çöple kazıyayım
taştan yapılmış etaminini çiçeğin,
bütün basamaklarına çıkarak boşluğun
altüst edeyim içini dışını, insanı bulana dek.

Macchu Picchu, taş taş üstüne koydun da
paçavrayla mı attın temeli? Kömürü kömür üstüne
yığdın da,
en alta mı gizledin gözyaşlarını? Altın'a ateşi üfledin
de, kanın titreyen büyük kızıl damlasına da mı üfledin?

Geri ver bana gömülmüş köleni!
Sefilliğin toprak katılığındaki ekmeğini bur,
kölenin giyitini ve penceresini
göster bana.
Anlat, nerde uyurdu O daha hayattayken?
Anlat bana, uyur muydu deliksiz
yoksa esneyip durur muydu yorgunluğuyla
duvara kazınmış bir delikten?

Duvar, ey duvar! Anlat bana, her bir taş-dokusu
ağırlaştırdı mı uykusunu, zahmetle mi battı
uykusu taş-altında batarcasına ayın altında?

Antik Amerika, denize kurban edilmiş gelin,
yabanıl ormandan tanrıların
yüce boşluğuna yürüdüğünde
altında şimşeğin gelin-sancakları ve süslerinin,
davullardan ve mızraklardan bir gürültüye karıştı
senin parmaklarında, soğuk gülü ve soğuk çizgiyi
getiren parmaklarında senin,
genç mısır-tohumunun kankızılı göğsünü getiren
maddenin dokusuna hoşgörüsüz mağaralarda,

Sen de mi sakladın, benim batık Amerika'm,
sen de mi açlığı dibinde,
buruk barsaklarında bir kartalınki gibi?

('Alturas de Macchu Picchu'dan, 'Canto General'
Türkçeye çeviren: İsmail Aksoy)


Şilili Grup "Inti-illimani" - “Tarantella”  
konser görüntüleri 
 





Pablo Neruda'nın hayatını anlatan POSTACI filmi için
dalgalarıaşmak tıklayınız

Şair: Pablo Neruda
Müzik: Şilili Grup Inti-illimali den “Dolencias
Resim: paintingsilove


Esin Bozdemir

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Deli Olmak İşten Değil !



Nasıl deli olduğumu soruyorsunuz. Şöyle oldu;
Bir gün, Tanrıların doğmasından çok önce, derin bir uykudan uyandım ve bütün maskelerimin
 - yedi ayrı hayatımda benimseyip kullandığım yedi maskemin de - çalınmış olduğunu gördüm.

Kalabalık sokaklarda, maskesiz çılgınlar gibi bağıra bağıra koştum;

“Hırsızlar, hırsızlar, lanet olası hırsızlar!”

Kadın erkek herkes güldü bana, bazıları da korkup evlerine kaçtı.
Pazar yerine vardığımda, damda duran bir genç haykırdı;

“Delidir o !”

Onu görmek için yukarıya baktım; güneş çıplak yüzümü öptü ilk kez.
Evet, ilk kez güneş benim çıplak yüzümü öptü ve ruhum güneş için aşkla tutuştu,
maskelerimi hiç istemiyorum artık. Kendimden geçmiş gibi bağırdım;

“ Şükürler, şükürler olsun maskelerimi çalan hırsızlara.”

İşte böyle deli oldum!..

(*)






(*) Halil Cibran "Deli"
Müzik: Edip Akbayram "Deli olmak işten değil"
Söz: Ümit Yaşar Oğuzcan

26 Haziran 2010 Cumartesi

Ben hiç toz kondurmam kitaplarıma!


Her insanın kaplumbağa gibi kabuğuna çekilip sığındığıı ve kendisini güvende hissettiği, huzur bulduğu bir limanı, bir mabedi vardır. Benim mabedimde evim! " Evim, evim canım evim." Her bir odanın kokusu da, rengi de benim ruhumun yansımasıdır biraz da! Ama benim için kütüphanemin yeri bir başkadır. Çünkü burası sadece bir oda değil koskocaman bir dünyadır aslında!

Ve ben “kırılmasınlar ama” diğer odalarım bir yana, en çok kütüphanemi severim! Saymakla bitiremeyeceğim kadar çok değerli dostlarım ve bana belki de en yakın arkadaşlarım, yine onlardır benim! biricik kitaplarım…

Bambaşka alemleri seyredercesine, rafların önünde dakikalarca dakikalarca bıkıp, usanmadan sessizce konuşurum her biriyle!. Biliyorum aslında, başımı uzattığım anda içeriye daha adım atar atmaz, kütüphanemin toz konduramadığım raflarından koskoca bir dünya selam verir bana! Koro eşliğinde çağlardan koşup gelerek “Merhaba” derler hep bir ağızdan! Kitap kapaklarında yazarların adını okudukça onlarla göz-göze gelmiş gibi olurum. Sanki yoklama yapan ben, “burdayım!” diye parmak kaldıran “o” imiş gibi! Yüzlerce kitap arasında ben onca şair ve yazar içinde en çok iz bırakan yüzleri görebilirim !

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Şiir tadında...



Güneşle Ört Kendini

"Söylenmemiş tümcelerle bak ufuk çizgilerine.
Ağarmamış günlerinle doğ ruhunun saçak altlarına."

"Say ki imkansızı istedin.Oltasız yakalanan balık,
kementsiz tutulan vahşi at, kuyruksuz akrep,
karada yaşayan deniz kızı...

Düşlerince çoğalt, eşitle kendine imkansızı.
Zirveye beş kala, geride bıraktığın böcek izlerine
gül kahkahalarla." 

(*)



(*) Yedi Yeşil Fil  "Güneşle Ört Kendini" - Gönül Çatalcalı (Öykü)

11 Mayıs 2010 Salı

" Yazmasam deli olacaktım "

Sait Faik Abasıyanık
18 Kasım 1906 - 11 Mayıs 1954

“...Niyetim yazı yazmak bile değildi. Balığa çıkacaktım. On kuruşa kahve, yirmi kuruşluk köylü cigarası içecektim. Kaybettiğim her şeyi; insanlığı, cesareti, sıhhati, iyiliği, saffeti, dostluğu, alın terini, sessizliği yeniden bulacak; belki yeniden bir adam olmasam bile bir temiz hayatın içinde hayran, meyus ve mahcup ölümü bekleyecektim. Aklıma ara sıra esen yazı yazmak arzusunu değil, kötü huyunu, bu tek kötü huyu muvaffakiyet, şöhretler düşünmeden ve ‘ düşünürsem Allah canımı alsın!’ düşüncesiyle yeniden bulabilirsem, kalemsiz kâğıtsız dağlara fırlayacak balığa çıkacaktım. Yazmayacaktım.

*****

“ Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”

*****

“ Hikayeyi böylece bitirebilirim. Benim bitirişlerimden biri olur. Olmasına olur ama hayır. Ne çarşıya çıkıyor, ne bembeyaz kahveye giriyor, görmek istemediğimin karşısına geçiyor, ne de kahveci ile konuşuyorum.

Evimde, odadayım. Çarşıya inemem. Otuz dokuz derece ateşim var. Üşüyor, titriyorum. Bir ara yanıyorum. Anam sirke koyuyor. Okuma artık yat, diyor. Işığı söndürüp gidiyor. Etrafı dinliyorum. Kaşık adanın köpeği hala havlıyor. Rüzgar camları dövüyor ve kapıları sarsıyor. Işığı yakıyorum…

Bu da bir bitiriş şekli ama bu da değil. Değil, bu da değil. Çarşıya inemem, o kadar.”
(*) Sait Faik Abasıyanık


Yorumsuz !
Bu olağanüstü güzel ifadelerin üzerine başka ne söylenebilir ki…

56. Ölüm Yıldönümünde büyük usta Sait Faik Abasıyanık’ı saygıyla anıyorum.

 


 

55. Yıl Anısı : Tesadüf a canım!
(*) Haritada Bir Nokta (1952) Sait Faik Abasıyanık
Fotoğraf: Ara Güler