Efsanelerin izinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Efsanelerin izinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Nisan 2015 Çarşamba

Bizans gemilerinin vazgeçilmezi Konstantiniyepolis kedileri :)


İstanbul gizemlerin şehri, dünyanın gözbebeği. Eski bir inanca göre hiç kimse boş yere İstabul’da dünyaya gelmez. Eğer siz de ilk kez gözlerinizi İstanbul’da açtı iseniz, ya da gözünüz İstanbul’da açıldı ise;) bu şehirde sizin de illaki bir amacınız veya geçmişten gelen bazı görevleriniz vardır, zira burası efsunlu bir kenttir!. Güzele sahip olmak kolay değildir!. her şeyin bir bedeli vardır. Bu inanç ne kadar doğrudur bunu bilemeyiz ama bir kez İstanbul'un suyundan içmeye - boğazından gemileri yüzdürmeye - tarihi yapılarına dokunmaya – yedi tepeden İstanbul’a bir bakmaya görün, O vazgeçemediğiniz sevda(lı)nız olur artık.. Bu şehrin ne kadar müstesna olduğunu bilir, hisseder ve bunu yaşarsınız. Öyle ki bu şehirde Hıristiyanların da, Müslümanların da, Musevilerin de geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan yüzlerce efsanesi, hikayesi, anıları vardır. 

23 Temmuz 2013 Salı

Korykos Antik Kenti ve mavi beyaz köpükler içinde Kızkalesi

Silifke deyince, Erdemli - Korikos sahillerinin hemen karşısında yer alan ve adını da adadaki kaleden alan Kızkalesi beldesi geliyor aklıma.. Doğu Akdeniz sahillerine yaptığımız gezi rotamızın mutlaka gidip görülecekler arasında olmazsa olmazımızdı bu belde ve önceliğimiz de Kızkalesi idi. Ama aksilik o ki adam boyu dalgaların olduğu bir güne denk gelmişti gezimiz. Bu yüzden kaleye ayak basamadık! Yaz sonuydu ve dönem itibarı ile de sert rüzgârların ve bol yağışların olması normaldi elbette. Ama Kızkalesi'nde gezilip görülecek yerler bir tek denizdeki bu kale ile sınırlı değildi..  
Kutsal vadilerdeki Adamkayalar' dan, Antik Olba'ya ve Cennet-Cehennem Mağaralarına kadar çevrili olan koskoca Korykos Kenti'nin bize anlatacakları henüz bitmemişti daha. Kentin biri karada, diğeri ise kıyıdan 200 metre açıkta bir adacığın üzerinde kurulu olan iki kalesi ve çevresinde pek çok antik yerleşimler vardı keşfedilmeyi bekleyen.

6 Temmuz 2010 Salı

Ege ‘de tarihin izlerini sürerken!.. Çeşme


“En yüce gök kubbenin altında ve dünyanın en güzel iklimi içinde kurulan İzmir ve çevresinin önemi, bütün dünyanın ilgisini çekmektedir.” Heredot

Geçen yıl yaz başında gerçekleştirdiğimiz 2 hafta süren “Ege bölgesindeki tarihi kentler” gezimizin ilk durağı; Turkuaz rengi denizi, gülümseyen güneşi, altın renkli kumları ve huzur veren doğası ile Çeşme idi. Anadolu’nun bereketli topraklarında, doğunun en batısında, Ege’nin incisi; İzmir’in gözbebeği!

7 Haziran 2010 Pazartesi

Tarihin izlerini sürerken...


İnsanı ve toplumsal düzeni geçmişten bugüne anlamanın en öğretici ve heyecanlı yolu; tarihe doğru yelken açmak yani arada bir zamanda yolculuğa çıkmak... Bu yüzden tarihin ve mitolojinin ayak izlerini aradığımız o büyülü kentleri ve kaybolan medeniyetleri keşfetmenin hazzını taşımak, benim için hep heyecan verici olmuştur. Ülkemiz coğrafyasında yer alan önemli antik kentlerin pek çoğunu bu güne kadar fırsat buldukça eşimle birlikte gezip dolaştım. İçlerinde beni oldukça etkileyen birkaç antik kent var ki o mekanlarda dolaşırken adeta zaman tünelinin içinden geçip farklı farklı kimliklerde dolaşıyormuşum hissine kapıldığım çok olmuştur!

11 Mayıs 2010 Salı

" Yazmasam deli olacaktım "

Sait Faik Abasıyanık
18 Kasım 1906 - 11 Mayıs 1954

“...Niyetim yazı yazmak bile değildi. Balığa çıkacaktım. On kuruşa kahve, yirmi kuruşluk köylü cigarası içecektim. Kaybettiğim her şeyi; insanlığı, cesareti, sıhhati, iyiliği, saffeti, dostluğu, alın terini, sessizliği yeniden bulacak; belki yeniden bir adam olmasam bile bir temiz hayatın içinde hayran, meyus ve mahcup ölümü bekleyecektim. Aklıma ara sıra esen yazı yazmak arzusunu değil, kötü huyunu, bu tek kötü huyu muvaffakiyet, şöhretler düşünmeden ve ‘ düşünürsem Allah canımı alsın!’ düşüncesiyle yeniden bulabilirsem, kalemsiz kâğıtsız dağlara fırlayacak balığa çıkacaktım. Yazmayacaktım.

*****

“ Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”

*****

“ Hikayeyi böylece bitirebilirim. Benim bitirişlerimden biri olur. Olmasına olur ama hayır. Ne çarşıya çıkıyor, ne bembeyaz kahveye giriyor, görmek istemediğimin karşısına geçiyor, ne de kahveci ile konuşuyorum.

Evimde, odadayım. Çarşıya inemem. Otuz dokuz derece ateşim var. Üşüyor, titriyorum. Bir ara yanıyorum. Anam sirke koyuyor. Okuma artık yat, diyor. Işığı söndürüp gidiyor. Etrafı dinliyorum. Kaşık adanın köpeği hala havlıyor. Rüzgar camları dövüyor ve kapıları sarsıyor. Işığı yakıyorum…

Bu da bir bitiriş şekli ama bu da değil. Değil, bu da değil. Çarşıya inemem, o kadar.”
(*) Sait Faik Abasıyanık


Yorumsuz !
Bu olağanüstü güzel ifadelerin üzerine başka ne söylenebilir ki…

56. Ölüm Yıldönümünde büyük usta Sait Faik Abasıyanık’ı saygıyla anıyorum.

 


 

55. Yıl Anısı : Tesadüf a canım!
(*) Haritada Bir Nokta (1952) Sait Faik Abasıyanık
Fotoğraf: Ara Güler

21 Ocak 2010 Perşembe

Kitaplar ve dağlara tırmanmak...


Amerikalı eğitim uzmanı ve felsefeci John Dewey, 90. Doğum gününde bir gazeteciyle yaptığı röportaj sırasında söz kitaplara gelmiş. Gazeteci sormuş:

“ Yıllardır kitap okuyorsunuz. Okuduğunuz onca kitabın size ne faydası oluyor?”
John Dewey, okuduklarının yaşamına ne denli katkıda bulunduğunu şu ilginç cümlelerle anlatmış:

“Dağlara tırmanmama yardım ediyor.”
Gazeteci: “ Dağlara tırmanmak mı? Dağlara tırmanmanın ne faydası var?”

Filozof sözlerini şöyle açıklamış:
“Tırmanacağınız diğer zirveleri görebilmek için, dağlara tırmanmak gerekir. Bundan vazgeçtiğiniz an, kaç yaşında olursanız olunuz, yaşamınız sona ermiş demektir…”





Resim: deviantart

15 Ocak 2010 Cuma

İyi ki Doğdun Nazım Usta!


108. Doğum Gününde
Bu Toprakların Büyük Ozanı
Nazım Hikmet'i Saygıyla Anıyorum....

Güzel günler göreceğiz çocuklar

Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar

Güzel günler göreceğiz, güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz

Hani şimdi bize
Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
Yalnız cumaları, yalnız pazarları

Hani şimdi biz
bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
Işıklı caddelerde mağazaları,

Hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
Hani şimdi biz haykırırız

Cevap:
Açılır kara kaplı kitap: Zindan
Kayış kapar kolumuzu
Kırılan kemik, kan

Hani şimdi bizim soframıza
Haftada bir et gelir

Ve, çocuklarımız işten eve
Sapsarı iskelet gelir

Hani şimdi biz
İnanın, güzel günler göreceğiz çocuklar

Güneşli günler göreceğiz
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar

Işıklı maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar

Güzel günler göreceğiz güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz

Nazım Hikmet






22 Aralık 2009 Salı

Sarık


Bir fakih, yani din alimi, bez parçalarını toplamış, sarığının içine doldurmuştu. Böylece de bir meclise, bir mescide girince, sarığının pek büyük görünmesini sağlamıştı. Eski elbiselerden bez parçaları kesmiş, onlarla sarığının dış yüzünü süslemişti. Bulabildiği kirli paçavraları da, eze büze sarığının içine sokuşturarak onu büyütmüştü. Sarığının dış yüzü, görünüşü cennet elbisesine dönmüştü ama, içi münafığın içi gibi kirli idi, rezil idi, çirkindi.

Böylece; parça parça kirli bezler, paçavralar, yünler pösteki parçaları sarığın içine gömülmüştü. Bu gösterişli kıyafetle, geçim elde etmek için sabahleyin erkenden medresenin yoluna düşmüş gidiyordu.

17 Eylül 2009 Perşembe

Yörükler diyarına yolculuk Gömbe Yaylası

Geçen yıl, bu zamanlarda eşimle birlikte Batı Akdeniz’ e yaptığımız gezimizde; Göcek - Fethiye çevresi ve Kaş da birbirinden etkileyici eski antik kentlerin, tarihi kalıntıların ve kaya mezarlarının izlerini sürerek, aynı zamanda cennet harikası doğal güzelliklerle iç içe olmanın keyfini yaşadık. 
Elimizde haritalar, bazen de karşımıza sürpriz bir şekilde çıkıveren ve hatta haritalarda dahi bahsi geçmeyen ama gizemine kapılıp bambaşka yollara dalarak, ardından bizi hayretlere düşürecek doğal güzelliklerle karşılaşmamız da apayrı bir heyecan oluyordu. Zaman zaman riskli ama çok keyifli ve heyecanla yol aldığımız gezilerden birisi de Gömbe yaylası ve yeşil göl 'dür.