28 Nisan 2018 Cumartesi

Tatil deyince...


Kuşkusuz en güzel mevsimlerden biri bahar mevsimi. Ülkemizse dört mevsimi birarada yaşayan ender ülkelerden. Çünkü coğrafi konumu gereği, her bölgede iklim özellikleri de farklılık gösteriyor. Bu mevsim özellikle doğanın koynunda, rengârenk çiçekler, böcekler arasında ahenkle gezeceğimiz zamanlar. Aynı zamanda, ören yerlerine ve safari turlarına çıkmanın da tam zamanı diyebilirim. Şahsen ben tatile çıkacağım zaman, yaz güneşinin kavurucu sıcakları yerine, bahar mevsimini tercih ediyorum. Özellikle Akdeniz Bölgesine yapacağımız gezileri bahar aylarında ya da yaz sonunda gerçekleştiriyoruz. Diğer yandan gözlemlediğim şudur ki, artık yerli turistin tatil anlayışı da değişmekte. Tatil deyince akıllara önceden, sadece güneş, kum, deniz üçlemesi gelirdi. Artık bunun yerini, kültür ve doğa turizmi almakta. Bu güzel bir gelişme tabi ki. 

16 Nisan 2018 Pazartesi

Zamanla yarışmak mı! yoksa?


Zamanla yarışıyoruz adeta. Yetmiyor, bitmiyor, çabuk geçiyor derken... Gelmez dediğimiz günler göz açıp kapayıncaya kadar geliyor, bitmez dediklerimiz bitiyor!. Tüketiyoruz her şeyi. Zamana yenik düşmeyen var mıdır bu hayatta!. Ancak insan, yaşadıkça hayatı, zamanla öğreniyor; nelere öncelik vermesi gerektiğini. Çünkü bazen, özellikle beşeri ilişkilerde onca özene, verdiği değere karşılık, hiç ummadığı muamelelerle karşılaşınca bir de, giden zama(nı)na mı yanmalı! yoksa incinen duyguları(na) mı! diye sorgularken buluyor kendini!. Böylece 'az ama öz olsun' şiarıyla daha bir seçici davranıyorsun ilişkilerinde. Bu seçicilik sadece beşeri ilişkiler için geçerli değil elbette. Zamanımızı ç/alan diğer pek çok unsur için de geçerli bir durum.

Sosyal ağlar meselâ!. Ne onlarsız, ne de onunla olmuyor, evet bu bir gerçek. Çünkü teknoloji çağındayız artık. Bunun konforunu sürdüğümüz doğrudur; Öyle ki oturduğumuz yerden görüyoruz tüm işlerimizi. Yollara mı çıkacağız, bilet mi alacağız, kalacak yer mi? hafta sonu veya tatillerimizde yurt-içi veya yurt-dışı nereye, hangi ülkeye gideceğiz?. hangi filmleri izlemeli, hangi kitapları okumalı? sağlıktan, beslenmeye, giyimden, meteorolojiye kadar akla hayale gelmez her şeyi bulabildiğimiz internet ortamı, olmazsa olmazlarımızdan biri adeta! her kapıyı açan birer 'maymuncuk' elimizde!. Ama biz bunun da suyunu çıkardık her şeyde olduğu gibi... Gerçekten sonradan görme gâvurdan dönme sözünün birer karşılığı gibiyiz!. buna uygun düşecek daha pek çok veciz söz var tabi ki! ama umuma açık bir platform olarak blogda bunu yazmaya, terbiyem müsade etmiyor. Ama görüyoruz işte.

2 Nisan 2018 Pazartesi

LEONARD COHEN "Kendi Ağzından"


Biz onu en çok söylediği romantik şarkılarla, konser salonlarında kendine has yorumuyla ve gizemli tavırlarıyla tanıdık. Ama o sadece şarkı söylememişti, asıl kariyerine şair ve romancı olarak başlamıştı. Yazdığı yüzlerce şiiri vardı, şarkıların pek çoğunun sözleri kendine aitti. Üstelik öyle şeyler söylüyordu ki, onun için bilge bir ozan diyorlardı. O kimi zaman yaşadığı düzene sessizce başkaldıran protest bir aydındı. Bazen bir seyyah! ve bu kimliklerin dışında ona bir de keşişliği ekleyebilirdik. O, yaşamı boyunca çok yönlü bir sanatçı olmuş ve ilerleyen yaşına rağmen sahnelerden inmemişti. Bahsettiğim sanatçı, sıradışı yaşamıyla, tutkulu aşklarıyla, yaptığı şarkılarla, söylediği sözlerle bir efsane olan Leonard Cohen’dir.  Ve dünya, en önemli ozanlarından birini, Leonard Cohen’i , 7 Kasım 2016’da 82 yaşındayken kaybetti.

70’li yıllar ve öncesini, belki yeni jenerasyon çok iyi tanımıyor olabilir, ancak Cohen’in benim de çok severek dinlediğim; “Dance Me to the End of love” , “Suzanne”, “Teachers”, “Master Song”, "Everybody Knows", "Lover, Lover, Lover"şarkılarını duymayan kalmamıştır sanırım. İşte bugün hâlâ bu şarkılar büyük kitlelerce dinleniyorsa Cohen efsanevi olarak aramızda hep yaşayacaktır diyebiliriz.