‘Can boğazdan gelir, boğazdan gider!’
diye anlatır atalarımız, bu sözün üzerinden pek durmaz güler geçeriz. 'Bana bir şey olmaz deriz!' Ne kadar lezzetli ve albenili gıda varsa; çeşit çeşit
hamur işlerinden; tatlısından tuzlusuna, böreğinden çöreğine, pastasına kadar... azıcık ondan, azıcık
bundan derken farkında olmadan, kantarı kaçırır bazen insan. Sonra da 'nasıl bu kiloları vereceğiz' der dururuz. Tek sorun,
kilo olsa keşke, kilolara bir de sağlık sorunları eklenince, leziz bulduğumuz o
gıdalar burnumuzdan fitil fitil getirir, yediğimize pişman eder, dünyamızı zindan
eyler bize. Cazibesine engel olamadığımız gıdalar, bizi tehdit eder sonrasında. ‘Nefse dur’ demek çok mu zordur peki!. Oysa ne kadar az yersen o kadar hafifsindir. Yedikçe şişersin, ağırlaşır, hantallaşırsın. Nefes alamaz olursun. Var mıdır acaba böyle çatlayıncaya kadar yeyip de hemen akabinde zamansız Hakkın rahmetine kavuşan?
Şimdi sizlere aktaracağım hikâyede bir canın mahvı, boğazına düşkünlüğünden öylesine hazin olmuş ki! ‘olmaz olmaz demeyin sakın! Olmaz denilen şey ‘olmuş’ gerçekten!..

