7 Ağustos 2014 Perşembe

Patlıcanın ekolojik yolculuğu...




HÜNKAR BOŞUNA BEĞENMEDİ ONU!

Gezegenimizde yaşayan canlılar yıllardır göç etmekteler. Sadece insanlar ve hayvanlar mı göç eder. Aynı insanlar gibi bitkiler de göç eder. Bazen bu göçler zorunlu olur. İklim değişiklikleri ‘kuraklıklar’ ve yaşam kaygısı ağır basar. Son yıllarda hayvanlar ve bitkiler de iklim ve çevre değişikliğinin etkileri yüzünden yaşadıkları çevreden kopup başka ülkelere ya da daha yükseklere kaçıyorlar. Gittikçe ısınan dünyamızda bu kaçış düşünüldüğünden daha da hızlı gerçekleşiyor. 
Göçü gerçekleştiren yeni çevresine uyum sağlarken, yenilenir yepyeni bir vizyonla gelişir ama sadece almaz, kendinden de bir şeyler verir. Bulunduğu yeri zenginleştirir. Bu her zaman olumlu sonuçlar vermez elbette. Göçler bazen bulaşıcı hastalıkları da beraberinde getirir. Ama eski çağlardan itibaren sınırları aşarak göç eden kavimler, kervanlarla yollara çıkıp ticari hayatı da şekillendirmişler.  (Görsel: 14. Yüzyıl minyatüründe, en sağdaki kadın patlıcanın afrodizyak etkisini hisseden çifti azarlıyor, Tacuinum Sanitatis.)

Ne tropik hayvanlar ve bitkiler, ne hint kumaşları, araç gereçler… ve daha neler neler farklı diyarlardan gelip hayatlarımıza dokunmuşlar, yaşamlarımızı etkilemişler.

Doğa’nın da bu yolculuklarda etkisi büyüktü elbette. Tohumlar rüzgârın gücü ile sörf yaparak kıtaları aşıp gelirler ve üstelik de bedavaya getirirlerdi bu yolculuklarını. Kimisi hayvanların kürküne yapışır, kimisi de deniz akıntılarına kürek çekerdi. ‘Filler bir tarlayı birkaç dakika içinde yerle bir edebilir, ama onun bağırsağında saklanan bir tohum, hayvan ihtiyaç molası verdiğinde dışarı çıkar ve düştüğü yerde yaşam tekrar başlar. Doğal göçler, bazen ekosistemi bozacak sıkıntıları da yaşatır. 20 yıl kadar önce Monaco’nun ünlü akvaryumundan kaçan medyada terörist olarak anılan bir yosun türü gibi.’(*)

İşte insan eliyle yapılan o yolculuklardan bazıları göçlerle birlikte zenginlikleri de sundu bize. Örneğin portakal, Akdeniz ülkelerinin en tipik meyvelerindendir ama buralara Güneydoğu Asya’dan 16. Yüzyılda gelmiş. Domates ise bizde tüketilen bitkilerin en başında gelir. Peki onun vatanının Amerika olduğunu biliyor muydunuz!  Başka örnek vermem gerekir ise; Ispanak İran’dan, Fasulye Mısır’dan, Patates Amerika’dan, Turp Roma’dan ve Patlıcan’ ın Hindistan’dan geldiğini…
Ve artık globalleşen dünyamızda ‘internete bir tıkla’ her şey anında elimizin altında. Şimdi sahip olmak ve bir yerden bir yere göç etmek eskinin aksine çok daha kolaylaştı.  

İşte ben bugün, yazın soframızdan hiç eksik etmediğimiz patlıcanın ekolojik ve trajikomik serüvenine yer vermek istiyorum. Bu göçmen bitkiler yeni ülkelerinde hemen kabul görmüşler ama gelin görün ki domates ve patlıcan zehirli sanıldıkları için uzunca bir süre süs bitkisi olarak yetiştirilmiş. Domates bir süre kendini aklayabilmiş ama bizim mor-siyahî parlak patlıcanımızın başına gelmeyen kalmamış ve ekoloji tarihinin en trajikomik olaylarına sahne olmuş.
ANAYURDU HİNDİSTAN OLAN PATLICAN, 7. YÜZYILDA BUGÜNKÜ TÜRKİYE COĞRAFYASINA GİRDİ. BAŞTA İÇİNDEKİ ZEHİRLİ MADDELERDEN DOLAYI İLAÇ OLARAK KULLANILAN BU SEBZE, ZAMANLA SARAY SOFRALARINDA YERİNİ ALDI.
Marie-Christine Daune ve Jules Janck,”History and Iconography of Eggplant” (Patlıcanın Tarihi ve İkonografisi) adlı makalelerinde (bkz); patlıcanın Hindistan’dan göç ederken iki ayrı rota izlediğini yazmış. Doğu istikametinde önce Çin’e(4. Yüzyıl), oradan Afrika’ya (9. Yüzyıl); Batı istikametinde Araplar kanalıyla Akdeniz Bölgesine (7. Yüzyıl), İspanya yoluyla Avrupa’ya yine Arapların taşıdığı patlıcan, sonunda Amerika kıtasına gidiyor.
Bir başka görüş ise, MUĞLA’nın Yatağan İlçesi’ne bağlı Turgut Beldesi’nde yer alan ‘"agina Antik Kenti’nde (2009) kazılarında, Karya Uygarlığı’ndan kalma mermer bir sütun üzerinde iki bin yıllık patlıcan kabartması buluntusudur. Doç. Dr. Bilal Söğüt “Patlıcanın tarihte çok daha erken bir dönemde, iki bin yıl önceki Karya Uygarlığı’nda yetiştirildiğini ve yendiğini ortaya koyuyor. Bu önemli bir bulgudur. (Görsel: buradanPatlıcanın anavatanı Amerika değil, Ege topraklarıdır.” der.  
Hemen pek çok şeyin önder olduğu Anadolu toprakları  patlıcanın da ev sahibidir de!!  Ama gelin görün ki memlekete sahip çıkılamazken patlıcanımıza ne diyelim! Biz de; en çok hangi ülke tüketiyorsa onun olsun diyelimJ Ben patlıcanımı kimseye vermem .)  (*)
Gelelim patlıcanın karakteristik özelliklerine. MÖ 300 Sanskritçe belgelerinde patlıcanın uzun süre üzerinden atamadığı iki karakteristiği ortaya çıkıyor;  *Bir yandan krallara layık bir sebze olarak methediliyor, *diğer yandan zamanın hekimleri tarafından suyu diyabet, astım için ilaç ve ağrıkesici olarak kullanılıyor.* Hindu dini ise onu kaçınılması gereken bir sebze olarak ilan ediyor!
Eski çağlarda patlıcan yiyenlerin delireceği çok yaygın bir inanışmış. Sanskrit dilinde patlıcana “vatingana” deniliyor, ‘vati’ kelimesi rüzgar anlamına geliyor. Hintliler deliliğe “rüzgar hastalığı” dedikleri için, patlıcana yapılan bu haksız suçlama ile patlıcan pek bir hafife alınıyor. (belki de bir gramer hatasıdır bu kim bilir!)

İran yoluyla İslâm dünyasına giren patlıcan ise değişik etkilerle karşılaşıyor. İbn-i Sina, patlıcanın sivilceden tutun, sara nöbetine, uykusuzluğa, bağırsak tıkanmasına kadar birçok hastalığa neden olabileceğini anlattıktan sonra, eğer ki pişirilmeden önce bir süre tuzlu suda bekletilirse sonradan yenebileceğini, hatta kulak enfeksiyonunun tedavisinde dahi kullanılabileceğini söylüyor.
16. Yüzyılda Çinli Hekimler ise patlıcanın hazımsızlığa ve kadınlarda uterus kanamasına yol açtığını ama kökleri kaynatılırsa suyunun apse ve diş hastalıklarının tedavisinde kullanılabileceğini söylüyorlar.

Eski Çin’de ayrıca hanımlar patlıcanı, güzellik malzemesi olarak da kullanmışlar.
Nasıl mı? dişlerini patlıcan moruna boyayarak!..
J mor tebessümlü kadınlar!! ııyhhhh .))) 
(Görsel buradan: Japon yayıncıya 71. yaşının ilk rüyasında şans getirmesi için patlıcan görmesi dileniyor, 1797. )
Avrupalılar ise patlıcan’a “yumurta bitkisi” anlamına gelen “eggplant“ demişler. Çünkü orada yetişenler kaz yumurtasına benziyormuş. Bileniniz vardır belki bizim nasıl güzeldir Gönen’in topak patlıcanı .) ama ekleyelim patlıcanın, sarı ve beyaz renkte olanları da var.
Fransızlar ise ona “aubergine” adını takmışlar, bu ad da Arapların “al-badincan” kelimesinden geliyormuş. Badılcana yaklaşmış..sonra olmuş patlıcanJ
Romalı Plinus ise patlıcan kökü kaynatarak zehir elde ettiğini söylüyor. Ve panzehir olarak balla karıştırılmış şarabı ise öneriyor. Eşek arısı soktuğu zaman yağda dövülmüş patlıcanın yaranın üstüne sürülmesi de bir başka önerisi.
Ve bir zamanlar İtalya’da ise patlıcan’ın aşk iksiri olarak kullanıldığı fikri yaygın. 14. Yy. da yapılmış Adem ve Havvari’li tablo buna örnek gösterilmekte (en üstteki resim) . Araplar ‘da Güney Amerika’ya götürürken  ona “aşk elması” diyorlarmış.
Komşumuz Yunanlılar ise patlıcanın reçelini dahi yapıyormuş. Kahire’de ise sokak satıcıları kızarmış patlıcan satarken; “Tavanın gelini” diye bağırırlarmış. 

Ve Mısırlılar, konuşan birisi saçmalamaya başlarsa “patlıcan mevsimi başladı” diyerek hoşnutsuzluklarını dile getirirlermiş. Bu yazıyı hazırlarken bizde ki Ademler bir an aklıma düştü! (seçim arifesinde ekranlarda boy gösterenler!)    demek ki bizde 'patlıcan mevsimi hiç bitmiyor'
J
Arap şairi Kuşacam ne demiş; “ Doktor patlıcan yediğim için, benimle alay ediyor, fakat ben vaz geçmeyeceğim. Onun lezzeti, iki sevgili öpüşürken birbirleri bonkörce aktardıkları ıslak nefesleri gibidir.”
Bugün modern ve bilimsel araştırmalar,  patlıcanın kıymetini ortaya koyuyor. Patlıcan “solamin” adında kuvvetli bir toksine sahiptir. Ama pişirilince bu toksin kaybolur. Bu yüzden patlıcanı hayvanlar tüketmezler. Doğada patlıcanı besin olarak tüketen tek canlı insandır. Bunun nedeni bünyesinde az miktarda nikotin bulunmasıdır.

Patlıcanın insan sağlığındaki yerinin diğer sebze türlerinden küçümsenmeyecek düzeyde olduğu bilinmektedir. 100 gr patlıcanın kalori değeri 24’dür. 100 gr patlıcanda 1.1 g protein, 2 g yağ, ve 5.5 g karbonhidrat vardır. Vitamin içeriği bakımından ise; 100 gramında 30 IU A vitamini, 0.4 mg B1 vitamini, 0.5 mg B2 vitamini ve 5 mg C vitamini bulunmaktadır. Kolesterolü düşürdüğü bilinmektedir. Sağlığımız açısından gerekli olan folik asit, manganez, vitamin B6 ve C vitamini içerdiği bilinmektedir. (Görsel: buradan)

Yani görüldüğü gibi ekoloji tarihinde hiçbir bitkiye bu kadar çeşitli özellikler ithaf edilmemiş. Hindu onu yemez iken; O haremin en gözde yemeği olmuş ve ünlü aşçılarımız ona ‘Hünkar Beğendi' adını layık görmüş. Diğer yanda imama bir haller olmuş bayılmış. )
Peki biz!
Sizi bilmem ama benim yaz sebzelerimin favorisi patlıcandır. Patlıcanla her tür yemeği  severek yapar, bayılarak da yerim.) Hele ki bol dometes sosu ile şakşuka benim için bir numara…

Patlıcanın bu trajikomik serüveninden sonra, patlıcan yemeği yapmazsanız olmaz ama.)
 Esin Bozdemir


Görseller ve Derleme- Yardımcı Kaynak:  
(*)  buradan  ve (**) NTV Tarih 2013, (Sargun A. Tont) 50. Sayı (Sayfa.74-76)

10 yorum:

  1. Patlıcan önemli bir diyet sebzesidir. Lifli yapısından dolayı şekerinizi yükseltmez. Özelliklerini yazdığın için başka bir söz eklmeye gerek duymuyorum. Yalnız Ege- Karya da ilk patlıcan yetiştirilmesini bilmiyordum. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @bahceperisi,
      Sevgili bahceperisi, patlıcan hem hafif bir sebzemiz hem de senin de belirttiğin gibi pek çok faydası olan bir besinimiz. Bu yazıyı hazırlarken, pek çok kaynak taradım. Ege- Karya'da yapılan kazılarda patlıcanın ekolojik serüvenine dair önemli izler bulunmuş. Zengin ve bereketli Anadolu toprakları neleri bağrında yetiştirmemiş ki!.. bir de kıymeti bilinse!..

      Sil
  2. Ben bu yayını facebook sayfasında da paylaşacağım. Bilgine...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @bahceperisi,
      Memnun olurum :) paylaşımın için
      teşekkür ederim bahceperim..
      Sevgilerimle..

      Sil
  3. Harika bilgilendirme yine Esin 'ciğim ;az önce patlıcanlı bir yemek tarifi okumuştum ,şimdi yapmak farz oldu...Sigara içerken çok fazla tüketemiyordum ;nikotin fazla geliyordu belki ,şimdi sigara yok zevkle tüketiyorum çokca...Yalnız dikkatime çeken bir durum var ;hayvanların tüketmemesi.Çocukluğumda anımsıyorum patlıcan dolma için oyduğumuzda içlerini koyunlar yesin diye kuruturduk,onlar da afiyetle yerlerdi.Sanırım doğal halde hiçbir hayvan gidip patlıcan fidesinden bir patlıcan yemiyordur kimbilir.Emeklerine sağlık ,teşekkürler,sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Arzu Sarıyer,
      Patlıcanı sevmeyen yok gibidir herhalde. Ama insanların severek tükettiği bu sebzeyi hayvanlar tüketmiyordu. Bu yazıyı hazırlarken yaptığım araştırmalarda benim de dikkatimi çekmişti, özellikle hayvanların onu neden tüketmediği!. Bilim adamları; patlıcanda 'solamin' adında kuvvetli bir toksin maddesi olduğunu, ama pişirilirken bu toksin'in yok olduğunu söylüyor. Hayvanların doğada patlıcan yemekten kaçınmasının nedeninin bu olduğu görüşünde birleşiyorlar. Sanırım "ateş olmayan yerden duman çıkmaz" deyimi burada geçerli olmalı. Hayvanlar güçlü sezgileri ve kokuyu alma becerileri ile kendilerini koruyorlar.

      Gösterdiğiniz ilgiye ben teşekkür ederim Arzu Öğretmenim.
      Güzel bir hafta sonu dilerim. Sevgilerimle...

      Sil
  4. Sebzelerin sultanıdır hiç abartısız.
    Hangi yemeği olursa olsun şenliktir :)
    Bu kadar çok çeşidi yapılabilen bir sebze daha var mı sahi?
    Etin bile lezzetine lezzet katar, değil mi ama?
    Güveçte, karnıyarıkta, patlıcan kebabında...
    Kızartması, közlenmişi, zeytinyağlısı ayrı güzel, pilavda bile başka türlü coşkudur ;)
    Ee, hal böyleyken hünkarın beğendiği o leziz yemek başka sebzeden yapılacak değildi ya :))

    Birkaç yıl öncesi TV'lerde sık sık ''Patlıcan kanser yapıyor, kimse yemesin'' türü bir dalgalanma vardı. Çok can sıkıcıydı. Demek ki aslı astarı yoktu, sonra kesildi şükür.

    Sevgili Esinciğim ne güzel bir araştırma yazısı ve sunumdur bu. Bilmediğimiz neler neler öğrendik sayende.
    Tam da mevsimindeyken bol bol pişirmeli, huşu içinde yemeli her çeşidini ,- )))

    Ellerine, emeğine sağlık diyorum.
    Huzurlu bir hafta sonu geçirmen dileğiyle...
    Selam-sevgiler, teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Zeugma,

      Sebzelerin Sultanıdır evet..) Ama ya biz beşeriler içinde !!
      Kimi Sultan! kimi Kral olmak peşinde!..
      oysa şarkıda ne diyor; "bu devirde hiç kimse Sultan değil!' kime kalmış ki bu dünya!!!

      Ne Sultanlar gelip geçmedi ki ! hep birlikte göreceğiz bakalım Sultanlık nereye kadar sürecek!..

      Konumuza gelirsek :)) evet patlıcan, yazın her türü ile sofralarımızı şenlendiren, damağımızın lezzeti!
      Bak, kanserin patlıcan yapabileceği ile ilgili bilgim yoktu Zeugma'cığım.. Kanser öylesine tehdit ediyor ki herkesi. Bu yüzden uzmanlar da, tüketiciler de tedirgin. Neredeyse hemen her şey kansere davet ediyor gibi!.. ay ne yiyip, ne tüketeceğiz bilemiyorum!. Doğal hiç bir şey kalmadı. Hastalıklar da çoğaldı. Sanırım olabildiğince (yani bulabildiğince doğalından) az ve öz yemek en iyisi.

      Başımıza boya yerine kına yakmalı, en doğalından pamuklu el dokuması elbiseler giymeli, elektronik eşyaları atmalı, modern yaşamı terk edip eskiye ve bize yaban gelen ama aslında doğal olan hayata geri dönmeli:)

      Değerli yorumun için teşekkür ederim Zeugmacığım..
      Ben de sana güzel ve dingin bir hafta sonu dilerim.
      Sevgilerimle...

      Sil
  5. Iyi gunler patlicanin Kahiredeki saticilarin Tavanin gelini diye sattiklari bilgisini nereden aldiniz acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazı birden fazla kaynak kullanılarak derlenmiştir. Yazının altında ise kullanılan kaynaklar belirtilmiştir.
      Söz konusu bilgi ise şu an artık çıkarılmayan NTV Dergisi (50. Sayısı Sayfa. 76) yer almaktadır.

      Sil

Related Posts with Thumbnails