4 Ocak 2017 Çarşamba

John Berger'den 'Görme Biçimleri' üzerine...


Güzel Sanatlara ilgi duyan ve amatör ruhla da olsa resim yapmayı seven bir insan olarak - ancak eğitimle desteklenerek ve istikrarlı bir şekilde çalışarak yeteneklerin gelişebileceğine olan inancımla - bugüne kadar pek çok kaynak kitabı arşivimde bulundurmaya gayret ettim. Ne zaman aklıma bir şey takılsa kütüphanemin başına geçer, dakikalarca kitapların arasında, aslında koskoca büyülü bir dünyanın içine dalar ve burada geçirdiğim zamanları kendime hep bir kazanç olarak görürüm. Okuduğum her kitabı blogumda paylaşmıyorum ancak inanıyorum ki o kitaplar; felsefeden, tarihe, politikadan, sanata, sosyolojiden psikolojiye, dinler tarihinden, mitolojiye... ve hayata dair merak edebileceğim pek çok şeyi bana sunarken benim de; hayallerimi, düşüncelerimi, tarih bilincimi, hayata bakışımı, dil kullanma becerilerimi geliştire-bilmemi ve saymakla bitmeyecek pek çok artıyı bana sağladığını ve aynı zamanda bütün bunların yaşamımı zenginleştirdiğini düşünürüm. İşte bu yüzden bugün size kısa bir süre önce hayata veda eden ve benim ilgi ile okuduğum John Berger’in bir kitabını tanıtmak ve bu vesileyle kendisini sonsuz yolculuğunda saygıyla anmak istedim.
Okuduğum kitaplar arasında özellikle John Berger’in ‘Görme Biçimleri’ isimli kitabını oldukça özgün bir çalışma olarak değerlendirmiş ve kitapta altı çizilesi pek çok düşüncenin etkisinde kalmıştım. Önce John Berger kimdir? kısaca tanıyalım.

John Berger 1926 Londra doğumludur. Mesleki kariyerine ressam olarak başlayan Berger, 1940’ların sonunda Londra’da çeşitli galerilerde sergiler açar, bu dönemde haftalık dergi ‘Tribune’ için de makaleler yazar. 1948-1955 yılları arasında Sanat Eleştirmenliğinin yanı sıra, resim dersleri de verir. İlk Romanı 1958’de yayınlanan ‘Zamanımızın Bir Ressamı’ (A Painter of our Time) ile 1972 yılında Booker Ödülünü alır. Çok sayıda kitabı Türkçeye çevrilen John Berger, Türk okurları uzun yıllardır etkilemeyi sürdürmüş, kitapları sanatseverler ve öğrenciler için önemli bir kaynak niteliğinde olmuştur.

Size kısaca tanıtımını yapacağım ‘Görme Biçimleri’ kitabı BBC’de yayınlanan dizinin birer derlemesidir. Orijinal eser “Ways of Seeing” adıyla, 1972 yılında Penguin Books tarafından basılmış. Türkçe çevirisi ise Yurdanur Salman tarafından yapılmış. Kitaba katkı sunan isimler arasında Sven Blomberg, Chric Fox, Michael Dibb ve Richard Hollis de vardır.

John Berger’ın 'Görme Biçimleri' kitabı, özellikle görsel sanatlarla ilgilenen ve bu alanda bir şeyler üretenler için son derece önemlidir. Elbette size kitabın tamamını anlatmayacağım, çünkü bu kitabı siz de alıp okuyun isterim. Ancak oldukça önemli bulduğum Berger'in bazı analizlerini (kitaptan alıntılarla) sizlerle paylaşmak istiyorum.

Berger, öncelikle görme eyleminin kendisi üzerine düşündürüyor bizi ve diyor ki; “Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir.” Çünkü yaşadığımız dünyayı algılarken bizi etkileyen en önemli şeylerden biridir; ‘görmek’ ve ‘algılamak’. Ve çevremizi saran gerçeklikle, düşündüklerimiz arasında bir mesafe olabilir. İşte bu noktada John Berger, imgelerin gördüğümüz şeylerin kendisinden çok daha fazla baskın olduğundan bahsediyor. Burada Magritte’nin sözcüklerle nesneler arasındaki mesafeyi anlatan, “Düşlerin Anahtarı” adlı resmini örnek gösteriyor kitapta. Tüm imgelerin düşünen insan tarafından nasıl şekillendiğinin altını çiziyor. Bu da demek oluyor ki, her imgede farklı bir görme biçimi vardır.

Görme aslında gören ve görülen arasında tek taraflı gerçekleşen bir eylem değildir, Berger bunu şöyle anlatıyor:
“Bir şeyi gördükten sonra, aynı zamanda kendimizin görülebileceğini de fark ederiz. Karşımızdakinin gözleri bizimkilerle birleşerek görünenler dünyasının bir parçası olduğumuza bütünüyle inandırır bizi.” Ve şöyle devam ediyor sözlerine;
“Karşıdaki tepeyi gördüğümüzü kabul edersek o tepeden görüldüğümüzü de kabul etmemiz gerekir. Görüşün iki yanlılığı konuşmaların iki yanlılığından daha baskındır. Çoğu zaman karşılıklı konuşma bu görme-görülme işlemini dile getirme çabasıdır."
“Sizin her şeyi nasıl gördüğünüz”ü benzetmeyle ya da doğrudan açıklama çabanızla, “onun her şeyi nasıl gördüğü”nü anlama çabanızdır.” Berger’ın burada anlatmak istediği şey, insanlar ve imgeler arasındaki karşılıklı iletişim ve alışveriştir.
İmgelerin görme biçimlerine göre şekillendiğinin yanı sıra kadın ve erkeğin temsil şekilleri de Berger’ın kitapta geniş yer verdiği konulardan biri. Burada Berger, resim geleneğinde kadın ve erkeğin, özellikle de kadın imgesinin nasıl nesneleştirilmiş olduğunun altını çiziyor. 
“Kadın olarak doğmak, erkeklerin mülkiyetinde olan özel, çevrelenmiş bir yerde doğmak demektir. Kadınların toplumsal kişilikleri, böylesine sınırlı, böylesine koşullandırılmış bir yerde yaşayabilme ustalıklarından dolayı, gelişmiştir. Ne var ki bu, kadının öz varlığının ikiye bölünmesi pahasına olmuştur.  
Kadın hiç durmadan kendisini seyretmek zorundadır. Hemen hemen her zaman kendi imgesiyle birlikte dolaşır.
Bir odada yürürken ya da babasının ölüsünün başucunda ağlarken bile ister istemez kendisini yürürken ya da ağlarken görür. Çocukluğunun ilk yıllarından başlayarak hep kendi kendisini gözlemesi, bunun gerekli olduğu öğretilmiştir ona. 
Böylece kadın içindeki gözleyen ve gözlenen kişilikleri, kadın olarak onun kimliğini oluşturan ama birbirinden ayrı iki öğe olarak görmeye başlar. “ 
"Erkekler davrandıkları gibi, kadınlarsa göründükleri gibidirler. Erkekler kadınları seyrederler. Kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler. Bu durum, yalnız erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkileri değil, kadınların kendileriyle ilişkilerini de belirler. Kadının içindeki gözlemci erkek, gözlenense kadındır. Böylece kadın kendisini bir nesneye -özellikle görsel bir nesneye- seyirlik bir şeye dönüştürmüş olur. " s.47
Ve Berger kadın figürünün resim sanatına olan etkilerini irdeliyor;
“Resim geleneği dünyasal konulara yönelmeye başlayınca, başka konularda da çıplak kadın yapma olanağı belirdi. Gene de bu resimlerin hepsinde resme konu olan şeyin (kadının) bir seyirci tarafından seyredildiğinin farkında olduğunu gösteren bir şey kaldı." (...)
Çıplak kadın resmi yapılıyordu çünkü çıplak kadınlara bakmaktan zevk duyuluyordu; kadın eline bir ayna veriliyordu ve resme "Kendine Hayranlık " deniyordu. Böylece çıplaklığı zevk için resme geçiren kadın ahlak açısından suçlanıyordu. 
Oysa aynanın gerçek işlevi çok daha başkaydı. Ayna, kadının kendisini her şeyden önce ve her şeyden çok seyirlik bir şey olarak gördüğünü anlatmak için konuyordu resme.“s.51 
“Çıplak olmak insanın kendisi olmasıdır. 
Nü olmaksa başkalarına çıplak görünmektir; insanın kendisi olarak algılanmamasıdır. Çıplak vücudun nü olabilmesi için bir nesne olarak görülmesi gerekir. (Vücudun nesne olarak görülmesi nesne olarak kullanılmasına yol açar.)
Çıplaklık kendisini olduğu gibi ortaya koyar. Nü’lükse seyredilmek üzere ortaya konuştur.
"Çıplak olmak açık olmaktır. Seyredilmek üzere ortaya çıkmak insanın derisinin, vücudundaki kılların, bu durumda hiçbir zaman çıkarılıp atılamayacak bir çeşit örtüye dönüşmesi demektir. Nü hiçbir zaman çıplak olamayacaktır. Nü’lük bir çeşit giyinikliktir.” s.54
“ Devlet adamları, işadamları böyle resimlerin altında yapıyorlardı iş tartışmalarını. İçlerinden birisi yenik düştüğünü hissettiğini zaman avunmak için başını kaldırıp resimlere bakıyordu. Resimde gördükleri ona erkek olduğunu bir kez daha anımsatıyordu.” (...)  Bu geleneği besleyen tutucu değerler günümüzde daha geniş alanlara ulaşabilen yollarla -reklamlar, gazeteler ve televizyonla- yaygınlaştırılmaktadır. Gene de kadınları görme biçimi, imgelerin kullanılışı temelde değişmemiştir. Kadınlar erkeklerden çok değişik bir biçimde gösterilir -dişinin erkekten başka olmasından gelen bir şey değildir bu- “ideal” seyircinin her zaman erkek olarak kabul edilmesinden, kadın imgesinin onun gururunu okşamak amacıyla düzenlenilmesindendir.” s.64

Ve reklam dünyasının hayatımıza nasıl yön verdiğinin altını şu cümlelerle vurguluyor;
“Yaşadığımız kentlerde hepimiz her gün yüzlerce reklam imgesi görürüz. Karşımıza bu denli sık çıkan başka hiçbir imge yoktur. Tarihte başka hiçbir toplum böylesine kalabalık bir imgeler yığını, böylesine yoğun bir mesaj yağmuru görmemiştir.”s.129
Kıskanılmak insanda, ancak yalnız başına tadılabilecek bir kendine güven duygusu yaratır. Bu duygu da yaşantınızı, sizi kıskananlarla paylaşmamanızdan gelir. İnsanlar size ilgiyle bakarlar, oysa siz onlara öyle bakmazsınız- bakacak olursanız o denli kıskanmazlar sizi! Bu bakımdan, kıskanılanlar bürokratlara benzerler; ne ölçüde kişiliksiz olurlarsa (hem kendilerinin hem de başkalarının gözünde) o denli büyüyecektir güçlülükleri, aldatmacaları onların.” s.133
“Her türlü ürünü ya da hizmeti satabilmek amacıyla reklamlarda cinselliğe gittikçe daha çok başvuruluyor. Ne var ki bu cinsellik hiçbir zaman kendi başına, özgür bir cinsellik değildir. Cinsellikten daha büyük bir şeyin, yaşarken istediğimiz her şeyi ele geçirebileceğimiz güzel bir yaşamın simgesidir. Satın alabilecek durumda olmak cinsel bakımdan istenir olmakla eşitlenir. (..) Alamıyorsanız sevilmeyeceksiniz.” s.144

Ve bir başka çarpıcı tespiti ise;
“Çekicilik, kişisel ve toplumsal kıskançlığın ortak, yaygın bir duygu olarak ortaya çıkmasından önce yaratılmazdı. Demokrasiyi amaçlayan, ama yarı yolda kalan sanayi toplumu böyle bir duygunun yaratılabileceği bulunmaz bir ortamdır. Kişisel mutluluk peşinde koşmak, evrensel olarak herkesçe kabul edilmiş bir haktır. Oysa günümüzdeki toplumsal koşullar bireyin kendisini güçsüz hissetmesine yol açıyor. Birey, içinde bulunduğu durumla olmak istediği durum arasındaki çelişkiyi her gün yeniden yaşıyor. O zaman da ya bu çelişkinin iyice bilincine vararak, başka şeylerle birlikte kapitalci düzeni devirerek tam demokrasiyi gerçekleştirme yolunda siyasi kavgaya katılıyor ya da kendi güçsüzlük duygusuyla beslenen kıskançlık duygusunun pençesinde hiç bitmeyen düşlere kapılarak yaşıyor.
İşte reklamların nasıl olup da hâlâ inanıla-bilirliklerini koruduklarını anlamamıza yardım edecek şey budur. Reklamın aslında sunduklarıyla sözünü ettiği gelecek arasındaki uçurum seyirci-alıcının içinde bulunduğu durumla olmak istediği durum arasındaki uçurumla çakışır. İki uçurum üst üste gelir, birleşir; etkinlikle ya da gerçek yaşantılarla kapatılmak yerine bu uçurum, çekicilik düşleriyle doldurulmaya çalışılır.” s.148
Yazar burada, reklamın korkunç gücünden ve kapitalizmin en büyük gücünü ‘reklam’dan aldığını bize örnekleriyle anlatıyor. John Berger, geçmiş ve günümüzün görsel algısını benzerlik ve farklılarla birlikte analiz ederken, özellikle kullanılan çeşitli görsel tekniklerin yalnızca estetik kaygılarla ortaya çıkmadığını, tam tersine tüm bunların belli bir ideolojinin temsili olduklarının da altını çiziyor. Kitapta böyle altı çizilesi dikkate değer daha pek çok yerinde analizler bulunuyor.

Berger’in kitabını okuduğumda onun resimde, fotoğrafta ve diğer görsel sanatlarda kadın ve erkek ama özellikle kadınlara dair yapmış olduğu analizlerin ne kadar yerinde olduğunu özellikle kadının reklam dünyasından tutun da, evde, sokakta, işte ve hayatın her alanında nasıl bir pozisyona itildiğini görmemiz açısından bizleri bir kez daha düşünmeye sevk ediyor.

İki gün önce 90 yaşında aramızdan ayrılan İngiliz Yazar, Sanat Eleştirmeni ve Ressam John Berger'i bir kez daha saygıyla anarken sözlerime Oscar Wilde'in şu cümlesiyle son veriyorum.

“Hiçbir büyük sanatçı, hiçbir zaman çevresindeki şeyleri gerçekten oldukları gibi göremez, eğer öyle olsaydı, sanatçı olamazdı.”


Esin Bozdemir
©İzler ve Yansımalar


*John Berger görselleri internetten

19 yorum:

  1. İnsanın ufkunu açacak güzel bir kitap olduğu kesin. İletişim fakültelerinde ders kitabı olarak okutuluyormuş sanırım. Bakmakla görmek arasındaki fark vurgulanır ya hani, yazar daha ötesini, görme eylemenin biçimlerini kendi üslubuyla, çarpıcı biçimde aktarmış gerçekten. Alıntıladığın kısımları ilgiyle okudum. Bilge bir insan olarak gördüm kendisini. Işıklar içinde uyusun...
    Emeğine sağlık Esinciğim. Verdiğin bilgiler için teşekkürler. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Zeugma,
      Kolay yetişmiyor bir sanatçı. Gerçek idealist sanatçılar insanı, hayatı ve evreni çok daha geniş perspektiften derinlemesine inceliyor ve hayata dair yorumlamaları da yine özgün oluyor. John Berger, çok yönlü bir sanatçı kimliği ile 'Görme Biçimleri'ni tıpkı senin de tanımladığın gibi bilgece analiz etmiş. Sanatçılar eserleriyle hep yaşıyorlar, bu herkese nasip olmuyor. Işıklar içinde uyusun.
      Değerli yorumun için ben teşekkür ederim Zeugmacığım. Sevgilerle...

      *Bu arada Berger'in bbc'de çekilen belgesel niteliğindeki çekimleri de çok ilginç. İlgini çekerse bakabilirsin. https://www.youtube.com/watch?v=v2bMoOmUNbo

      Sil
    2. Oy oy.. Süpermiş. İlgimi çekmez mi hiç?
      30 dk sürüyormuş. En kısa zamanda başına geçiyorum :)
      Teşekkürler Esinciğim...

      Sil
    3. Hafta sonu için belgesel tadında 3 bölüm hem de :)
      Ben teşekkür ederim. Güzel bir hafta sonu dilerim Zeugmacığım..
      Sevgilerimle

      Sil
  2. Gerçekten düşündüren, güzel bir kitapmış.

    Huzur içinde yatsın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Handan,
      Kitapta altını çizdiğim pek çok bilgece söz vardı.
      Işıklar içinde uyusun..

      Sil
  3. İlgi alanım dışında olmakla birlikte alıntılarınızdan oldukça felsefi görüşlerin yazıldığı anlaşılıyor. Bunca yıllık bir sanatçı deneyimiyle yazıldığına göre görmezlikten gelinemeyeceği açık.
    Sevgiyle kalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Mehmet Bilgehan Merki,
      Bu kitap aslında sadece görsel sanatlarla ilgili olanlar için değil, merkezinde 'insan' olduğu için herkesin okuyabileceği bir kitap diyebilirim.Ancak görsel sanatlarla ilgilenenlerin özellikle okuması gerekir. Çünkü resim yapmak kadar onu yorumlamak da önemli. Ve doğru 'görebilmek' bakıp da göremeyen çok insan var. 'Görme Biçimleri' kitabında, altı çizilesi felsefi görüşler ve algıda seçiciliği geliştiren önemli detaylarla dolu. Sizin de ilginizi çekecektir.
      Esenlikler dilerim...

      Sil
  4. çok önemli bir yazar bu ve şeyi de öğütlerim, bir diğer kitabı, "ve yüzlerimiz fotoğraflar kadar..." :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. John Berger'in "Ve Yüzlerimiz , Kalbim , Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü"
      Bu kitabı da mutlaka okumalalı. Ve madem öyle O zaman ;)
      idefix'in Kitap tanıtımından tadımlık birkaç paragraf paylaşalım.

      - Bir gece Bosna'da, Prijedor yakınlarındaki kırlarda yürürken, otların içinde ışığı amber yeşili, kimsesiz bir ateşböceği buldum. Yerden alıp parmağımın üstüne koydum, o da bir yüzüğe oyulu elektrikli bir opal gibi ışıldayıp durdu. Eve yaklaştığımda, öbür ışıklarla yarışamadı ve ışığını söndürdü.

      "Sonra onu yatak odasında çekmeceli bir dolabın üstünde duran birkaç yaprağın içine bıraktım. Işığı söndürünce, tekrar ışıldamaya başladı. Tuvalet masasının aynası tam pencerenin karşısındaydı. Yan yatınca aynada gördüğüm bir yıldız ve onun hemen altında dolabın üstünde duran ateşböceği oluyordu. Aralarındaki tek fark ateşböceğinin ışığının daha yeşil, daha donuk ve daha uzak olmasıydı." - (*)
      John Berger

      (*) Geçen zaman ve bu zamanın geçtiği mekân üzerine yazılmış bu şaşırtıcı yalınlıktaki kitap John Berger'ın bir yazar olarak yaşamı hakkında en çok ipucu taşıyan kitabıdır: Berger'ı Berger yapan o ilgili dikkat, görünür dünyaya, arkadaşlara, hayattakilere ve ölmüşlere, dile ve yaratıcılığa yönelen dikkat, dünyaya duyduğu derin sevgi, bizce en yoğun ifadesini bu kitapta buluyor.

      Sil
    2. ben de yazın okuyup sevmiştim. okuduğun zaman söle sana yazdığım yazıyı da gönderirim burdan. çok duyarlı kitap evet, bir deee ah ah oğuz atay'ın korkuyu beklerken ve dostoyevski'nin yeraltından notlar. ah bu üç kitap çok iyiii :)

      Sil
    3. @deeptone,
      Sevdim ben John Berger'i hele belgeselini izleyince daha çok sevdim..Bu kitabını okumalıyım evet, okuyunca sana bildireceğim..tamamdır deep :) Oğuz Atay o başımızın tacı!. O'nun yeri başka elbette ;)
      dostoyevski desen? ne desem yetersiz! yani o kadar olur :)

      Sil
    4. @deeptone,
      Ama önce senin kitaplarını okuyacağımmm :)
      okumazsam 2 gözümde çapaklar olsun;))
      sevgiler..

      https://www.idefix.com/Yazar/deep-tone/s=268345
      http://thedeeptone.com/kitaplarim/

      Sil
  5. Farklı bir açıdan ilginç bir kitap tanıtımı. Alıntılar kitabı tüm netliğiyle aktarıyor. Altı çizilerek tekrar tekrar okunacak kitaplardan.
    Alıntılarda bazı bölümler özellikle dikkatimi çekti; Kadınlar üzerine yazdıkları, çocuklarla ilgili düşünceleri, reklamlar üzerine açıklamaları.Bakmak, görmek, algılamak çok farklı gerçekten.
    Bu değerli sanatçıyı tanıttığınız için çok teşekkürler.
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Makbule Abalı,
      John Berger'in ölüm haberini medyada duyunca kendisini saygıyla anarken, onun bende iz bırakan 'Görme Biçimleri'kitabını da bu vesile ile paylaşmak istedim. Daha önceden okuduğum bir kitap olmasına rağmen aklımda kalan kimi felsefi cümlelerini günlük hayatımda kullandığımı bilirim. Özellikle 'bulunduğumuz yerden eğer biz karşı ki tepeyi görebiliyorsak, oradan görüleceğimizi de biliriz, bilmeliyiz' bu yer etmiş nedense bende!. Günlük hayatımda da ikili ilişkilerde empatiyi bir hayli yoğun yaşarım. Sizin de dediğiniz gibi bakmak, görmek, algılamak çok farklı. Genellikle herkes kendi penceresinden bakıyor!. bir de hiç bir şey çıplak gözle görmek, birebir yaşamak, konuşmakla bir değil!. yani bir fotoğraf var ya da bir imaj!. bunu çıplak gözle görmeden değerlendirirken, oluşan algılar ile birebir gördüğümüzde, duyduğumuzda, konuştuğumuzda çok daha başkadır muhakkak daha gerçektir. Mimikler, hareketler, ses tonu vs.. Sanatçının öylesine derin analizleri var ki, kadınlar, erkekler, ilişkiler, reklam dünyası, vs. İnsanı ve hayatı anlamaya, yorumlamaya çalışmış. Sonuçta sanatçının yaptığı işe bir ömür adamışlığı var. Ve herkes sanatçı olamıyor. Özel insanlar. Ben teşekkür ederim Makbule Öğretmenim.
      Sevgiler...

      Sil
  6. Üniversitede ilk okuduğumuz kitaplardan biriydi. Ve faydalandığımız tabii. Tekrar çıkarıp okumak istedim. Paylaşımın için teşekkürler Esincim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @sezer eser perker,
      John Berger'in kitabını sayfamda paylaşırken, senin bu kitabı öğrenciyken okumuş olacağını tahmin etmiştim sezer'cim. Yani 'aklımdaydın' ve 'aklımdasın' :) sen anladın ;))
      ben teşekkür ederim...iyi haftasonları dilerim.

      *Şu an dışarıda nasıl kar var..her yer bembeyaz oldu...kar, kapkara geçen günlerimizi ve ne kadar çapraşık, karmaşık şey varsa hepsini sanki sıfırladı ve her yer aydınlık oldu!.. dilerim kar, gelecek aydınlık günlerin birer müjdesi olur hepimize... yarın kar topu oynamak lazım :))

      Sil
  7. Her insanin okumasi gereken kitaplardan biriymis bence. Ne cok alti cizilesi sözler... Cok sevdim. Cok güzel ve faydali bir paylasim Esin'cigim, tesekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @EQ,
      Felsefi yönü ağırlıklı ve hayata dair, insana dair önemli tespitleri var. Okunacak çok kitap var aslında..insanın ömrü yetmez buna.) yettiğince okuyalım..öğrenmenin 'insanı ve hayatı anlamanın' sonu yok çünkü!. sevgilerimle iyi hafta sonları dilerim Ayşe'cim.

      Sil

Related Posts with Thumbnails