İçimizi ısıtan yaz günlerinde,
biraz deniz, belki biraz çayır-çimen ve tarihe direnen bir dokunun
izlerini bulabileceğimize olan inancımızla biraz da nostalji kokusu alabilmek
ümidi içinde Anadolu Hisarı’na doğru çıktık yola...
İstikametimiz Anadolu Hisarı. Beykoz’a doğru Boğaziçi sahil yolunu takip ettiğimizde... çok fazla trafiğe maruz kalmadan ve zaman kaybetmeden... Osmanlı dönemi’nde Boğaz’ın ilk hisarı olan Anadolu Hisarı, tüm heybetiyle gösteriyor yüzünü bize.
Hisara
varmadan önce, çoğu kez köprünün üzerinden transit geçerken gözüme takılan,
sağlı sollu çay bahçelerinin ve kenarlarda kayıkların, yatların olduğu küçük bir marinaya dönüşen; hani şu
eski tarihli gravürlerde gördüğümüz inanılmaz tabiat güzelliğini gözler önüne
seren ve aşıkların sandal sefaları yaptıkları Göksu ve Küçüksu deresini de görünce....hafta-sonu gezimizin durağını da tespit etmiş oluyoruz böylece.
Bugüne kadar, yıllarca yaşadığımız İstanbul'un Avrupa yakasından yakın çevreyi
elimizden geldiğince keşfetmeye çalışmıştık... neredeyse bir yıl olacak, artık biz
de Anadolu' luyuz.) biraz da İstanbul'un Anadolu Yakasını
arz-ı endam etmek zamanıdır şimdi.)
elimizden geldiğince keşfetmeye çalışmıştık... neredeyse bir yıl olacak, artık biz
de Anadolu' luyuz.) biraz da İstanbul'un Anadolu Yakasını
arz-ı endam etmek zamanıdır şimdi.)
İstikametimiz Anadolu Hisarı. Beykoz’a doğru Boğaziçi sahil yolunu takip ettiğimizde... çok fazla trafiğe maruz kalmadan ve zaman kaybetmeden... Osmanlı dönemi’nde Boğaz’ın ilk hisarı olan Anadolu Hisarı, tüm heybetiyle gösteriyor yüzünü bize.

