27 Ocak 2016 Çarşamba

Sultanahmet Meydanı'nda bir Alman Çeşmesi

Tarihte bugün 27 Ocak 1901'de Sultanahmet Meydanı’ndaki Alman Çeşmesi, Kayser Wilhelm'in 42. Doğum gününde törenle açılır.
Sultanahmet Meydanı’nda, I. Ahmet Türbesi’nin tam karşısında kendine has mimarisi ile güzel bir çeşme görürsünüz. İşte o çeşme Osmanlı Alman dostluğunun bir simgesi olarak 1898 yılında Alman İmparatoru Kayser Wilhelm tarafından Sultan II. Abdülhamid’e armağan edilmiştir. Ve bu yüzden  halk arasında ‘Alman Çeşmesi’ olarak anılagelmiştir.

26 Ocak 2016 Salı

XANTHOS - Işık Ülkesi Likya'nın Onurlu Kenti

Antik Likya Kentleri gezimiz Pınara ve Letoon'dan sonra Likya'nın başkenti olan Ksanthos ile devam ediyor.   
1988'de UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilen Ksanthos (Xanthos) Antik Kenti Fethiye'ye 55 km uzaklıktadır. Kınık Köyü'nün yakınında Eşen Çayı'nın ayırdığı Muğla - Antalya il sınırı üzerindedir.
Ksanthos ünlü Likya Birliği’nin başkentiydi. (MÖ 2.yy)  
İlkçağda deniz kenarında olan antik kent, yerli Anadolu halkının Eşen Çayı kenarında kurduğu Arnna Kenti, sonradan Helen dilinde Ksanthos (Xanthos) diye anılmaya başlamış. Kaynaklarda ise Ksanthos Likya'nın dini ve idari merkezi olarak geçmektedir.  

25 Ocak 2016 Pazartesi

Gülümsemeye dair şaşırtıcı gerçekler: Hangi gülümseme ne anlama geliyor?

Vücut dili kullanımının en belirgin özelliklerinden olan gülümsemenin farklı çeşitleri, altında farklı anlamlar barındırıyor. Tıpkı hissederek gülümsemenin ve mutlu olmadığımız halde gülümsemenin karşımızdaki kişiler tarafından hissedilebiliyor olması gibi, nasıl güldüğümüzün de karşımızdaki kişiler tarafından algılanış biçimi farklılıklar gösterebiliyor.

23 Ocak 2016 Cumartesi

Dünya Sinemalarından: Yerdeki Yıldızlar 'Her Çocuk Özeldir' ve MARSLI

Hava bir hayli soğuk. Üstelik bu soğuk havaların mevsim normallerinin üzerinde seyredeceğini meteoroloji uzmanlarından öğrendik.  Gündem ise mevsimsiz, pusulasız, rotasından çıkmış bir halde! bir şey söylemeye gerek yok. Acı kayıplarla üzgünüz, kederliyiz... diğer yandan hayat devam ediyor. Çocuklar karnelerini aldılar, onlar tatil sevinci içindeler (biliyorum adil olmayan bu hayat, kimi çocuklara 1-0 mağlup bir başlangıç sunmakta! )  ve bizler, çocuklarımızın geleceği adına endişe ve kaygı duysak da yine de onların kıpır kıpır coşku dolu yürekleri bizlere de şevk veriyor. Bir de lapa lapa kar yağdıkça, bembeyaz karın ruhumuzu saran o huzuru her şeye rağmen umuda sarılmayı ve hayatın yaşamaya değer olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor. 
Hafta sonumuz soğuk ve karlı geçecek. Böyle soğuk kış günlerini değerlendirmenin ve ailecek bir-arada olmanın da tam zamanı şimdi. Bu yüzden sizlere 2 ayrı film önerim olacak. İlk film:

21 Ocak 2016 Perşembe

Lezzetin sırrı!.

Dünya durmaksızın dönüyor. Günler, aylar, yıllar derken zaman hızla akıp gidiyor. 
İlkel çağlardan, günümüz modern çağa gelinceye kadar insanın evrimi ile geçirdiği değişim, dönüşüm ve gelişim süreci de olanca hızıyla yol aldı. Bu süreçler içinde yaşam kültüründe de inanılmaz değişimler yaşandı. Modern çağ, gelişen teknoloji ile birlikte insanın hayatını fazlasıyla kolaylaştırdı, rahatlığı ve konforu da beraberinde getirdi. 
Tek katlı müstakil evlerin yerini betonarme binalar, mahallelerin yerini çok katlı yüksek rezidanslar aldı. Köy pazarları yerini marketlere bıraktı. Hatta, zaman harcamaya dahi gerek kalmadan bir telefonla hazır gıdalar elimizin altında artık. Üstelik yaz, kış her tür meyve ve sebzeyi bulabilmek mümkün. 
Modern çağla birlikte kullandığımız araç gereçlerin tasarımlarında da değişim oldu. Çok şık ve göz kamaştıran harika tasarımlı ürünler; tavalar, tencereler, çaydanlıklar vb.. aklınıza ne  gelirse evlerimizde yerlerini aldı. 
Yediğimiz ürünler dahi fabrikadan çıkmış gibiydi! Elmalar, armutlar, portakallar,limonlar nasıl da muntazam, nasıl da pırıl pırıl parlamaktaydı. Ama nedense göründüğü gibi değildi hiç biri!. Sanki, tatlarına bir haller olmuştu! Ne yediğimizde, ne içtiğimizde o eski tatları bulamıyorduk !. 

18 Ocak 2016 Pazartesi

‘Taş üstünde gül oyması’ ile zamanda yolculuğa çıkmak…

Erendiz Atasü’nün ‘Taş Üstüne Gül Oyması’ adlı öykü kitabında, bugüne kadar okuduğum öykü kitaplarına hiç benzemeyen bir yazım tekniği ve üslubu ile karşılaştım. Öyküler arasında kaybolurken, farklı kurgusuyla, zaman içinde zamanda yolculuğa çıkaran sinema filmlerinin, izleyicide yarattığı etkiye benzer bir duygu yaşadım. 
Kitabın adı ve açılış öyküsü olan Taş Üstüne Gül Oyması insan-doğa-kültür ilişkisini irdeliyor. Kitabın kapak resmi de bu ilişkiyi imgeye dönüştürerek somutlaştırmış. Öyküye yön veren temel düşünce, motif, imge ve semboller kitap boyunca diğer öykülerde de tekrarlanarak sürüyor. 

12 Ocak 2016 Salı

LETOON - Likya'nın Kutsal Kenti


LETOON
Pınara antik kentini gezdikten sonra,  sırada bir başka Likya kenti var. Antik çağda ‘Işık Ülkesi’ Likya’nın dini merkezi konumunda olan Letoon Antik Kentine gitmek üzere yola koyuluyoruz. Letoon antik kenti,Fethiye ile Kaş arasındaki Kumluovada yer alıyor.

Antik kenti gezmeden önce, antik kent ‘Letoon’un ne anlama geldiğini merak ediyorum. Anadolu yerli dilinde Ladahanımefendi”, Ludawa ise “Ana Tanrıça Tapınağı” anlamında olup, Helen dilinde ise Letoon olan sözcük, “Leton’un Yeri” anlamına geliyormuş.  Demek ki antik kent, adını bir ana-tanrıçadan almış. O halde ardında mutlaka bir hikâye vardır diyoruz ve burada mitolojinin sesine kulak veriyoruz.

8 Ocak 2016 Cuma

PINARA - Likya'nın En Gizemli Kenti


Hakkında çok konuşulan;  tarihsel coğrafyasından, eski çağ dillerine, dinler tarihinden, kültür ve sanatına, idari ve sosyal yapısından, siyasi arenadaki rolüne, geçim kaynaklarından doğasına kadar… yaklaşık 200 yıldır araştırılan 'Işık Ülkesi' LİKYA, her geçen gün çoğalan kazı çalışmaları ve yeni bilgi akışlarıyla geçmişe dair pek çok ayrıntıyı gün yüzüne çıkarmaya ve ilgi odağı olmaya devam ediyor. 

Dağların, yaylaların ve onların vadilerinde akan suların çevresindeki yaşam alanları binlerce yıl boyunca halkların yerleşim ve geçim kaynağı olmuştur. Gerçekleştirdiğimiz onlarca antik kent gezisinde; kâh dağların yamaçlarında, kâh vadilerde, sarp kayalıklara kurulmuş olan o yaşam alanları hep ilgimizi çekmiş, özellikle dağlık alanlardan, kıyılara doğru uzanarak, ucu denizde genişleyip biten Lykia kentleri bizi fazlasıyla etkilemişti.

5 Ocak 2016 Salı

'Esiyor tane tane yine beyaz bir rüzgâr.'


esiyor tane tane yine beyaz bir rüzgar.
söyleyin hangi kuşun kanatları yolundu?
yine hangi ağaçtan döküldü bu yapraklar?
yağan beyaz bir sükut, bir mahşerdir sanki kar!

bir hicret sevdasıdır ruhumu sardı yine.
ruhum gibi pervasız yoldaşlar da bulundu.
ruhum karıştı gitti bu kar tanelerine;
şimdi yağan kar değil, ruhumdur kar yerine.

Cahit Sıtkı Tarancı