1 Nisan 2020 Çarşamba

Girdaba kapılmadan, sele /Corona'ya/ yakalanmadan!


2020’nin başlarında, Corona Virüs’ün ülkemizde henüz görülmediği günlerde, pek çok sanatsal etkinliğe katılmış, uzun zamandır adım atmadığımız Beyoğlu’na da bu vesileyle ardı ardına gider olmuştuk. Ben de “Beyoğlu’nda Sanat Mekanlarına Yolculuk” serisiyle;  ziyaret ettiğim sanat galerilerindeki, sergi ve fuarlardan bahsediyordum blogumda. Ta ki Covid_19 ülke gündemine bomba gibi düşünceye kadar. Dünya ülkelerinde hayatı alt üst eden Corona vakaları ve hayatını kaybedenlerin sayılarını her gün medyada takip ederken, sonunda virüs bizim topraklarımıza da girdi. Ve o günden sonra hiçbirimizin hayatı da eskisi gibi olamadı tabi ki!. 

Artık her günümüz, her saatimiz ve her anımız COVİD_19 oldu. Ayrıca anlaşılan o ki bu virüs, ne ülkemizi, ne de dünyamızı öyle hemen terk edeceğe benzemiyor? Evet, hepimiz çok endişeliyiz ve çok tedirginiz! Endişelenmekte de haklıyız. Ancak, ne gibi önlemler alacağımızı artık öğrenmiş bulunmaktayız. O halde, daha fazla virüs’ün çemberine takılmamalıyız. Bu kadar çok endişe ve kaygıyla yaşamak, bir anlamda hayatı zindana çevirmek demek. Bu tuhaf virüsün, hayatımızı esir almasına izin vermememiz gerektiğini düşünmekteyim. Bu yüzden şu aralar sadece sosyal mesafe değil aynı zamanda sosyal medyayı da olabildiğince kısıtlı kullanmaya karar verdim. Yoksa ciddi bir şekilde ruhsal sağlığımız da tehlikeye gidecek.

Uzun zamandır ne okuduğum kitaplarda ne de izlediğim filmlerde tam konsantre olamıyordum. Ancak Corana haberlerine kendi çapımda bir ambargo koyunca, artık daha iyiyim, en azından o çok endişeli ve tedirgin halimi biraz da olsa üzerimden attım!. Hijyen konularında da ev içinde bir hayli organize oldum ;) Elimde temizlik malzemeleri, vileda ve moplar, güne yayılan saatler içinde sürekli hareket halinde olmaktan, kaslarım bile bir hayli gelişti diyebilirim :) Ama eskisi kadar kafayı yiyecek hallerde de değilim. Şu insanoğlu her şeye alışıyor. Ben de alıştım mı nedir? Yok, yok… tabi ki bu durumun geçici olduğunu düşünerek kendimi telkin ediyorum. Aksi taktirde bende, ne el-kol, ne de bacak kalacak! ruh halim de sürekli dalgalı bir modda beni yoracak. Bu ne benim, ne de hemcinslerimin ve topyekun dünya insanının alışmak isteyebileceği bir durum değil!. Ama lâkin hiçbir şeyin de eskisi gibi olamayacağı, bu virüslerin, bugün Covid 19, yarın Covid 20 veya başka bir adla karşımıza çıkma ihtimalinin kuvvetle muhtemel olduğunu bilim insanları söylüyor. Yani virüs kardeş anladığım kadarıyla hayatlarımızın birer parçası haline gelecek gibi görünüyor!.

Tüm bunlar, kısır bir döngü! Böyle yaşamak, pek de keyifli gözükmüyor!. Diğer yandan empati yapmaya çalıştığımızda; evden çıkamayan engellilerimiz ve yaşlılarımızı düşündüğümüzde hayatlarının ne demek olduğunu daha iyi anlayacağımız zamanlardan geçiyoruz. Yaşadığımız bu durumla birebir örtüşmese de, örnek vereceğimiz daha pek çok şey var tabii!

Meğer, 'özgürlük' ne muhteşem ve ne tarifsiz bir duygu imiş! Güneşi, denizi, havayı solumak, yürümek; dağ, bayır, sokak sokak... özgürce; dokunmak ve sarılmak sevdiklerine... sohbet etmek... gülmek, eğlenmek, dans etmek...birlikte olmak!. tüm bunlar bize, doya doya yaşadığımızı hissettiren şeyler/di!. Ve biz şimdi/lik tüm bunlardan mahrumuz!. Bundan daha iyi bir ders olamaz bize!. Ömer Hayyam ne güzel söylemiş;
"Yaşamanı akla uydurman gerekir. Ama bilmezsin akla uygun nedir; Bereket eli çabuktur zaman ustanın; Başına vura vura sana da öğretir."
Hayat öğretiyor arkadaş!. Dilerim yaşadıklarımızdan birşeyler öğreniriz. Dönüşümümüz 'muhteşem olur mu? bilemem?! ama, yeter ki hayra olur!

Bir yazımda;
"Girdaba kapılmadan, sele tutulmadan, aklı ve ruhu kendi rotasına çekmek gerek yeniden. Ama bunu yaparken de ‘bana ne!’ demeden, yaşanılanları sorgulayarak, dersler çıkararak yolumuzu, izimizi belirlememiz gerek. Ne mutlu, yürüdüğü yolları çiçek bahçelerine çevirebilenlere. Sevgiyi, bilgiyi, hoşgörüyü, insanlığı çoğaltıp, farkındalık yaratarak, düşünmemizi sağlayanlara… bu ışıkla ardından gelenlere yol açanlara, ne mutlu!." demişim. Bugünlerde yeniden Hayyam'ı okumalı!
Şimdi bize sabretmek düşüyor. Güzel günlerin geleceğini hayal etmek dahi, umudumuzu perçinlemeye yeter.

Biz bu süreçlerde yapmamız gerekenleri yapalım, önlemlerimizi alalım, bilime ve doktorlarımıza güvenelim, dayanışma içinde olalım, sabır ve şükür edelim, gerisine de ‘Allah Kerim’ diyelim. Yani demem o ki, artık yeniden yarım kalan işlerimizi toparlamaya bakalım. Burada ‘iş’ dediğimsem de, bizim işimiz; ‘yazmak-çizmek’tir ve ne ‘âlâ’dır. Bunun için dahi kendi adıma şükredebilirim.

Dış dünyayı kontrollü bir şekilde kapatınca ve asla hapis olduğumuzu düşünmeden ‘evde kalmak’ bir anlamda fırsattır aslında. Ben uzun zamandır ara verdiğim sanat ve gezi yazılarıma kaldığım yerden devam etmek istiyorum.  

Pek yakında “Beyoğlu’nda Sanat Mekanlarına Yolculuk” serisi ile karşınızda olacağım sayın seyirciler :))) duyduk duymadık demeyinnnnn !!!! :)))

Biraz da gülelim ;)) Ne de olsa a/normal zamanlardan geçiyoruz!
birbirimizi idare edeceğiz artık sevgili blogger dostlarım ;))

4 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. @Klio'nun Şarkısı,
      Hemen geliyorum Sezer'cim ;)

      Sil
  2. Yazı Covid-19'u bile etkileyecek kadar tatlıydı, eminim vicdana gelecektir:) Covid-19 diyerek özelleştirdiğimden beri kendisini, o talihsize de pek suç bulamıyorum: Şu gözünü para, hırs ve kirli siyaset bürümüş; doğayı insanlığa ait değil de -sınırları çizilmiş- kendi ülkesinin mülkü gibi gören ve yok etmeyi hak sayan liderler yüzünden... Hapis değiliz, ne güzel ki hayatımızın en akıllı işlerinden birini yapıp, blog dünyasının birer ferdi olmuşuz. Ne güzel ki bu dünya onların dünyasından çok çok daha güzel:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @buraneros,
      Şu aralar başucumda dört beş kitap var! ;) kitapları da ruh halime göre okuyorum. Corana'lı günlerin içinden geçerken, gündemle de oldukça bağlantılı; Elizabeth Kolbert'in "Altıncı Yok Oluş" kitabı, araştırmacı yazarın, samimi, eğlenceli ve bilgi dolu üslubu, her ne kadar konu, vahim de olsa, yine de bugünü anlamak adına iyi geldi bünyeme. Burada yazar, "İnsan kendi yarattığı yok oluşun kurbanı mı olacak?" sorusunu yanıtlıyor. Ve kitlesel yok oluşların peşine düşüyor! Bayan yazarın öngörüsü tam da bugün yaşadıklarımızı birebir anlatıyor. Doğayı katlettik!. Yaşam döngüsüne müdehale ettik! Bunları kim yaptı! Evet, "şu gözünü para, hırs ve kirli siyaset bürümüş..." yönetenler! Onları o makamlara kim taşıdı!?. Yapan da, yıkan da hep insanoğlu!. Kitabı bitirince blogda paylaşırım.

      Kesinlikle buraneros, iyi ki blog aleminde kendimize bir sayfa açmışız. Şu mecralarda dilimiz döndüğünce, birkaç kelam lâf ediyor, içimizi döküyoruz. Okuyan, yazan ve düşünen insanlar her zaman güzeldir :)

      Sil