14 Ağustos 2009 Cuma

Sultan Melik Türbesi


Doğu Ekspresi ile yapmış olduğumuz Erzincan-Kemah gezimizin ilk gününde, bizleri “hoş geldiniz!” dercesine selamlayan, Sultan Melik Türbesi farklı mimari özelliği ile hemen dikkatimi çekmişti. Elbet buraya kadar gelip de bu güzel türbeyi ziyaret etmeden olmazdı. Biz türbe ziyaretini, uzun yolculuğumuzun ve yol yorgunluğunun arasına sıkıştırmak istemediğimizden, gezimizin bir başka gününe ayırdık.


Halk arasında Sultan Melek olarak adlandırılan; Melik Gazi’nin Türbesi, Erzincan, Kemah ilçesinin 500 m. kuzeyinde, Fırat Nehri’nin kıyısında kayalık bir tepenin üzerinde bulunmaktadır. Türbenin üzeri piramidal bir külah ile örtülmüştür. Türbe taş temeller üzerine tuğladan yapılmış. Külahın alt kısmı ile gövdenin üstüne tuğla mozaiklerle, küfi yazılı kitabeler yerleştirilmiştir. Türbenin içerisi horasanlı harç ile sıvanarak silindirik gövdeye dönüştürülmüştür.

Sekizgen plan üzerine altlı-üstlü olarak inşa edilmiş olan türbenin alt katında, 1071-1228 yılları arasında Kemah'a egemen olan Selçuklular’ a bağlı Mengücek Beyliği döneminde yaşayan Sultan Melik' in mumyası ve 5 mezar bulunmaktadır.

Fırat gibi büyük, Türkiye’de doğup Basra körfezine dökülen bir Nehrin kenarında yer alan ve Mengücekliler’ den kalma olan Sultan Melik Türbesi, gerçekten Kemah’ta görülmeğe değer oldukça önemli tarihi bir yapıdır. Anadolu türbeleri içerisinde, farklı mimari özelliği ile nadir bir yeri olan türbe kapısının üzerinde bulunan kitabede Kur’ andan alınan;

“ Küllü nefsin zaikat’ ül – mevt ” – “ Her nefis ölümü tadacaktır ” yazmaktadır. (*)

Şu bir gerçek ki, farklı mimari yapısının yanı sıra, Sultan Melik Türbesinin içerisinde Melik Şah’ ın mumyalanarak bu güne kadar kalabilmesi, Erzincan – Kemah’ın tarih ve inanç kültürü yönünden çok güçlü bölge olduğunun da bir göstergesidir.

Biz türbe ziyaretimizi, orda kabirleri bulunan-bulunmayan ve kalbimizde yeri olan tüm ölmüşlerimizin ardından yaptığımız dualarımızla noktaladık.

Bir de rivayet o ki;  "türbenin dış cephe duvarına, küçük taş koyduğunda eğer o taş düşmez ise! duaların kabul olurmuş!" dediler… ben elime aldığım ilk küçük taşı yapıştırdım, eşim “ bak orası mumlu bu yüzden yapıştı!” dedi. Bende duvarda mumlanmamış bir başka yerde tekrar denedim. Yine yapışınca, bu sefer hem kendim, hem de diğerlerinin yerine 3 taş birden düşürmeden duvara yapıştırabildim!

Dedim ki; " tamamdır Allah büyük, hepimizin duaları inşallah kabul olacaktır!” bu da bizim türbe ziyaretimizin beni motive eden diğer keyifli bir yanı oldu !… Elbette; her şey Allah'tan gelir “Allah’ım tüm dileklerimiz ve dualarımız hep sanadır!” diyerek
Tüy kadar hafiflemiş bir şekilde, türbenin bulunduğu alanda yeşillikler ve çiçeklerle donatılmış oldukça bakımlı çay bahçesinin içinde de şöyle yöreye özgü tavşan-kanı kırmızısı, demli çaylarımızı da yudumlayarak
...
Tarihin bir başka boyutu ve mekanı içinden geçerek günümüze yansıyan izleri keşfederek türbe ziyaretimizi de tamamladık.

Bambaşka coğrafyası, yüksek dağları, berrak suları, vadileri, tertemiz havası ve insanların konukseverliği, içtenliği, gelenek ve görenekleriyle son derece güzel zamanlar geçirdiğimiz gezimizde; köklü kültürü ve tarihi güzellikleriyle görülmesi gereken önemli bir tarihi mekanı da ziyaret ederek bölgedeki diğer keşifleri de ardı sıra gerçekleştirmek üzere bir günü daha unutulmaz anılarla tamamladık...


Not: Gezimizin devamı daha sonraki yazılarımda yer alacaktır...
Hepinize iyi haftasonları dilerim...







(*) Kur’an ı Kerim Ayet: (III/185)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails