30 Temmuz 2016 Cumartesi

'Kızıl Erik'in izini sürerken...


Bugün tarihte neler olmuş diyerek, önce elimdeki tarih dergisine, ardından Vikipedia’nın belli başlı ‘olaylar, doğum ve ölüm’ kategorisine giren iz bırakmış şahsiyetlere ve en son da ’tatiller ve özel günler’ başlığına giren olaylara şöyle bir göz gezdirirken… ne hikmetse ilgimi; ‘özel günler’ kategorisinde yer alan ‘Erik Fırtınası’ başlığı çekti J yoksa o an canım erik mi çekmişti? bilemedim doğrusu J) ‘Şu insanoğlu ne tuhaf bir varlıktır böyle azizim!’ dedim vallahi kendi kendime J)
Sonra ne? nedir? merakla araştırmaya başladım. Denizcilerin kullandığı Fırtına Takvimi, uzun yılların gözlemlerine dayanılarak hazırlanmış olan bir çeşit kılavuz bir takvimdir. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın seyir subaylarından, amatör, ticari deniz araçlarının kaptanlarına ve balıkçı reislerine kadar geniş bir kesim tarafından başvuru kaynağı olarak kullanılır.
Bu takvimde yer alan fırtınaların, özellikle isimli olanlarının, bir iki gün sapmayla da olsa tuttuğu söylenir. Ama yine de hava tahmininde esas olanın meteorolojik verilerin değerlendirilmesiyle hazırlanan raporlar olduğunun ve seyir planlanmasının da bu bilimsel raporlara göre yapılmasının gerekliliği vurgulanır. "Türkiye Sahilleri Fırtına Takvimibkz. 
Eskilerin deyimine göre “Kocakarı takvimi” olarak da adlandırılan Fırtına Takvimine dair daha önce bir makale kaleme almış ve sizlerle paylaşmıştım. Bkz Fırtına Tanrısı Teşup
Tarihte bugün: 30 Temmuz’da başlayıp 31 Temmuz’da son bulacak olan ‘Kızıl Erik’ Fırtınası'nın yaşanacağı gün imiş! Ve şu an, bu satırları yazarken dışarıda fırtına kıvamında olmasa da efil efil rüzgârlar esmektedir. 
Fırtına takvimi gemicilerin kullandığı bir takvim ise ‘Kızıl Erik’ismi acaba neden bugüne verilmiş? derken... Kızıl erik’ten çıktım yola ve bakın, sonra nerelere kadar uzandım.

Kızıl Erik Fırtınasından çıkıp, beyin fırtınasına tutuldum!.

Öyle ki fırtına beni, nurtopu gibi kırmızı bir erikle hiç mi hiç ilgisi olmayan başka okyanuslara fırlattı, savruldum durdum oradan oraya!. 
Hikayemizin imgesi ‘Kızıl bir Erik’ iken keşfetmenin dayanılmaz cazibesi içinde, Erik de boyut değiştiriverdi bir anda.  

Efendim Kızıl Erik’ her ne kadar bir meyve olarak algılansa da J  O, Grönland’ı keşfeden  Norveçli bir kâşiftir. (Jaeren 950 - 1003) Asıl ismi Erik Thorvaldsson’dur. Kızıl saçları ve sakallarından dolayı Erik the red olarak tanınmıştır. 
Macar asıllı Alman Yazar, Josef Nyary'nin, İskandinavlar’ın o yıllardan bugüne bırakmış oldukları pek çok Saga’dan (Grönlandlılar) yararlanarak kaleme aldığı, 'Yeni Dünyanın Keşfi Vikinglerisimli eserinde kendisi hakkında bolca bilgi edinebileceğiniz, kibirli, mağrur, büyük ölçüde Hristiyanlaşmaya başlamış iskandinavya'da pagan geleneklerinden ödün vermeyerek eski tanrıları onurlandırarak yaşamaya çalışmış kızıl sakallı yiğit olarak bahseder. 
Norveçli kaşif 'in ilginç bir hayat hikayesi vardır. 
Kızıl Erik, 935 yılında Norveç’de dünyaya gelir. Babasının işlediği bir cinayet yüzünden, onunla birlikte İzlanda'nın kuzey-batı kıyısına kaçmak zorunda kalır. İzlandalı balıkçıların bilinmeyen adalardan söz ettiklerini duyunca, bunları bulmak için denize açılır. 985'te Grönland'ın batı kıyısına çıkar. 988'de göçmen bulmak amacıyla İzlanda'ya döner. 

Göçmen dolu 25 gemiyle yola çıkar, ama sert hava koşullarından dolayı, bunlardan ancak 14'ü Grönland'a ulaşabilir. Göçmenler Batı Grönland fiyordlarına (buraya daha sonra Austerbygd adı verildi) yerleşirler.  Erik ise Brattahil'e (Eriksfjord) yerleşir ve halk arasında büyük bir saygınlık kazanır.
Grönland'a çıkmadan direkt denizi geçip Brattahil'e gitmemesinin sebebi, Solucanlar Denizi adı verilen denizin yolunun üstünde olmasıdır.  Denizdeki solucanların gemi parçalarını yemelerinden dolayı gemilerin su üstünde kalamayıp battığı söylenir. (Görsel: buradan
Bilgiler bununla da sınırlı değil, bazı araştırmacılar Amerika’yı ilk keşfedenlerin de aslında Kolomb’dan çok daha önce Vikingler olduğu yönündedir. 
Kaynaklara göre; l'anse aux meadows , M.S.1000 yılına tarihlenen ve Newfoundland bölgesinin kuzeyinde bulunan bir arkeolojik sitedir. Kolomb’dan yüzyıllar önce buraya yerleşen kuzeyliler (Norse, Viking) tarafından kurulmuş-muhtemelen Leif Ericsson- ama daha sonra dönmemek üzere terkedilmiştir. 
Arkeologların şimdiye kadar buldukları kanıtlar; kuzeylilerin bölgeye küçük bir grup halinde gelip yerleştikleri-20 veya 30 kişi-, bir süre adanın içlerine ve güneye doğru giderek avlandıkları ve muhtemelen kısa bir süre sonunda bölgeyi terk ettikleri izlenimini uyandırmaktadır. 
Yani, Kızıl Erik'in oğlu, aynı zamanda Amerika'yı ilk keşfeden adamdır.  Kendisinin İskandinavya'dan kaçarak Grönland'ı keşfinden sonra, oğlu Leif Eriksson Amerika kıtasına ayak basan ve Kanada kıyılarında koloni kuran ilk Viking'dir.
Sonuçta 1960'larda iki bilim adamı Vikingler’in, yani Leif ve adamlarının kurdukları köyün kalıntılarını New foundland'ın kuzey ucunda bulurlar. Böylelikle Amerika'yı Kolomb'un değil, İskandinavlar’ın bulmuş olduğu kuvvetle muhtemeldir. 
Vikingler,  mükemmel gemi inşa ederlerdi ve iyi denizcilerdi, Leif Eriksson ve ekibi Amerika'ya ilk gelenlerdendi, kimisine göre New york limanına kadar gelmişlerdi.

Bu kaşifin anısına highland park tarafindan sadece duty-free'lerde satisa sunulmak uzere bir viski dahi çıkarılmıştır. Bkz 
İskandinavlara has Ericsson soyadı bu adamdan gelmektedir. Dolayısı ile elektronik dünyanın liderleri arasında olan ‘Ericsson’ markasının kökleri de Viking’lerin atası olan ‘Kızıl saçlı’ Leif Ericsson’a kadar uzanmaktadır.

Yani bu zatı muhterem Hristiyanlığı Grönland’a taşımakla yetinmemiş üstüne üstlük bir de Hristiyanlar aralarında haberleşebilsinler diye Ericsson şirketinin kuruluş hikayesi içinde de kendine önemli bir yer edinmiştir. 

Ve ben bu bilgilerin ışığında tarihin dehlizlerinde yol alırken, öğrendiğim yepyeni bilgilerin, içimde yarattığı coşku ile çocukluk yıllarımın çizgi kahramanı Küçük Viking’in enerji yüklü sesi ile 
‘buldum’ dedim!. 
Heyyyy! ‘buldum işte' J)
Ne mi buldum!
Bir kızıl eriğin peşine düşünce, koskoca bir dünyanın içinde buldum kendimi !az şey mi bu J
Keşfetmenin, sınırsız hazinesinde kaybolmak da güzeldi..
Her ne kadar Fırtına takvimine göre tarihte bugün ‘Erik Fırtınası’ ile karşılaşabilme ihtimali olsa da;  Bize vız gelir bu fırtınalar değil mi?  
Çünkü, Yaşamak, fırtınalara karşı direnmektir!  
Ve BİZ Hep birlikte DİRENECEĞİZ FIRTINALARA! ;) 
Esin Bozdemir 

Viking Görsel: burdan kolaj: izlerveyansimalar

11 yorum:

  1. Beni yıllar öncesine götürdünüz. Yanlış hatırlamıyorsam 200 metre uzunluğunda, taşıma kapasitesi 29.000 dwt kadar olan İngiliz bandıralı uluslararası bir yük gemisinde gümrük işlerinden sorumluydum. Ben, geminin bütün yükünü ve sorumluluğunu taşıyan ikinci kaptana bağlıydım, ismi yanılmıyorsam Barry idi, işini ciddiye alan, sevecen bir adamdı. İnanması çok güç ama güverteye çıkar, bir radar gibi birkaç dakika durduktan sonra 10-12 saat sonra kopacak fırtınayı bilirdi. Tam bir açık deniz adamıydı.

    Küçük bir çizgi karakter Viking enerjisi ile, ben de "Yaşamak, fırtınalara karşı direnmektir" diyorum, çünki her fırtına sonrası deniz sütliman olur.:)

    Bu güzel yazı için teşekkür eder, güzel bir Pazar günü dilerim ailenizle:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Mehmet Osman Çağlar,
      Küçük bir iz, bazen insanı anılar deryasının içine nasıl da çekiyor değil mi!. demek ki, boşuna değil deniz tutkunuz :) eminim 2. kaptanınız da, fırtınanın çıkıp çıkmayacağını doğru tahmin edecek kadar işini severek yapan bir insandı..denizlerin ve dağların insana özgürlük katan başka bir duygusu ve başka bir havası var.Denizin kokusu buraya kadar geldi :))

      * Evet, geçit yok Emperyal fırtınalara :)) direneceğiz hep birlikte..
      :))

      Sil
    2. değerli yorumunuz için ben teşekkür eder,
      size ve ailenize iyi pazarlar ve dingin geçecek iyi haftalar dilerim.

      Sil
    3. İşin enteresanı, yazdığım "Son Güz Fırtınası" romanı 1.bölüm "HAMBURG-İSTANBUL SEFERİ"nde bu gemiden ve 2.kaptandan söz etmiştim. Çok eski bir gemiydi, izini sürdüm, çoktan jilet fabrikasına gitmiş... size ve aileye güzel bir yeni hafta dilerim.

      Sil
    4. @Mehmet Osman Çağlar,
      Ben de en son 2001 yılında gitmiştim Liman şehri Hamburg'a.
      O zaman bugünkü gibi dijital fotoğraf makineleri yoktu. (24 ve 26 lık filmleri takar, sonra beğendiğimiz karelerin içine manzarayla birlikte kendimizi de yerleştirirdik ;) Hediyelik eşya satan mağazalarında dahi hep minyatür gemiler ve araç gereçleri vardı. Rathaus’tan kuzeye, Jungfernstieg’e ve oradan da nefis gölün, Binnenalster’in kıyısına kadar gelerek günün anısına fotoğraflar çekmiştik..bir zamanlar aristokratların yaşadığı görkemli yapıları ise hayranlıkla seyrelemiştik.. ;) hayat bazen unutulmaz izler ve geriye hoş yansımalarla bir film şeridi gibi gözlerimizin önüne seriliyor...aslında yazacak ve anlatacak çok şey var da!.. tozlu rafların arasında sıkışıp kaldılar;) Yeni romanınızı şimdi daha da çok merak ettim Mehmet Bey:)
      Ben de size ve ailenize tekrar iyi haftalar dilerim.

      Sil
  2. Ah ne iyi etmişsin. Keşfetmenin dayanılmaz cazibesi böyle bir şey işte:)
    Kalemin beni de aldı, kelimelerinle tatlı bir fırtınaya tutulup oradan oraya savruldum tebessümler içinde. Neler neler öğrendim
    Son kısmın güzelliğine ne demeli?
    Koyvermek yok, fırtınalara hep birlikte dayanacağız Esinciğim, direneceğiz...
    Ellerine sağlık bu güzel yazı için.
    Huzurlu bir hafta diliyorum, sevgiyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Zeugma,
      Keşfetmenin nasıl heyecan verici bir duygu olduğunu,
      araştrmayı seven biri olarak senin de çok iyi bildiğini tahmnin ediyorum.. :)
      15 Temmuz hayatımızda öyle kalıcı bir iz bıraktı ki, artık kelimelerimizin her biri direnişe, demokrasiye, özgürlüklere ve daima Atatürk'e çıkıyor .
      Değerli yorumun için ben teşekkür ederim Zeugmacığım..Sevgilerimle...

      Sil
    2. Ben de sana güzel bir hafta diliyorum. Sevgiyle...

      Sil
  3. Kıbrıs otel konaklama fiyatları, en çok tercih edilen oteller, tatil fırsatları, kampanyalar ve ulaşım alternatifleri.
    http://www.otelkibris.com.tr/
    #kıbrısotel #kıbrısotelleri #kıbrısoteller

    YanıtlaSil
  4. Bazen çeşitli kavramlar, semboller bizi bir beyin fırtınasına sürüklüyor. Fırtınanın gelişimi bazen sezebiliyor insanoğlu, bazen de gafil avlanıyor. Fırtına sonrası sessizlik her zaman tedbirli olmayı gerektiriyor.
    Dileriz her şey arzuladığımız biçimde gerçekleşir.
    Esenlikler dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Makbule Abalı,
      Belki de insan beyni, küçük bir aralık bulduğunda bir çeşit kendini korumak adına beyin fırtınası içinde oradan oraya savrulup, birer birer açılan labirentler gibi bir duyguyla rahatlıyor kim bilir!.
      Memleketin yükü ağır!. dileriz başka şiddetli fırtınalar yaşanmaz... Esenlikle...

      Sil

Related Posts with Thumbnails