25 Haziran 2013 Salı

Antik Olba - Kanlıdivane ve Prenses Aba'nın Öyküsü



Doğu Akdeniz gezimizi, neredeyse bir ay gibi bir zaman diliminden sonra tekrar kaldığımız yerden anlatmaya devam ediyorum.. Malum ülkemizin gündemi hepimizi çok yakından ilgilendiriyor. Bu yüzden bir süreliğine rafa kaldırdığım gezi notlarıma kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Çünkü tarihin izlerini taşıyan arkeolojik eserlerin, antik kentlerin, bulguların bugünü doğru okuyabilmemiz için oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Her şeyi yakıp yıkmak, çiğneyip geçerek sadece bugünü yaşatmak, yada ben yaptım oldu-bitti diyerek kendinden önce yaşanılmış hayatlara saygı duymamak ne kadar esef verici ve ne kadar insanlık dışı bir davranış.. Ve biz tüm bunları yaşayarak görmekteyiz ne yazık ki. ‘Katil’ adam öldürene mi denir sadece!.. Yakıp yıkanlar!! O halde senin yaptıklarını da bir gün senden sonra gelecek olanlar yok sayıp yıkacaklardır!. Bu algının değişmesi için kendinden önce, kendinden başka yaşanmış olan hayatlara, kültürlere, inançlara karşı saygı duymalı, empati kurmalı, anlamaya çalışmalı...
İnsan elinin değdiği ve ne büyük emeklerle ortaya çıkardığı, o taşlardaki olağanüstü sanatı görünce, nasıl hayranlık duymaz ki insan. Yapan da yıkan da hep insan! Fark eder mi o taşa hayat veren, Hıristiyandır, Musevidir yada Müslümandır!.. Peki ya  vandalizmi nasıl açıklamalı!.. o binlerce yıllık emeği, kâh define avcılarının elinde, kâh bağnazlığın esaretinde, kâh tarifsiz açgözlülükle yakıp yıkan zihniyetlere ne demeli!.. İnsan niye dersler çıkarmaz ki yaşadıklarından...

Gezip gördüğüm muhteşemlikler kadar, kaderine terk edilmiş bakir güzelliklerin gölgesinde gizlenen antik kentler, kalıntılar... beni çeşit çeşit duygulara sürükleyip duruyor.  Her gezi anlatımında bu duyguları tekrar tekrar yaşıyorum. Ama yeni jenerasyonun içinde filizlenen o sevgiyi, o erdemli ve vicdanlı, bilinçli gençliği gördük ya bir kere... Ümit ediyorum o gençlik sahip çıkacak ve  yeniden yaşatacaktır kaybettiğimiz tüm değerleri...
Gelelim tekrar Alanya’dan başlayıp Mersin Silifke’ye  doğru uzandığımız gezi notlarını anlatmaya...Bir önceki gezi yazımda  Adamkayalar’ı anlatmıştım sizlere.  Rotamızda, Adamkayalar’dan sonra niyetimiz aslında Kızkalesine gitmekti..Tepelerden kuşbakışı gördüğümüz gizemli Kızkalesine, akşam güneş batmadan önce varmaktı. Oysa bizi başka bir sürpriz bekliyordu.
Erdemli Silifke yolu üzerinde giderken "Kanlıdivane" yazılı bir tabela görünce, doğrusu merakımızı çekti. 'Gitsek mi, gitmesek mi ' derken, 'bir daha yolumuz kimbilir ne zaman düşecek buralara' diyerek...tabelanın gösterdiği şekilde yönümüzü kuzeye, Toroslara çevirdik. Burası Silifke yolunun 15. km.sinde Ayaş yöresinde ve Mersin merkezine 45 -50 km. mesafede. Anayoldan üç km.lik bir asfalt yolla antik kente ulaşılıyor. Bu yol vakti zamanında Antik Roma yolu oluyormuş üstelik.
Nhayet antik kente giriyoruz...bizi cennet cehenem obruğu gibi ürpertici, kocaman bir çöküntü ile üzerinde antik bir yapı ve çevresindeki kalıntılardan anlayabildiğimiz kadarı ile koskocaman bir kent karşılıyor.
Bugün Kanlıdivane olarak adı geçen ören yerinin, Antik dönemde Dağlık Kilikia sınırları içinde kalan Kanytella olduğu biliniyormuş. Doğrusu ben ilk kez duyuyordum.. Ve kimbilir bilmediğimiz ama keşfedilmeyi bekleyen ne çok kayıp kent vardır.. Burası 60m derinliğinde, kayalara oyulmuş basamaklarla inilen bir obruğun kenarını kaplayan bir yerleşim yeri... yazıtların belgelediğine göre İ.Ö.2. yüzyılda Olba Hanedanlığı'na bağlı olduğu ve denize açılan yolun ise liman görevini üstlendiği tespit edilmiş. Yapılar Erken Bizans dönemine ait... İmparatorluk Dönemi mezar yapılarının kalitesi ve sayısı yerleşimin Roma zamanında önemli bir refah düzeyine ulaştığının da bir göstergesi.  
Geniş bir obruğun çevresinde Antik Olba Krallığı'nın kutsal bir yerleşimi olarak kurulan ve antik adı Kanyteleis olan yerleşim hakkındaki en eski belgeler MÖ 3. yüzyıla ait bazı yazıtlarda yer almakta imiş. Burası 19. yy. ortalarında Batı dünyasınca bilinir hale gelen geniş bir obruğun çevresinde oluşturulmuş Olba Krallığı’nın kutsal yeriymiş. Daha sonra İ.S. 408 yılında Bizans İmparatoru II. Teodosyus Neapolis (Yenikent) adıyla bir kent yerleşimine ve kutsal bir Hristiyanlık merkezine dönüştürür burasını. En parlak dönemini de İ.S. 4. yy. yaşar.  Antik Olba Krallığı’nın kutsal yerleşim yeri olan kentin tarihi MÖ 3. yy.a kadar uzanıyor.
Aşağısı derin bir uçurum görüntüsünde olan bu geniş obruğun (çöküntünün) etrafında kesme taştan yapılmış bazilikalar, kaya mezarları, anıt mezarlar, kaya kabartmaları, sarnıçlar, caddeler, ve semerdam lahit kapakları bulunuyor.


Obruk ve Prenses Aba Ailesinin Kanlıdivane'dekiKabartmaları
Doğal bir çöküntü alanı olan ve 60 metre derinliğinde geniş obruk etrafında kurulmuş olan kentin bir de efsanesi var. Efsaneye göre Roma çağında suçlular bu derin çukura atılıp vahşi hayvanlara parçalatılmakta imiş.. bu yüzden bu çukur, halk arasında "Kanlı Divane" olarak anılmakta imiş. Bir an içimden şu derin çukura kimleri atabileceğimi düşündüm!. .)

Biz her zamanki maceracı ruhumuzla, 'bu derin çukura nasıl inebiliriz? ' sorusuna yanıt ararken... gözümüze halâ yer yer mevcut olan, merdivenleri görünce... önünü ardını düşünmeden inişe geçiyoruz hemen... antik basamaklardan sekerek, sarnıçlar, otlar, çalılar arasında tam bir bakir alanda keşfimizi sürdürürken...

Prens Aba ailesine ait kabartmalar
Kabartmaların M.Ö. 1. yada M.S. 1. yy.da yapılmış olduğu düşünülmekte. 

karşımıza yukarıda gördüğünüz bu harika kabartmalar çıkıyor bir anda... Bu kabartmalar derin çukurun içinde sağ tarafta yer alıyordu. Çukura inmeden önce göremediğimiz bu kabartmalar, ancak çok dikkatlice, dürbünle bakıldığında seçebileceğiniz bir noktada. 

Obruğun içerisinde, güney duvarında yer alan bu kabartmaların Prens Aba ailesine ait kabartmalar olduğu söyleniliyor. 4X2 m. boyutlarında ki bir niş içinde yer alan kabartmaların, kaba bir işçiliğe sahip olduğu söylense de...'nesi kaba bunun!' demeden duramıyor insan. Kolay mı o kayalara yontabilmek bu kabartmaları.. Bir de bulunduğu yeri göz önüne getirince!.. Kabartmanın sağ tarafında 5 satırlık bir yazıt bulunmakta ve burada ailenin isimleri yer almakta imiş. Aile altı kişiden oluşuyor: baba ve anne dört çocuğunun yanında oturuyor. Bunların biri erkek, üçü kız çocuğu. Yağmur sularıyla toprak rengine bulanan bu kabartmalar nedeniyle kente bir başka inanışa göre, Kanlı Divan denildiği ve zamanla Kanlıdivane’ye dönüştüğü de anlatılıyor. Merdivenlerle inilen çukurun, büyüklüğünden ötürü tanrısal olduğu düşünülmüş ve kent tarih boyunca hep dinsel bir merkez olmuş.
Ve basamaklardan biraz daha çukura doğru indiğimizde..
Kuzey yamaçta karşımıza çıkan bu askerin
yazıtı sayesinde adının 'Trogomon' olduğunu ve
M.S. 1.yy.'a ait olduğunu öğreniyoruz.
karşımıza bu yakışıklı savaşçı çıkıyor:)  
Çöküğün güney ve karşı yamaçlarında gördüğümüz bu kabartmalar bize bu coğrafyada daha pek çok kabartmanın mevcut olabileceğini düşündürüyor.. Çünkü bu kabartmalar hemen fark edilemiyor, adeta bukalemun gibi gizlenmişler kayaların içine..  Keşfetmek için ciddi arkeolojik çalışmaların yapılması gerekir. Dağ taş yüzlerce, binlerce yıllık çağların, yaşanmışlıkların izleriyle dolu. Her yer birer açık hava müzesi. Bizlere hiç mi mesajları yoktur bu sessiz heykellerin!.

Obruğun güneybatı kenarında yükselen Helenistik kulenin batı duvarındaki kitabede, kulenin rahip krallardan Olbalı Tarkyaris'in oğlu Teukros tarafından Zeus için yaptırıldığı belirtilmiş.

Tapınağın doğu ve güney duvarlarının birleştiği köşenin orta yerinde bulunan kitabede, Olba Krallığı'na ait sikkelerde görülen Triskeles (Üç ayak) kabartması var.

Olbalılar'dan kalma bir para. Paranın üstündeki şekil triskeles
olup Teokritler sülalesinin işaretidir. (Resim internetten alıntıdır.)

Obruğun çevresinde yer alan baziliklar kısmen de olsa ayakta kalabilmşler. Üç kemerli narteksin önündeki mahzenin kemeri ve ağzı görülebiliyor. Etrafında atriumun bulunduğu batı yönü, avluya iki sütunlu üç kemerle açılıyor. Bugüne ulaşamasa da, narteksin üzerinde ahşap bir kat olduğu kilisenin batı duvarında sıralanan bir sıra taş konsoldan anlaşılıyor.
Üç ayrı yerde nekropol (mezarlık) bulunuyor. Ana yolun iki tarafında kayalara oyulmuş oda mezarlar görülüyor. Çevrede Roma ve Bizans mezarları yanında Osmanlı dönemine ait mezarların da bulunması o dönemde de burada yerleşme olduğunu gösteriyor.
Kuzeydeki nekropolün en yüksek yerinde görülen Kraliçe Aba’nın, kocası ve iki oğlu için yaptırdığı anıtsal mezar ören yerinin en ilginç yapısı sayılabilir. Kare planlı mezara yuvarlak kemerli bir kapıdan giriliyor. Anıt mezarın doğusundaki mezarlar ise lahit şeklinde.

 Olba'lı Prenses Aba'nın Mezarı
Obruğun kuzeyinde, nekropol içerisinde yukarıda yer alan tapınak mezar ise İ.S. 2.yüzyıl. a ait olup üzerindeki yazıtta kentin ismi olan Canytellis adının geçmesi nedeniyle önem taşımakta. Mezar, kentin soylularından olan Aba adına yapılmış. Obruğun çevresindeki bazilikalar 4. yy. sonları ile 6. yy. ortaları Bizans dönemi eserleri imiş. Çukurun kuzey kenarındaki yer alan büyük üç nefli bir Bizans kilisesi (İ.S. 6.yüzyıl) dikkati çekiyor, aynı zamanda batı kenardaki iyi korunmuş başka bir bazilika da görülüyor.
Obruğun kuzeybatısını büyük bir nekropol alanı (mezarlık alanı) bulunuyor; lahitler, tapınak mezarlar ve üç sütunlu bir prostylos mezar İ. S. 2/3. yüzyıla tarihlenmekte. Geç Hellenistik döneme kadar geriye uzanıyor. Bazı evlerin ise Geç İmparatorluk ve Erken Bizans dönemine kadar bir kaç defa onarıma uğrayarak kullanıldıkları anlaşılmakta.

Bu antik kent, 19. yy. ortalarında Fransız gezgin Victor Langlois tarafından keşfedilip, 70’li yıllarda yapılan kazılarla ortaya çıkarılmış. Yöredeki ilk arkeolojik araştırmaları ise Prof. Dr. Semavi Eyice gerçekleştirmiş. Ama ne yazık ki tanıtımın yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Kaderine terk edilmiş olan 'adamkayalar' ile karşılaştırıldığında, yine de ören yerinde bir görevlinin bulunması, cüz i de olsa bir ücret alınıyor olması..bir nebze de olsa ferahlatıyor bizi. Oysa ki antik değerlerimiz ve tarihsel  zenginliğimiz bizler kadar, daha önce bu topraklarda hüküm sürmüş olan nice ırkların, dinlerin.. Grek ve Roma'dan Hitit'e kadar uzanan bir kültür yelpazesini göz önüne aldığımızda...yabancı tursitlerin de fazlası ile ilgi odağı olacaktır. Ama öncelikle sanata, sanatçıya, tarihe ve kültüre değer vermek gerekir!.. O da !!! ' vardı da biz mi bilmiyorduk :) '


Olba'nın ve Prenses Aba'nın Öyküsü
Nice efsaneleri bağrında taşıyan Toroslardaki gezimiz boyunca, hemen her tepede, her vadide ve her koyda gizemli bir kale, bir yapı, bir kalıntı ile karşılaşıyoruz.  Ama hep gizemli bir ülkenin, Olba'nın ve gizemli bir kadının, Prenses Aba'nın ismi çıkıyor karşımıza. Biz de merak ediyoruz doğrusu, nedir bu Olba'nın sırrı!..
Mersin Devlet Opera ve Balesi'nin, 13 Ekim 2005 tarihinde dünya prömiyerini yaptığı F.Hüseyinov’un “Kraliçe Aba” adlı bale eserine de ilham veren Olba'nın ve Prenses Aba'nın ilginç öyküsü;
"Olaylar Roma İmparatorluğu'nun sınırları 
geniş hükümdarlığı sırasında geçer: Aba'nın babası Zenofanes, Olba halkı rahipler soyundan olmasına rağmen Roma'ya karşı izlenen politikalara muhalefet etmiş ve korsanlara katılıp liderleri olmuştur. Dolayısıyla, Romalı komutan Pompei'nin Akdeniz'deki korsanları temizleme seferleri sırasında ortadan kaldırılır. Zenofanes'i Romalılara yakalattıran Olba başrahibidir, bu yaptığına rağmen kızı Aba'yı tapınağa alıp büyütür. Aba'nın korsan geçmişinden haberi olmayan Olba kralı Teukros, Aba'ya âşık olur ve evlenirler. Başrahibin dalavereleriyle Roma'ya ödenen vergiler aksatılır ve Antonious Kleopatra'yla birlikte Olba diyarını teftişe gelir. Sonrası Kraliçe Aba'nın kahramanlıklarına rağmen gerginlikler, öfke, intikam ve ölümle bezenmiş bir iktidar savaşı öyküsüdür.

Kraliçe Aba, babası Zenofanes’in öcü ile yanıp tutuşan savaşçı öfkeli bir korsan kızıdır. Dönemin Olba kralı Teukros Aba’ya aşık olunca evlenirler ve Aba Kraliçe olur. Bir gün Kleopatra ile evli olan Mısır Kralı Antonius,Olba’ya gelip Olba topraklarını zaptederek Kraliçe Kleopatra’ya hediye eder.Olba Baş Rahibi, Romalı Komutan Pompei’yi Kral Antonius ve Kleopatra’ya karşı suikast düzenlemeye ikna eder. Kraliçe Aba bu sinsi planı duyar ve suikasti engeller. Ancak Pompei Antonios ve Kleopatra Kanytella’da dinlenmekte oldukları bir sırada adamlarıyla saldırır. Kleopatra’yı öldürmek üzereyken Aba meçhul bir savaşçı kılığında çıkıverir ve onu engeller. Kleopatra hayatını kurtaranın Kraliçe Aba olduğunu öğrenince O’na hayran kalır.Komutan Pompei gözaltından kurtulup Roma’ya ihanet eden Kraliçe Aba’ya saldırır. Kral Teukros Kraliçe Aba’yı korumak için kendisini Aba'nın önüne atar ve ölür. Kraliçe Aba Olba’ya özgürlüğünü verir ama Kralını kaybeder, kendisini Olba’ya ve oğluna adar." 

(bugünkü Lamas ile Göksu ırmakları arasında kalan bölge)
Kanlıdivane'nin hikayesi bizi biraz ürpertse de, gördüğümüz yapılar ve muhteşem kabartmalarıyla oldukça etkilendiğimiz Olbalı Prenses Aba’nın yaşadığı bu kayıp kente veda zamanı geliyor... Yüzümüzü Akdeniz'e çevirip, Helenistik çağdan, Roma ve Bizans çağına son bir kez dönüp el sallıyoruz. Tepemizde güneş batmak üzereyken  ve akşamın kızıllığı antik kenti kırmızıya boyarken ayrılıyoruz Kanlıdivane' den...

Esin Bozdemir
Devamı yakında...
Adamkayalar









ÖNERİLER... Bu arada sinemalarda;  Kral Yolu- Olba Krallığı yeni vizyona giren filmler arasında...Çocuk filmi kategorisinde, masal kıvamında tarihi seyrederek öğrenmek için...  izlemek, izletmek lâzım.)



12 yorum:

  1. harika bir seyahat, gizemli tarihin derinliklerinde zaman tüneline seyahat gibi. Anlattığın antik öykü muhteşem. tarihin engin okyanusuna dalınca neler çıkıyor insanın karşısına. tarihin bugün olmasdığını bugünden asırlar önce var olduğunu ve bizden sonra asırlar ötesinde de var olacağını düşündükçe bizim öykülerimizin tarihin okyanusunda nasıl küçücük bir nokta olduğunu kavrıyor insan ne kadar önemsiz ve ne kadar aciziz aslında. keşke bunu kendini tarihin üzerinde sayan insan bozuntuları da anlayabilse...harikaydı zevkle okudum tekrar okuyacağım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Defne Soysal,
      Evet Sevgili Defneciğim tıpkı dediğin gibi, biz insanlar tarihin okyanusunda küçücük bir noktayız..bunun farkındayız biz!..ve bu güzel evrene şükranlarımızı sunacak küçücük bir zerrecik bile bırakabilsek, kendimizi bahtiyar hissedeceğiz..Diğer sözünü ettiklerin insan değil zaten!ne kendilerinin, ne doğanın ne de geçmişin farkında!kimler gelip kimler geçmedi ki bu dünyadan.Taşların dili olsa da konuşsa, onlar şahit!..kahramanları da gördü onlar, zalimleri de!.demem o ki gerçekten muhteşem kabartmalar.İnsan elinin sanatla bütünleşen, büyüyen hünerli eleri!taşlara bile hayat vermiş..binlerce yılın izleri var.Ve beni oldukça etkiliyor bu antik kentler..

      Okurken, benzer keyifleri almana sevindim..İyi haftasonları dilerim.
      sevgiler defneciğim..

      Sil
  2. Girizgahına tüm kalbimle katılıyorum Esinciğim.
    Daha 19 Mayıs postunda bahsettiğimiz milli ruh, Türk Gençliğine emanet edilen Cumhuriyet, umudumuzu asla kaybetmeyişimiz kulaklarımda çınlıyor adeta...
    Şükürler olsun ki yanılmadığımızı gördük. Hem de çok muhteşem bir şekilde gördük!

    Adamkayalar'dan sonra devam ettiğin bu gezi postun yine hiç duymadığım görmediğim bir ören yeri. Sayende ilgiyle okudum, şaşırdım, bilgilendim. Aile kabartmalarına bayıldım!
    Çok detaylı bir tanıtım olmuş. Bilgilendirmelerin ve rehberliğin için çok teşekkürler. Ellerine, emeğine sağlık. İyi ki varsın gerçekten :)
    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Zeugma,

      Gençlik sahip çıkmakta ilkelerine..Hem umutlu hem de gururluyuz hepimiz.. Başımız dik, alnımız açıktır bizim.. Çünkü bizim ne yalanımız var ne de talanımız!.Bütün derdimiz namusumuz bildiğimiz vatanımıza sahip çıkmaktır bizim..Emanetimizi emin ellere teslim edinceye dek, hiç yorulmadan direnmek mücadele etmektir vazifemiz..Yoksa bizbize hep aynı türküyü söyleyip duracağız çaresiz..Artık ne yılgınlık ne de umutsuzluk yok!..Herkes görev başında:)asıl şimdi dostlar birbirini meydanlarda görmekte!..Onlar ki hala AVM alışveriş derdinde!

      Biz ki dağın, taşın kurdun peşinde iz sürmekteyiz..:)ama içimdeki konuşan sesi bir bilsen..aşağıya atmamak için birilerini kanlıdivanede zor tuttum kendimi:)

      şiirsel de bir yorum oldu.) Sevgiler, iyi haftasonları Zeugmacığım..

      Sil
  3. İlk geldiğimde yorum bırakmıştım, kelime doğrulama seçeneğindeki karmaşık harfler nedeniyle sanırım becerememişim. Fotograflar ve yazı ne kadar hoş! Emeğiniz için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @ali zafer sapci,
      Az önce gördüm yorumunuzu Ali Bey. Spam olarak düşmüş inbox.a. Kelime doğrulamayı devreye koymak zorunda kaldım..Çünkü inanılmaz spam mail geliyordu..

      Değerli yorumunuz için ben teşekkür ederim..
      Saygılar, esenlikler ve iyi haftasonları dilerim.

      Sil
  4. Güzel bir paylaşım olmuş.Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @ofis mobilyaları,
      Teşekkür ederim.
      Size de hayırlı müşteriler dilerim.

      Sil
    2. kanlı nın ust kısmında yaklasık km kadar yukarda dogal taşlardan mezarlar var kımse bilmıyor çevre halki hariç kımse görmuyor dagal taşlardan yapilma 2kişilık genelde mezarlar var tarlalarda :S

      Sil
  5. Alanya benim için çok etkileyici bir yer ama fırın kadar sıcak benim için :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz de bu yüzden yaz sonu gitmiştik.)
      Erdemli- Silifke Alanya'ya göre sanki biraz daha mı ılıman!..

      Sil
  6. Çok güzel bir geziyi dile getirmişsiniz.TŞKLER.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails