10 Temmuz 2018 Salı

Ortaçağın Yaşayan Şehri: PRAG

Rüya gibi her hatıra, her yaşantı bana! dilimde bu şarkı, renkli mi renkli, rüya gibi geçen bir Orta Avrupa Seyahatimizin ardından gezgininiz; doğasıyla, mimarisiyle, tarihiyle, antik güzellikleriyle ve sanat şaheserleriyle dolu, anılarında yer eden şehirleri anlatmaya başlayabilir artık size. 
Haziran’ın ilk haftası; Prag ‘ta 3, Budapeşte’de 2 ve Viyana’da 2 gün olmak üzere toplam bir hafta sürecek olan tatilimizi geçen yıl olduğu gibi yine bu yıl da aynı seyahat acentası ile gerçekleştirmeye karar verdik.  Her ne kadar 3 ülke olarak görünse de komşu ülkelerden Almanya ve Slovakya şehirleri de vardı programımızda, yani 3 değil 5 ülkeye birden ucundan kıyısından da olsa ayak basmış olduk.  Ekstra turlarımız dışında da pek çok değişik yer gördük, gündüzleri ayrı, geceleri ayrı renkliydi Orta Avrupa Gezimiz. Bu yüzden gezimizi sizlere bölümler halinde anlatacağımı bildirmek isterim.

Geçen yıl tatil öncesinde yaşadığımız son dakika vize handikapını Allah’tan bu yıl yaşamadık sadece seyahat tarihinde bir değişiklik söz konusu oldu ve bir hafta ileri tarihe kayarak -bayram haftasında - tatile çıkmış olduk. Gezi programından ve rehberimizden son derece memnun kaldık ve grubumuz da birbiriyle uyumluydu, sıkıntısız, zahmetsiz bir yurt dışı turunu daha gerçekleştirdik. Kimi konakladığımız mekânlarda ( odaların küçüklüğü ve kahvaltıların Türk mutfağı ile kıyaslanamayacak kadar yavan oluşu gibi …) bazı eksiklikler olsa da bizim için en önemli ayrıntı, temizlik konusuydu, çok şükür ki kaldığımız oteller temizdi, bu yüzden küçük şeyleri de açıkçası sorun etmedik.
Gezimizin ilk durağı UNESCO tarafından Dünya Mirasları listesinde koruma altına alınan, Çek Cumhuriyeti’nin başkenti PRAG.
Sabah erken saatlerde İstanbul’dan hareketle yaklaşık 2.5- 3 saatlik uçak yolculuğumuzun ardından Prag havaalanına vardık. Uçağa binerken saatlerimizi bir saat öne almıştık. Böylece + bir saat kazanmış olduk. Burada rehberimiz bizi karşıladı. Tanışma faslından sonra, bizi bir hafta boyunca o şehirden bu şehire taşıyacak olan tur aracımıza bindik. 
Prag Gezimizin ilk gününde ‘Old Town’ı gezeceğiz. Şehir turumuzda sırasıyla; Küçük Mahalle, Charles IV. Köprüsü, Eski Şehir Meydanı ve Astronomik Saat Kulesi görülecek yerler arasında yer alıyor.  Daha sonra serbest dolaşacağız. 
Ve tur aracımız bizi, Prag'ın Eski Şehir merkezine yakın olacak bir lokasyonunda bıraktıktan sonra rehberimiz önde grup arkada, tarihi Prag sokaklarını arşınlamaya hazırız artık!.
15- 20 dakika sonra Prag eski şehir merkezinde tarihi sokaklarda yürürken buluyoruz kendimizi. İnsanoğlu kuş misali!. Bütün bir yıl hayalini düşlediğimiz gezimiz nihayet başlıyor J ve artık kurduğumuz o hayalin içindeyiz şimdi! her şey karar vermekle başlıyor, sonrası çorap söküğü gibi geliyor bir şekilde!. 
Yemyeşil parklarla bezeli, geniş bulvarlar ve arnavut taşlı tarihi sokaklarda yürüyoruz. Gördüğümüz otomobillerde bu ambiyansa oldukça uygun. Sabah saatlerindeyiz, sokaklar şimdilik sakin görünüyor. 
Gezimizin ilk gününde meteorolojiye göre hava, parçalı bulutlu ve yer yer yağışlı gösterse de, sabah 10 civarında ayak bastığımız Prag’da gökyüzü açıktı, güneş bile ‘ben buradayım’ dercesine hafifte olsa göz kırpıyordu! Ama yollara çıkmışsan eğer her şeyle karşılaşabilmek olası! her şeyi doğru tahmin edebilmek ve ayarlayabilmek mümkün değil çünkü! Yine de rehberimizin gezi öncesinde yaptığı uyarıyla hepimiz tedarikli çıkmıştık yola. Neyse ki yağmurlukları ve şemsiyeleri kullanmamıza pek de fazla gerek kalmadı. Sadece günün sonuna doğru hafifçe dokunup geçti, yağmasaydı olmazdı zaten!. Çünkü okuduğum romanlarda, izlediğim filmlerde Prag hep sisli, puslu ve yağmurlu olurdu. Prag, asıl yağmurlar altında daha da gizemli (idi) görecektik!

Sokak yönüne başımıza çevirdiğimizde sevimli otomobilleri görüyoruz...
arkada gördüğümüz Katedral kuleleri ise Prag Kalesidir. 

Rüya kent PRAG

‘Bu kentin göz kamaştırıcı görüntüsünde mimarinin epik şiiri gizli’  
Rainer Maria Rilke

Bohemya Platosu üzerine kurulan ve ortasından Elbe Nehri’nin kolu olan Vltava Nehri’nin içinden aktığı Prag; tarihi köprüleri, kiliseleri, meydanları, altın kuleleri ve heykelleriyle; romanesk, gotik, barok tarzı Rönesans ve modern dönem yapılarıyla bir rüya kenti görünümü içinde karşılıyor bizi. Oldukça gizemli ve büyüleyici bir kent içinde bambaşka bir dünyadayız artık.

Bugüne kadar bu şehre, pek çok adın yakıştırılmış olması boşuna değil. Prag için, ‘Simyacılar Kenti’, ‘Büyücüler Şehri’, ‘Güzel manzaralar Kenti’, ‘Altın Kent’ ve ‘Biblo Şehir’de diyorlar ama benim için Prag’ı asıl cazip kılan unsurlardan biri bu şehrin Kafka’nın şehri olmasıydı.  
Her ne kadar Kafka’nın kendisini bir hücredeymiş gibi hissettiği ve depresif kişiliğini daha da ağırlaştıran bir kent olsa da Prag, yine de yazar yaşamı boyunca hiç ayrılmamıştı bu kentten ve bütün eserlerini hep bu şehirde kaleme almıştı. Şüphesiz, Kuzey Avrupa ülkelerinin çokça yağışlı, sisli ve kapalı olan ikliminin de depresif klişiliğinde bir etkisi vardı. Ancak o, dışa dönük ama iç dünyasının derinliklerini sonuna kadar açmış, yazarak içine düştüğü girdaptan kurtulmaya çalışmış gizem dolu bir insan ve öldükten sonra değeri bilinmiş usta bir kalemdi.  Bu yüzden Kafka’nın ayak izlerini sürecek olmanın heyecanını da taşıyordum.
KAFKA Fotoğrafçısı
Aslında bu şehre ilk gelişim değildi benim.  Yıllar önce (2000’li yılların başında) da gelmiştim Prag’a o zaman da oldukça etkilenmiştim Prag’tan, ancak o yıllarda bu kadar kalabalık değildi Prag.  Bu defa bir hayli kalabalık bir şehirle karşılaştım. Turizmin bu ülkede kendine ne kadar çok yer edinmiş olduğunun bir göstergesi bu. Her yer turist kaynıyordu. Biz de dahil olduk bu kalabalığa ve karıştık aralarına. Bu yüzden Prag görsellerim insan manzaralarıyla dolu ve bir o kadar da renkli olacak. Aslında bu çok güzel, (Demirperde yıllarının ardından) artık yaşayan bir şehir  Prag ve cıvıl cıvıl : ) ve ben yürüdüğüm şehirlerin izlerini sizlere yansıtabildiğim için ayrıca mutlu olacağım.

KÜÇÜK MAHALLE – MALA STRANA 
‘Küçük Mahalle’ olarak adlandırılan MALA STRANA sokağı; şehre tepeden bakan Prag Kalesi’nin bulunduğu Hradčany bölgesinin hemen altında kalıyor. Mala Strana Prag’ın ilk yerleşim alanı. Bu yüzden tarihi oldukça eski. Ancak yapılar öylesine iyi korunmuş ki!
Prag başlangıçta kalenin yamacında kurulmuş ve 11. yüzyılda etrafı surlarla çevrilmiş. 17. ve 18. Yüzyılda ise soylular tarafından inşa edilmiş olan Rönesans ve Barok stilde abartılı konakların yoğunlukla yer aldığı ‘Küçük Mahalle’ yaşam alanı olarak oluşturulmuş.  Daha sonra; Petrin Kulesi, Saint Tomas Kilisesi, Saint Niklaus Kilisesi, Wallenstein Sarayı, Michna Sarayı, Malta Meydanı, Küçük Mahalle Meydanı, Nerudova ve İtalyan Sokakları ve Karluv Köprüsü ile şehir bambaşka bir görüntüye kavuşmuş.

Küçük Mahalle’de ilerlerken rehberimiz Prag tarihini anlatan 
bir tablo önünde durarak, şehrin tarihini anlatıyor bize, 
biz de rehberimize kulak veriyoruz.

Prag’ın kuruluş tarihi kalenin yapım tarihi olan 880 yılı olarak kabul ediliyor. Tarihi 5. Yüzyıla kadar uzanan bu ülkenin kurucusu Roma Germen İmparatoru ve Bohemya Kralı 5. Karl (ya da 5.Charles) dır. Bu dönem kültürel ve mimari açıdan ülkenin en zengin olduğu dönemdir. Daha sonra Habsburglar- Avusturya ve Macaristan İmparatorluğunun himayesine girer. Ortaçağ’da ticaretle çok gelişen şehir Luxemburg Hanedanı’nın başkenti olur. Din Reformcusu Jan Hus’un yakılarak öldürülmesinden sonra duraklama devri başlar. 15. Yüzyıldan sonra çehresi hızla değişen şehri yaklaşık 4 asır boyunca Habsburg Monarşisi yönetir.

Birinci Dünya Savaşından sonra bağımsızlığını kazanan Çekoslovakya, bu defa 2. Dünya savaşı dönemlerinde Alman İşgaline uğrar. Çekler Almanlar’a karşı direnmedikleri için Prag’ı bombalanmaktan kurtarırlar. ( Bu yüzden gezimiz süresince fark ettiğimiz gibi, Prag’ta tarihi eserlerin çoğu sapasağlam kalabilmiş.) Teslimiyetle birlikte (1945) uzunca bir Kızıl Ordu dönemi başlar. 1968 yılındaki Reform Hareketi o dönemin Sovyetler Birliği tarafından engellenir. Daha sonra Prag, Varşova Paktı askerleri tarafından işgal edilir. Ancak, batı yanlısı politika ülkede karşılık bulmaz. Kominist Parti’nin Genel Sekreteri görevden alınarak, Türkiye’ye elçi olarak yollanır. Dubçek’in tekrar ülkesine dönüşü ‘Prag Baharı’ olarak tanımlanır.

Ve Kadife Devrim sonrasında 1 Ocak 1993’te Çekoslovakya hiç savaşmadan barışçıl bir şekilde; Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye ayrılır. Çekya uzun süren ‘Demir Perde’ yıllarından sonra 1999’da Nato’ya girer 2004’te de Avrupa Birliğine üye olur.

Bu yüzden Prag’ın tarihi önce Bohemya Krallığı’nın, sonra çağdaş Çekoslovakya’nın ve Modern Çekya’nın tarihidir. Bu yüzden ülkede para birimi olarak hem Çek korunası hem de Euro kullanılmaktadır… 



Bu tarihi bilgilerin ışığında, Küçük Mahalle’nin içinden geçerek Charles Köprüsüne doğru ilerliyoruz.   
Burada karşımıza; 1865 yılında Komarov atölyelerinde dökülmüş ve 1867 yılında meydan aydınlatması için hizmete sokulmuş, Karyatidler veya dansçı kızlarla süslü dev ferfoje gaz lambası çıkıyor. Şehrin ilk aydınlatma düzeneği olan bu devasa gaz lambaları gözden kaçırılmaması gereken önemli bir ayrıntı. 
Dikkatli baktığımızda şehrin pek çok yerinde bu tür aydınlatma düzeneği olduğunu görüyoruz.




*** 

Köprü Kulesi

Charles Köprüsü’ nün her iki yakasında kuleler bulunuyor. Üstte ki kule
 Küçük Mahalle tarafındaki; Köprü Kulesi'dir. 

****


CHARLES KAREL - KÖPRÜSÜ

Prag’ın Heykellerle süslü ünlü Charles IV. Köprüsü 
yerel adıyla Karluv Most.

Prag’ın sembolleri arasında yer alan köprü, siyah taşları ve 
üzerindeki isli heykelleriyle oldukça gizemli. 
Sisli puslu havalarda çok daha etkileyici bir görüntüsü olduğu muhtemeldir.
Avusturya topraklarında Elbe Nehri’ne karışan Vltava Nehri, Prag’ı ikiye ayırır. Prag’da köprüler de iki yakayı birbirine kavuşturur. Charles Köprüsü 13. Yüzyılın başlarında selden yıkılan Judith Köprüsü’nün yerine yapılır. 4. Karl’ın emriyle inşa edilen Karluv Köprüsü, yüzyıllar boyunca hırçın akan nehrin gücüne direnebilmiş ve hâlâ sapasağlam ayakta.  
Charles Köprüsü, Prag Kalesi ve Mala Strana ile Stare Mesto’yu birbirine bağlıyor. Peki, 516 metre uzunluğunda ve 13 metre yüksekliğindeki Charles Köprüsü’nün mimarı kim derseniz?  Charles Köprüsü’nün mimarı Peter Parker’dır. 

Köprü mimarisiyle tek başına bir yapıt olduğu kadar üzerindeki heykeller de oldukça dikkat çekici. Köprüde 30 kadar heykel bulunuyor. Bu arada heykellerin orijinal olmadıklarını öğreniyoruz. Heykellerin orjinalleri 3 ayrı müzede sergileniyormuş.
Bu heykellerin en önemlisi kucağında Saint Jean Nepomucky’nin (1683) kabartmasının bulunduğu heykeldir. Kralın kendisini aldatan karısının günahlarını itiraf etmeyi reddettiği için sonunda 4. Vaclav tarafından Vltava Nehri’ne atıldığı düşünülmekte imiş. Kabartmaya dokunanlara şans ve uğur getireceği inancıyla turistlerin ilgi odağı olan Nepomucky’nin kabartması bu yüzden pırıl pırıl olmuş.

Prag Kalesi ve Aziz Vitus Katedrali'nin görkemli Gotik Kuleleri
şehrin her noktasından rahatlıkla görülebiliyor.
Tarihi Charles Köprüsü'nde de gezerken hemen her karede 
kadrajımıza giriyor. 

Birbirinden güzel heykellerle süslü köprüdeki Yaldızlı İsa Heykeli de dikkat çekici. Saint Jean de Matha Heykeli (1629) azizlerin zindandaki Hıristiyanları kurtarmak için kurdukları tarikatı anlatıyormuş.
Kampa Adası tarafındaki bir başka heykel grubu ise bizim en çok dikkatimizi çeken heykellerden biri oluyor. Zira 1714 yılında köprüye yerleştirilen bu heykel grubunun içinde, palabıyıklı ve göbekli bir Yeniçeri heykeli vardı. Bu heykel, zindandaki Hıristiyanların başında nöbet bekleyen kılıçsız yeniçeri veya başka bir anlatıma göre de kocaman göbekli bir Türk esir tüccarıdır. Tarih boyunca Türkler’i pek sevmediklerinden betimlemelerinde de bunu göstermekten çekinmemişler.

Ressamların performansları muhteşem!


KAMPA ADASI (Şeytan Deresi) 
Tarih boyunca Vltava Nehri taştığı zaman ilk önce buraları sular altında kalırmış. Kampa Adası , Charles Köprüsü’nün ayağında yer alıyor. Kampa Adası Mala Strana’dan ‘Küçük Mahalle’ Şeytan Deresi denilen su kanalı ile ayrılmış. 
Bu bölgeye Prag’ın Venedik’i de deniliyor. Burası aynı zamanda Vltava Nehri’ne düzenlenen tekne turlarının da hareket noktası. Prag’ı (yıllar önce) ilk ziyaret ettiğimde tekne turuyla nehirde gezintiye çıkmıştım, bu defa yeterli zamanımız yoktu, fotoğraf çekiyoruz sadece. 
Bir zamanlar Franz Kafka’da, nehirde Seelentranker adlı kayığıyla kürek çekermiş.  Şimdi gelse yine Kafka ve ben binsem onun kayığına, dolaşsam Vltava Nehri’ni boydan boyaJ) ne hoş olurdu ama!. ‘uykuda mısın sevgili yârim!!! Uyan! Uyan!!’ J) diyor sevgili yoldaşım!!!  
Ve ayaklarım suya değmeden, yere basıyorum hemen. Farklı bir coğrafyada bulunduğunuzu hissetmek dahi, nasıl da güzel bir duygu. Özenle korunmuş tarihi yapıların cepheleri ve her yerde sanatın izlerini taşıyan heykeller göz kamaştırıyor.  Eski şehre gizem katan heykellerin çoğu siyah ve kül renginde.
Şeytan Deresi üzerinde kentin ilk değirmeni görülüyor, aynı zamanda burası kentin çamaşır kurutma alanıymış, 17. yüzyılda ise giderek gelişen seramik üretiminin hammadde kaynağı olarak kullanılmış. Değirmenin yanında oturmuş çömlek ustası bir heykel görüyoruz.  

Sokak müzisyenleri bu ortama ayrı bir renk katarken, ressamlar ise canlı mankenlerle sanatlarını konuşturuyorlar!. Köpekleriyle dilenenler ise oldukça ilginçti.


***


Eski Şehir tarafında ki Eski Şehir Kulesi de görülesi yapılardan. 
Burada nereye baksak gözlerimiz orada takılıp kalıyor, 
çünkü taşların her biri, ‘ben tarihin tanığıyım’ diyor!
Prag’ta açık hava müzesindeyiz! 


Onbirinci Çek Kralı ve Roma İmparatoru 
Charles IV bronz heykeli. 


Klementinum
Eski Şehir Köprü Kulesi’nin altından geçerek  ‘Old Town’a yani Eski Şehir Meydanı’na doğru görselde gördüğünüz gibi insan seli arasında yürüyoruz.  Bu yol 12. Yüzyılda Prag Kalesi’nde gerçekleştirilen taç giyme törenlerinin de rotasıymış.  
Üstteki görkemli yapı kentteki en büyük yapı kompleksinden biri olan Klementinum. Yapı İmparator I. Ferdinand’ın 1556’da Prag’a davet ettiği Cizvitler tarafından kurulmuş. Aziz Klement’e adanmış eski manastıra yerleşen topluluk, kentten ayrıldıkları 1773 yılına kadar faaliyetlerini buradan sürdürmüş. (Altta ki yapı da ara sokaktan girdiğimizde aynı yapı kompleksinin devamıdır.)
Klementinum
Yapı kompleksini daha sonra Prag Üniversitesi ile Ulusal Kütüphane devralmış. Bünyesinde bulunan Aynalı Şapel’de müzik organizasyonlarının düzenlendiği içinde  kiliseler, okullar, gözlemevi ve matbaa bulunan Klementinum'un özellikle muhteşem kütüphanesi görmeye değer(miş). bkz

Klementum Kilisesi’nin önünden ve Karlova Sokağı’ndan geçerek… 
Eski Şehir Meydanına doğru ilerliyoruz. 

Dakikalık Ev
Cendaures'lerin kavgalarını anlatan üzerindeki mitolojik resimlerle Eski Şehir Meydanı’nın en güzel yapılarından biri. Üzeri fresklerle süslenmiş olan bu evde bir zamanlar Franz Kafka da yaşamış. Anlaşılan o ki Kafka, tarihi şehrin pek çok yerinde konaklamış.

Kafeler, restoranlar cıvıl cıvıl...

Eski Şehir merkezi yüzünü gösterdi, ancak ne yazık ki restorasyonda olan 'Astronomi Saati'ni çalışır vaziyette göremiyoruz. Dia görüntüleri ile saati özel kılan atraksiyonunu ancak perdeye yansıyan gösteri ile izleyebilmek mümkün bunun için de zamanın gelmesini beklemek gerekiyor, bu yüzden vakit kaybetmek istemiyoruz. Ama astronomi saatinin tarihine ve hikâyesine değinmek isterim. 
Buradaki Astronomi Saati’ni ilk olarak 1410 yılında saat ustası Kadanlı Mikulas yapmış. Saat daha sonra 1490 yılında Charles Üniversitesi Profesörlerinden Hanus Usta tarafından geliştirilmiş. Hanus Usta bu saat ile insanlara önemli mesajlar vererek; herkesin bir gün geldiği yere döneceğini,  toprak olacağını anlatmak istemiş. Hanus Usta saati tamamladığında, o kadar çok ilgi görmüş ve ünlü olmuş ki, dünyanın her yerinden ziyaretçiler sırf bu saati görmek için buraya gelmeye başlamışlar. Kral, Hanus Usta’nın dünyanın bir başka yerine bu saatten bir daha yapmaması için, Hanus Usta’nın gözlerine mil çektirmiş. Kral’ın bu acımasızlığı, Hanus Usta’yı çok ama çok üzmüş. Ve kendisini saatin mekanizmasına atarak intihar etmiş. Böylece mekanizmayı bozduğundan kraldan intikamını da almış. Saat bozulduğu için yıllarca kullanılamamış. Ta ki 1570 yılında Jan Taborsky tarafından yenilene kadar.
ASTRONOMİ SAATİ
Rakamları İbranice olan saatin üzerinde Güneş, Ay ve Dünya’nın Galaksideki konumları gösterilmiş. Saatin yanında da 2’şer kukla bulunuyor. Kuklalar sembolik olarak insanlara hayatta neleri yapmamaları gerektiğini gösteriyor. Kibir, cimrilik, bezginlik gibi duyguları sembolize ederken…elinde mandoline benzer bir müzik aleti tutan ise Türk’e benzetilen kukla imiş ve gece hayatına, sefaya düşkünlüğü simgeliyormuş! Bunu duyduğum anda küçük bir kahkaha attığımı söylemeliyim J
Diğer 4 kukla ise bilime, adalete, astronomiye ve eğitime saygıyı simgeliyormuş. Saat başlarında 12 havari bir daire etrafında sağdan sola dönüyor ve çan sesleriyle ritmik olarak geçen havarilerin dönüşü horozun ötüşüyle bitiyor. Yani pek bir cıngıllı saattir bu. Ben daha önce ki gelişimde saatin aktif halini görmüştüm bu defa kısmet değilmiş diyorum ve sizi şuraya yönlendiriyorum.bkz
Veee geliyoruz Prag'ın kalbine, Eski Şehir Meydanına... 

ESKİ ŞEHİR MEYDANI 
Eski Belediye Sarayı (Old Town Hall ) veya Staromestska Radnice ve Pembe Renkli Yeni Belediye Sarayı yanyana görülüyor. Sarayı çevreleyen binalar Geç Gotik ve Rönesans döneminin izlerini taşıyor. 
Old Town Square veya Stare Mesto oldukça gösterişli bir meydan ve 10. yüzyıldan bu yana Prag’ın kalbi olarak kabul ediliyor. Eski şehrin önemi buraya Belediye Sarayı’nın taşınması ile birlikte daha da artmış. Eski Şehir Meydanı’nda ki Tyn ve Saint Giles Kiliseleri, Kinsky Sarayı, Astronomi Saati ilginç mimarileri ve tarihleriyle meydanın en önemli yapılarından. 
20. yüzyıla kadar kentin ana Pazar yeri de olan meydan günümüzde şık kafe ve restoranlarla, kuklacıların ve canlı mankenlerin ilginç gösterileriyle ve sokak sanatçılarının performanslarıyla oldukça renkli ve dinamik.

Pazar günleri oyun parkları kurulduğu için, 
çocuklar ve gençlerle doluydu her yer.... 



sokak çalgıcıları, kuklacılar, kimi komik, 
kimi ürkütücü görüntüleriyle 
dikkatleri üzerinde toplayan canlı mankenler 
ilginç performanslar sergilemekteydiler. 



***



Kinsky Sarayı ve Tyn Kilisesi 

veeee biraz da biz poz verelim ;) 
hep heykel, hep kule olacak değil ya! 
bizim de bir Prag Hatıramız olsun :))

Tyn Kilisesi (Church of Our Lady before Tyn)
Tarihi 16. yüzyıla uzanan Tyn Kilisesi, Âdem ve Havva adlarını taşıyan 80 metre yüksekliğindeki ikiz kuleleri ve Gotik dış mimarisiyle kentin en görkemli yapılarından biri olarak gösteriliyor. İç kısmı Barok tarzındaki yapı, zaman zaman müzik organizasyonları için de kullanılıyormuş.
Jan Hus Anıtı 
Eski Şehir Meydanının ortasında aforoz edildikten sonra yakılarak öldürülen din devrimcisi Jan Hus’un anıtı bulunuyor. Bu meydan aynı zamanda (1948) kominist rejimin de ilan edildiği meydan.  Meydanda gezinirken yerlerdeki sembolik + işaretleri dikkatimizi çekiyor, meğer bu işaretler idam mahkumlarının yerlerini gösteriyormuş. İnfazlar hep  bu noktalarda gerçekleşmiş. Şu taşların dili olsa da konuşsa! 
***
Bu arada rehberimiz bizi döviz konusunda da uyarıyor, çünkü Prag’ta  döviz bürolarında dahi dolandırıcılıkların yaşandığını belirtiyor, bir iki yer önerisi dışında güvenilir bir yer olarak arzu edenleri Koçak Gold’un  Prag ‘Old Town’ bölgesinde bulunan şubesine götürüyor. Güler yüzle karşılandığımız sıcak ortamda Koçak Gold  satış temsilcileri özel tasarım mücevherler hakkında bizleri bilgilendirirken, bir yandan dinlenip çaylarımızı yudumluyor,  bir yandan da döviz bozdurup kronlarımızı alıyoruz.  Koçak Gold -Euro Gold Centre- bkz  
Dövizlerimizi aldıktan sonra buluşma noktasını belirleyerek Prag sokaklarında dolaşmak üzere serbest turumuz başlıyor.

Barut Kulesi
17. yüzyılda barut deposu olarak kullanılan kule, Prusya saldırısında zarar görmüş, 18. Yüzyılda ise onarılarak heykellerle süslenen kule neo-gotik yapısı ile dikkat çekiyor. Hradcany Kalesi’nden Kraliyet Sarayı’na kadar uzanan Kral Yolu’nun başlangıç noktasını oluşturan ‘Barut Kapısı’nın üst katından şehre kuşbakışı bakabilmek mümkün. 

Prag Belediye Sarayı
Cumhuriyet Meydanı üzerinde yer alan Prag Belediye Sarayı, 1918’de Çekoslovakya’nın bağımsız bir devlet olduğunun ilan edildiği yer olarak tanınıyor. 
Bohemya krallarının 1383’ten 1483’e kadarki zaman aralığında kullandıkları kraliyet sarayının alanı üzerinde yükselen yapı inşa edilirken dönemin önde gelen 30 sanatçısı katkıda bulunmuş. Ulusal canlandırma sanatçısı Alfons  Mucha'nın Art Nouveau anlayışına bağlı kalarak yaptığı ve dış cephesi heykellerle süslü belediye sarayında girişte konukları görkemli “Prag’a Bağlılık” mozaiği karşılıyor.  Çek Cumhuriyeti’nin en büyük konser salonu Smetana’ya ev sahipliği yapan binanın içerisinde ayrıca kafe ve restoranlar ve sergi salonları yer alıyor.
Eski Şehir Meydanı’nda ve ara sokaklarında dolandıktan sonra…biraz da şehrin yeni yüzünü görmek üzere bu defa Yeni Şehir istikametine doğru ilerliyoruz.
NOVE MESTO  - YENİ ŞEHİR


Jindrisska Tower
Her yerde kuleler çıkıyor karşımıza.
Yine bu kulenin üst katından da panoramik 
Prag manzarası seyredebiliyorsunuz.

Buradan Wesceslas Meydanı ve Ulusal Müze farklı açılardan görünebilir.



Wenceslas Meydanı'nın orta yerinde,
Lorel Hardy bakışlı bir performans sanatçısı karşılıyor bizi :) 
Meydandaki yapıların çoğu 20. yüzyıl başlarından kalma.


Wenceslas Meydanı'na doğru ilerlerken mimarisiyle oldukça gösterişli  
olan pembe bina dikkatimizi çekiyor ve buranın aynı zamanda 
THY'nın ofisi olduğunu görüyoruz. 


WENCESLAS MEYDANI – VAKLAV MEYDANI

Önde Aziz Vaclav’ın 1912 yılında dikilen heykeli
arkada Prag Ulusal Müzesi yer alıyor. 
Şu anki görünümüne 19. yüzyılda ulaşan Wenceslas Meydanı, etrafını saran lüks mağazalar, restoranlar ve eğlence mekânları ile günümüzde Prag’ın en popüler yerleri arasında sayılıyor. Vaklav Meydanı için, kentin ticari kalbinin attığı yer de diyebiliriz. 
Bu meydan tıpkı bizim Sultanahmet Meydanı gibi, Orta Çağ’da at pazarına ev sahipliği yapan meydanmış. 1969’da Jan Palach’ın kendisini yakması ve komünist rejimin yıkılmasına neden olan Kadife Devrim gibi ülke tarihi için önemli pek çok politik olayın merkezinde yer almış. Pek çok alışveriş mağazasının, restoran ve kafelerin yer aldığı bu geniş meydanda  irili ufaklı çok sayıda sanat eserini de görebilmek mümkün.
***
Aziz Vaklav Anıtı'nın önünde yeşillikler arasında çok da fazla
 öne çıkarılmayan  (üstteki görselde yeşillikler arasında) bir anıt daha var.
 'Komünizm Anıtı' 
1968 yılında Varşova Paktı işgalini protesto ederken 
yaşamını yitirenlerin anısına adanmış bir anıt. 

Aziz Vaklav Heykeli
1880’li yıllarda Josef Schulz tarafından tasarlanan Ulusal Müze ülkenin kültürel, bilimsel ve sanatsal birikimi hakkında önemli koleksiyona sahip. Çek bilim insanlarının, yazarların, sanatçıların büst ve heykellerinin yer aldığı müzeyi ne yazık ki restorasyonda olduğu için gezemiyoruz. Zaten ilk gün için çok da yeterli zamanımız yok. Merkezden bir hayli açıldığımız Vaklav Meydanı'nda birkaç görüntü alarak tekrar geldiğimiz istikamete doğru hızla dönüyoruz.

Grupla gezerken 'mutlaka tadına bakmalıyız' dediyim 
Çek'lerin meşhur tatlısı bir Trdelnik'çi daha çıkıyor karşımıza.  
Merkeze daha yakın bir yerden alırız diyerek es geçiyoruz burayı da!.
aslında karnımız da bir hayli acıkmış durumda, ancak zamanla yarışıyoruz 
bu yüzden açlığımızı biraz daha öteliyoruz :))  
***
sokakları dolaşmaya ve etrafımıza bakınmaya
 devam ediyoruz.


Yapıların her biri birer sanat şaheseri!  
şu heykeller hele,  " bütün yükünüzü biz taşırız "der gibi! 


Tarihi atmosfer içinde sakin sakin içkinizi içip atıştıracağınız 
hoş bir İtalyan Restoranı...


Ara sokaklarda dolaşırklen küçük bir restoran dikkatimizi çekiyor ve 
hiç düşünmeden içeriye dalıyoruz hemen :)
nefis sebze çorbaları tam bizlik!. açlığımızı bastırmaya yeterli geliyor...

ve fazla oyalanmadan buluşma saatimize az bir zaman kala...
biraz daha keşif yapıyoruz Prag sokaklarında... 


Devlet Tiyatrosu (Stavovské Divadlo) 
Eski şehir Meydanına doğru giderken Havelska Sokağının sonunda karşımıza 1793 yılında kurulan Prag'ın en eski Tiyatrosu, Stavovske Divadlo çıkıyor. Bu tiyatroyu görmeyi hep istiyordum, tamamen tesadüf eseri karşımıza çıktı. İyi ki de çıktı. Bir şehri sokak sokak dolaşmanın keyfi bir başka. Değişik sürprizlerle karşılaşmak hoş bir duygu :)  
Tiyatro, 29 Ekim 1787’de Mozart’ın Don Giovanni Operasını ilk kez sahneledikten sonra oldukça popüler oluyor. Neo klasik mimarisiyle Amadeus filmine de dekor olan ve bazı sahneleri burada çekilmiş olan  tiyatroda bugün de Don Giovanni Operasını izleyebilmeniz mümkün. 

Çekler'in kuklaları ve tahta oyuncakları oldukça meşhur. 


kimi işhanlarına, kestirme yoldur düşüncesi ile daldığımız, incecik labirent gibi 
daracık koridorlar bizi böyle parklara çıkarıyor...


Prag sokaklarında dolaşırken birbirinden ilginç heykellerle karşılaşıyoruz.
Kimi absürd, kimi sürrealist, kimi de şaheser olarak niteleyeceğim 
oldukça etkilendiğim heykellerdi her biri. 


Frantisek Bilek'in Bronz Musa heykeli 

Muhteşem bir heykel öyle değil mi!
Bu heykeli Eski-Yeni Sinagog'un Parizska Caddesi'nde yürürken küçük bir parkın içinde gördük. Asıl heykel 1905'te buraya yerleştirilmiş. Nazi işgali altında 1937'de parçalanan heykel,  1946 yılında İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, orijinaline sadık kalınarak yeniden yapılmış ve yerine yerleştirilmiş.  
Tabi ki biz Old Town'a geri dönerken farklı bir yöne doğru ilerlemişiz ve Prag'ın Yahudi Mahallesine gelmişiz. Fazla açılmışız yine!. her zaman olduğu gibi yine, görsel hafızamıza dayanarak; ben diyorum şu sokak eşim diyor hayır bu sokak!.. en sonunda  google haritamız bize doğru istikameti gösteriyor.  
Hızlıca yürürken tepelere bakmayı da ihmal etmiyorum. Ve bakın ne görüyorum!! şu binanın tepesinde gördüğüm salınan adam heykeli! çok ilginç değil mi? iyi ki kadrajıma almışım bu görüntüyü. Sonrasında araştırdığımda bu heykelin çok önemli bir heykel olduğunu öğreniyorum.
Salınan Adam - Sigmund Freud, 1996
Heykeli Çek’lerin Meşhur Heykeltıraşı David Černý yapmış.
1997 yılında yapılan heykel Berlin, Stockholm ve Londra gibi şehirlerde salındıktan sonra şimdi yine Eski Şehir, Husova Caddesi’nde ki bu binada salınmakta ve Prag'lılar kadar, benim gibi yerli ve yabancı turistleri de selamlamaktadır. Sol eli cebinde, sağ eliyle salınan Sigmund Frued’un küçük bir heykeli olan eser, entellektüel kişilere atıfta bulunarak yapılmış. Detaylı bilgi için bkz.
Adım attığımız her yerde Kafka’yla hep göz göze geliyorum.  Kafeler, hediyelik eşya satan mağazalar, kitapevleri ve daha pek çok yere ‘Kafka’ nın adı verilmiş. Yaşarken yeterince kıymeti bilinmeyen öldükten sonra da adeta her şeyi ile metaya dönüştürülen değerlerden biri Kafka! Keşke yaşarken de değeri bilinseymiş!. Yaşadığı evlerden biri de bu ev, ve o da restorasyonda. Onu bu demir paravanlar ardında bakarken görmek etkileyiciydi!. 
Trdelnik
Veeee Çekler'in meşhur tatlısıyla nihayetinde buluşuyorum :)
tatilde diyetler fora!
Makara tatlısı trdelnik İzmir lokması kıvamında, biraz daha çıtır bir tatlı bu!düşen kan şekerimi dengeliyor :) içine istediğiniz sosu ilave edebiliyorsunuz. Fındık ezmesi, marmelatlar, çukula sosu, dondurma ... Bu tatlıyı biz çok beğendik hatta Çek gezimiz süresince bir iki defa daha Trdelnik yedik, enerji depoladık. 
***
Buluşma saatimize az bir süre kala,
Eski Şehir merkezine vardığımızda, hava kararıyor, gök gürüldemeye!
ve...yağmur damlaları kısa bir süreliğine de olsa yağmaya başlıyor.


Atlar da bizi mi bekliyor dersiniz?

Grubumuzla buluşup...rehberimizin önderliğinde 
Çek Köprüsü'ne doğru ilerliyoruz.


***

Çek Köprüsü - Čechův Most
Vltava Nehri üzerindeki köprü Art Nouveau tarzında yapılmış, 10 köprü içinde Prag'daki en kısa köprüdür Çek Köprüsü. Bizi alacak olan tur aracımıza gitmek üzere köprüden yaya olarak karşıya geçiyoruz.
Sanatsal dekorasyonu ile dikkatimizi çeken köprü sütunlarının üstündeki camlı demir fenerler ve üzerindeki  Antonin Popp'un deha heykellerinden oluşan  4 bronz heykel de köprünün simgeleri arasında. Bir de bu panoramik görüntüye aşk kilitleri de eklenince! bu detaylarla köprü, gözümüze daha bir romantik görünüyor!.
Gezimizin ilk günü, yollara çıkma heyecanı içinde, tam uykumuzu alamadan ayak bastığımız Prag'ta, biraz yorgun olmakla birlikte yine de pek çok yer gezdik. Birazdan tur aracımıza binip, otelimize yerleşeceğiz, gece iyice dinlendikten sonra, bir sonraki güne daha zinde başlayacağız. Yarın ki programımızda Karlovy Vary var. 

***

İkinci günün akşamında yani Karlovy dönüşünde ise Çek Gecesi'nde folklor dansları eşliğinde eğleniyoruz ve meşhur Becherovkalarımızı ilaç niyetine içerek na zdraví diyoruz :) 
Esin Bozdemir 
2. Günümüz Karlovy Vary 

10 yorum:

  1. Yine muteşem yine muhteşem;okumaya, bakmaya doyamadım bir gezi yazısı Esin'ciğim.İnan ki Esin çok güzel anlatıyor gitmesem de olur diyorum...😌Çok teşekkürler, Sevgiler💜

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Arzu Sarıyer,

      Güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim Arzu Öğretmenim. Ama sizin de gidip görmenizi çok isterim. Benden de size çok çok sevgiler, saygılar ❀❀❀

      Sil
  2. Ama olmazki, böyle de güzel anlatılmazki cancağızım.
    Hem gezmiş kadar oldum, hem gitmek için büyük istek duydum oralara.
    Çok teşekkürler, harika bir paylaşım olmuş sımsıcak anlatımınla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @tülin

      Ümit ederim en kısa zamanda bu isteğiniz gerçek olur.
      Güzel ve içten sözleriniz beni de mutlu etti :))
      Çok teşekkür ederim Tülin hanım hanım. Sevgiler, esenlikler dilerim ✿✿✿

      Sil
  3. Harika kent, harika fotoğraflar ve tanıtım. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @ali zafer sapci,
      Prag'ın hissettirdiği duygular güzeldi gerçekten.
      Ben teşekkür ederim Ali Bey...
      Esenlikle ✺✺✺

      Sil
  4. Gerçekten muhteşem ötesi diyebilirim..En çok görmek istediğim yerlerin başında geliyor.Mistik ve tarih kokuyor resmen.Fotoğraflar süper,yazdıklarınızı da okumaya doyamadım.Çok güzel anlatmışssınız teşekürler.En kısa gideceğim inşallah...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @yat marmaris,
      Çok teşekkür ederim. Farklı coğrafyalarda bulunmak güzel gerçekten. Prag'da tarihine sahip çıkan özel şehirlerden biri. Umarım en kısa sürede görmek istediğiniz yerlerde olursunuz, şimdiden iyi seyahatler dilerim. Esenlikle...

      Sil
  5. Esin hanım merhaba,
    Uzun bir süreden sonra ülkeye dönmüş gibiyim. Prag'ı görünce bakmadan edemedim. İnsan gittiği yerleri yeniden görünce hem tekrar anıları canlanıyor hem de farklı bir şeyler görünce görüp yapamadıklarının da farkına varıyor. Nefis resimlerinizde Trdelnik dediğiniz tatlıyı görünce Romanya Braşov'da tattığım "Kürtoskalac" gibi bir adı olan tatlıyla aynı olduğunu gördüm. Prag'da görmemiştim. Benzer tatlar olsa gerek. Sevmiştim. Galiba Budapeşte'de de benzeri var.
    Sevgi ve saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Mehmet Bilgehan Merki,
      Sizi uzun bir aradan sonra, yeniden blog sayfalarında gördüğüme çok memnun oldum Bilgehan Bey. Prag'da yediğimiz Trdelnik'i biz çok beğendik sizin de dediğiniz gibi aynı tatlı Budapeşte'de de vardı.Elbette kendi ülkemizde çok daha zengin bir tatlı kültürü var ama insan gittiği ülklerin yemek kültürünü de merak ediyor ve tadına bakmak istiyor. Hele ki yoğun bir tempo içinde gün boyu dolaşınca düşen kan şekerine de iyi geliyor. Normalde tatlılar hayatımızda neredeyse yok gibi!..biraz da tatil rehaveti içinde kendimizi ödüllendirmek oluyor bu küçük tatlı kaçamaklar! ama bu kadarcık da oluversin diyoruz kendimize!.
      Size ve ailenize sevgi ve esenlikle...

      Sil

Related Posts with Thumbnails