13 Temmuz 2017 Perşembe

Okyanus Dalgalarının ve Balıkçı Kadınların Şehri Nazaré

"Ruhumun olanca özgürlüğüyle bakıyorum uzaktaki o vapura ve yavaşça bir dümen dönmeye başlıyor içimde." Fernando Pessoa
Ve… Portekiz gezimizin en beğendiğim destinasyonlarından birine geliyor sıra. Araya bayram ve bir de mevsim normallerinin üzerinde seyreden kavurucu sıcaklar da girince; buharlaşmaya yüz tutan bünyeyi, siesta uygulamasına geçerek kurtarıyorum ;) bu yüzden 13.00 ve 17.00 arası kepenklerimiz iniyor ;) ancak akıllı tf.lar imdadımıza yetişiyor! böyle anlarda can yeleğimiz oluveriyor;  instagram, facebook irtibat hatları ile anında paylaşılan görüntülerle, sosyal hayat canlılığını korurken! ben de arada bir ‘yaşıyorum, hayattayım' mesajı veriyor; Portekiz müzikleri eşliğinde bir yandan Endülüs kitapları ve bitirmek üzere olduğum Lizbon’lu yazar Jose Saramago'nun 'Yitik Ada'nın Öyküsü' kitabı ile İber Yarımadasından Okyanus’a doğru seyr-ü sefere çıkıp, yanında da buzlu soğuk içecekler ve yüzüme düşen bir iki dost tebessümü ile ancak kendime gelebildiğim günlerin içinden geçerken daha fazla rehavete kapılmadan Endülüs gezimizi kaldığımız yerden anlatmaya devam ediyorum. Oh!.. nokta :))) Saramago'nun etkisi bu!..uzunnnn ve devrik cümleleri okuya okuya bana da sirayet etti sanırım. Şimdi Okyanus’un dev dalgalarıyla buluşup göz kamaştıran sahillerinde gezecek ve püfür püfür esen rüzgârlarıyla da bir güzel ferahlayacağız.
Nazare, Portekiz’in oldukça popüler olan bir sahil kasabası, en önemli özelliği ise Eylül ve Ekim aylarında kıyıları döven dev dalgaları,  bu yüzden sörfçülerin de vaz geçilmez mekânı. Şimdi ben size gezimizin detaylarını aktarırken, bir kez daha yolculuklara çıkacağım, ruhum kanatlanacak, kalbim pırpır edecek ve o uçsuz bucaksız okyanus gözümün önüne gelecek! ama bu defa birlikte uçacağız ;)  
Hazır mıyız uçmaya!. Kemerlerinizi bağladınız mı sıkı sıkıya!. O halde yolculuğa başlayabiliriz artık.
Lizbon’a 100, Porto’ya 230 km mesafede ve üstelik okyanus kıyısında olan Nazare’ye gitmek üzere yola koyuluyoruz. Keyifli geçen yol seyrinin ardından Nazare’ye yaklaşırken, rehberimiz Eser Hanım kısaca, sahil kenti Nazare’nin tarihi ve coğrafi özelliklerinden bahsediyor bize. 

Nazaré Lighthouse 
Kumsalıyla, insan boyunu aşan ve 20 metrelere kadar uzanan dev dalgalarıyla ünlü balıkçı kenti Nazare ilginç bir kent profili çizerken heyecanımız da artıyor ve rehberimiz, kentin kuruluşuyla ilgili en popüler olan ve kabul gören efsaneyi ( Don Fuas Roupinho hakkında anlatılan geyikli hikâyeyi) başlıyor anlatmaya.   
Efsaneye göre; Portekizli Şövalye Dom Fuas Roupinho av meraklısıdır.  Sene 1182’de puslu bir sabah vaktinde geyik avına çıkar Dom Fuas. Çok geçmeden avını görür, amansız bir biçimde koşan bir geyiğin peşine takılır. Ancak geyik aniden gözden kaybolur. D. Fuas atının üzerinde son hız ilerlerken geyiği yutan uçurumu fark eder ama ne mümkün, durmak için çok geçtir artık.  Ancak tam uçurumdan yuvarlanacakken mucizevi bir biçimde at, uçurumun kıyısında duruverir. Söylentiye göre hayali bir melek atını durdurmuştur o anda. Dom Fuas bu olaydan öylesine etkilenir ki, hayatta kalışının anısına, olayın gerçekleştiği bu yere bir şapel inşa ettirir. Burada aynı zamanda kökleri Meryem Ana'nın mucizevi görünümü ile yakından bağlantılı olan (Ermida da Memória'nın) saf damlasının kenarına yapışan küçük de bir kilise bulunur.
Nossa Senhora da Nazaré - Nazare Kilisesi 
İşte bugün bizim geldiğimiz bu meydanda gördüğümüz şapel o efsaneye konu olan yerdedir. Ermida da Memória (küçük piramidal şapel). Böylece Nazere şehri de bu şapelin etrafında yavaş yavaş şekillenir.  
Ancak 1377'de Kral I. Fernando, 16. ve 19. yüzyıllar arasında tamamen değişime uğramış daha geniş yeni bir kilise kurar. Nossa Senhora da Nazaré Kilisesi. 
Nazare Kilisesi, Pederneira Koyu üzerindeki kayalık ayağı üzerinde yüksek denizci el kitaplarında bir dönüm noktası olarak kayde geçer. Bugün birçok hacı adayı ve ziyaretçiler, elle boyalı azulejos çinilerinde bu hikâyenin tasvir edilişini görebilirler. Ana sunağın arkasında ve üstünde Nazaré Lady’nin  mucizevi heykeli ve ayrıca Roupinho'nun atı da şapelin altındaki Crypt'de de bulunan bir taş içinde oyulmuş  ayak izi ile birlikte bulunmaktadır. 
Nazare, her yıl  8 Eylül’de, kuruluş hikayesinin yıldönümünü (Festivities of Nossa Senhora de Nazare) dini bir festivalle kutlamakta imiş. Bu önemli bilgiyi de bu vesileyle sizlere aktarayım ki, sizler de ola ki, Portekiz tatilinizi bu günlere denk getirirseniz, Lizbona’a yakın mesafede olan Nazare’ye gelir ve bu festivali de görmüş olursunuz. Bu arada benim de kulaklarımı çınlatırsınız olur mu!. 
Derken… Nazare şehrine giriyoruz.

Kendine has rengi olan karakteristik bir şehir burası, 
tur otobüsüyle şehrin içinden geçerken 
bunu gözlemleyebiliyorum. 
Hafif rampa, yokuş aşağı inen 
sokakların hepsi okyanusa bakıyor.

 Corrida de toros - Arena
Boğa güreşlerinin yapıldığı arena.

Daracık sokaklarda yol alırken kadrajıma ancak böyle giriyor  arena görüntüsü!.  

Nazaré, kayalık bir tepenin üzerine kurulu olan Stio, aşağı şehir Pederneira ve şehrin merkezi  (sahil) Praia olmak üzere üç ayrı bölgeden oluşuyor. 
Ve biz Nazare gezimize ilk önce Stio’dan başlıyoruz. Burası aynı zamanda şehrin en güzel manzarasına hakim olan bir tepe.

Muhteşem bir manzara bizi karşılıyor. Martıların eşliğinde -Miradouro do Suberco’dan,- Banhos Plajı’na kuş bakışı bakıp, upuzun sahil şeridini ve göz kamaştıran altın sarısı kumsalın görüntüsünü kadrajımıza alıyoruz.
Nazare’nin falezleri nasıl da etkileyici görünüyor! çünkü karşımızda gördüğümüz bu leb-i derya Atlas Okyanusuna açılıyor. Ünlü kaşif Vasco de Gama uzak deniz yolculuklarına çıkmadan önce dua etmek için gelirmiş Nazare falezlerinin olduğu yere. 
Bir an gözlerimi kapıyorum, yelkenlinin içinde, kaşifin yanındayım ve okyanus’a açılıyorum… sonsuzluğa uzanmak heyecan verici! ancak daha ilginç kareler yaşadığım şu anda, asıl manzara arkamda!. 
Dönüşüm muhteşem olacak; dönence; ‘biliyorum, duyuyorum, görüyorum’ ta, ta, ta, taaaaaa!.. evetttt ;)
 Şu ifadeye bakar mısınız?
 'ayhhhh nerden çıktın sen ' der gibi :))
 sıcacık bir karşılama :)
Yerel kıyafetler giyen ilginç bayanla göz göze geliyorum o anda!.  nasıl hoş bir duruş öyle, nasıl da sıcacık bir karşılama!.. ilk izlenimim harika oluyor Nazare ile!.
Kat kat renkli etekli kıyafetleri ve farklı bir şekilde başlarını kapatan örtüleri dikkatimi çekiyor. Modern hayatın içinde bilinen giysiler kadar Nazare’li kadınlar geleneksel kıyafetlerini ve kültürlerini halen yaşatıyorlar. 
 Ermida da Memória;  
Piramidal çatıya sahip, küçük ölçekli şapel. (üstteki foto)
Baskın olarak siyah baş örtüsü takan balıkçı kadınlar ve çok katlı ve renkli etekler giyen kadınların giysilerindeki temaların bir anlamı olmalı diyorum ve yabancı kaynakları araştırdığımda nedenini öğreniyorum.  

Meğer bu çok katlı ve renkli etekler;  haftanın yedi gününü, gökkuşağındaki yedi renkle ve her katı, yedi dalgayı içeren;  kimi İncil’den, kimi  mitolojiden, kimi de sihirli atıfları temsil ediyormuş.  Çünkü yaşlı balıkçılar, soğuk, ıslak ve rüzgarlı koşullarda, sahildeki adamlarının güvenli bir şekilde dönmesini beklerken, bu giysiler içinde kendilerini hem daha sıcak hem de inançların verdiği güç ile daha iyi hissediyorlarmış.. Bu kadınlar ve destekledikleri balıkçılık endüstrisi, bugün Largo dos Cedros'daki Nazare Kadınları Anıtı'nda temsil edilmekte imiş.

Ve bu bilgilerden sonra dönecek olursak yeniden Stio’daki teyzelere…  gözlerim tezgahlardaki fındık ve fıstık türü çerezlere takılıyor, zaten renkli bayanların da onca süsü-püsü, geleneksel kıyafetleri tanıtmak kadar, aynı zamanda geçim derdi de olmalı! Bunda da yadırganacak bir şey yok elbette! Öyle kuru kuru teyzelere, amcalara göz süzmekle olmaz!.  

Karamelize edilmiş şekerlemeler  renkli bayanlar kadar olmasa da, yine de ilgimi çekiyor, sonra kan şekerim de düşmüş olabilir!. kavrulmuş fındıklı olanından alıyorum birkaç paket, yollarda bakınırken tüketirim (bu arada diyetimiz de kısa bir tatile giriyor) böylece Nazare’li satıcılarla gönül rahatlığı içinde birer hatıra fotoğrafı çektiriyorum, aksi taktirde pek istekli olmuyorlar fotoğraf çektirmeye. 

Yani yok öyle bedava foto der gibi halleri! Erkekler daha bir munis, kadınlar ise sanki biraz daha dominant! yönetimi ele geçirmiş gibiler. Çünkü ağırlıklı olarak balıkçılıkla da kadınlar ilgili!. sahile indiğimizde tanık olacağız bu duruma.   
 
Bu arada hatırlayalım bir  kez daha Fado’yu!. Blues müziğine çok benzeyen Fado, Keşifler Çağı'nda uzun deniz yolculuklarına çıkıp da geri dönmeyen denizciler için söylenmiş. 
Ve gezimize şimdi, "Portekiz'in Sesi" Amalia Rodrigues da  (1920-1999) o kadife sesiyle bize eşlik etsin!...ne dersiniz? 
Erkeklerin ardından bakakalan, gözü yaşlı ve çoğu dul kalmış kadınlar!.. bu kadınlar, emekçi kadınlar!. Hayatın yükünü taşımış…zorluklara göğüs germiş!. Cabbar kadınlardan onlar da!.. düşünüyorum, bu asırlık çınarlarda, kim bilir ne hikayeler vardır, onlara da anlatılan atalarından yadigâr!. demem o ki, hiçbir Avrupa ülkesine benzemiyor Portekiz. Mimarisiyle, doğasıyla, insanlarıyla…bir başka!.
 
Kiliseler dahi daha bir farklı yapıda. Nazare’deki dini yapılarda, dışarıdan görebildiğimiz o çinilerle süslenmiş mimari dokuda ve şehrin ilk durak noktası olan tepedeki yerleşim yerinde bulunan Nossa Senhora kilisesinin (zamanımınız yeterli olmadığı için içini göremesek de bilgi edindiğimiz) içindeki çini örneklerinde de anlatılan hep; Endülüs Emevileri’nin (Portekiz 756 ile 1031 tarihli ) izleri bulunmaktadır. 

Capilla de Nossa Senhora da Conceição
Nossa Senhora kilisesinin içini biz göremesek de siz mutlaka girip gezin. Çünkü burada hem doğu, hem de batı esintilerini nasıl harman olmuş görebileceksiniz. İşte bu yüzden Portekiz’de her kentin kendine has bir hikâyesi var.  
Portekiz köklü  bir tarihe ve köklü bir kültüre sahip. Bunda küçük İberia Yarımadası’nın, bir yüzyıl boyunca denizleri fethetmesinde ve dünyaya egemen olmasındaki en büyük gücü ise Okyanus Çağını açmış olmasından kaynaklanmaktadır.  Ne de olsa burası Okyanus’a açılan bir kapıdır!. Yarımada küçük olmakla birlikte tıpkı İstanbul gibi hem coğrafi yapısı hem de tarih sahnesindeki yeri ile stratejik bir konuma sahiptir.

Stio meydanında tarihi bir şapel bulunuyor. Öyle ki bu bölge 13. yüzyıldan itibaren dini merkez olarak kabul ediliyormuş. İçeriyi gezip görme şansımız yok, çünkü sadece 10-15 dakikalık fotoğraf molamız var, bu yüzden ancak görüntü alabiliyorum.

Alanda ise, hediyelik eşya satan irili ufaklı dükkânlar bulunuyor.  
D. Fuas’nın yaptırdığı şapel; Capela da Memoria, Nossa Sanhora da Nazare, Etnografya ve Arkeoloji Müzesi, Dr. Joaquim Manso Müzesi, Stio’da görebileceğiniz yapılardan bazıları. 

Pederneira ise, Praia’nın doğusunda (plajların arkasına düşüyor) dik kayalıklar üzerinde kurulmuş şehrin bir diğer bölümü. Merkezin biraz dışında kalan Pederneira, yürümeyi sevenler için çok da uzak bir mesafede değil. Üstelik tepelere doğru çıktıkça görüş alanınız da değişecektir. Buraya geldiğinizde ise; Igreja da Misericórdia da Pederneira Church, Sao Bras Tepesi görülebilir. 
Ve…yeniden otobüse biniyoruz. Şimdi aşağıya sahil kesimine ineceğiz. Ancak, Stio’dan aşağı şehre (Praia) merdivenlerle ya da fünikülerle de inmeniz mümkün.

Nazaré Funicular 
Siz tur aracılığı ile değil de kendi olanaklarınız ile gelirseniz eğer bu şekilde füniküleri de kullanabilirsiniz. Özellikle gün batımında çok daha keyifli olabilir bu inişiniz benden söylemesi. (- Photo  burdan)

Evet artık Praia’dayız. Yani plaj kısmında yer alan şehrin merkezindeyiz.   
Miro tablolarını andıran; uçuk sarı ve güneşten solmuş pastel renklerin hakim olduğu, tepelerden aşağıya inen daracık sokakların sahille buluştuğu, geniş ve uzun kumsalı -Banhos Beach- ve önde uçsuz bucaksız kaybolacağınız okyanusu ile Nazare’nin kalbindeyiz.

Nazare’nin tepeden Stio’dan görüntüsü kadar, kıyı şeridi de bir başka güzel.

Kendine has doğal güzelliği yanında, bir o kadar da, sessiz sakin, kendi halinde bir belde. Bizim de üzerimize siniyor o ahestelik, sessizlik hali… hayat daha bir durağan, ancak bu demek değildir ki, bir teslimiyet hakim!.. gördüğünüz gibi kıyılar balıkçı ve emekçi teyzelerle dolu!


Grubumuzun çoğu kıyı şeridindeki restoranlara akın ediyor, biz ise önce biraz keşif yapmak istiyoruz ne de olsa okyanus hemen yakınımızda!. Geniş kumsalın mesafesi en az 100-200 metre vardır.  Trafik karmaşası, gürültü patırtı, yüksek volümlü müzik sesleri falan yok burada. Havada sadece okyanus kokusu ve dalgaların sesine eşlik eden bir de martıların sesi…

Kumsalın en ferah noktalarına, yöresel kıyafetleriyle güneşten yanmış kavruk tenleri ve güleç yüzleriyle balıkçı kadınları kurulmuşlar. 

geleneksel yöntemle güneşte kurulmuş olan balıklar...


*****
Kimi ağ örmekle meşgul, kimi geleneksel yöntemle balık kurutma tezgahlarını sıralamış balıklarını kurutuyor, kimi satışa çıkarmış, kimi de elinde küçük tabelası ile oturmuş ‘kiralık’ odam var diyor ve sessizce bekliyor.  
 
Okyanus balıkları bunlar!.

Portekiz mutfağının baş aktörü balıklar ve Portekiz en çok da Morina balıklarıyla ünlü.


Kocaman kocaman gördüğümüz bu balıklar efendim morina balıkları oluyormuş. Mis gibi lop et, gerçekten de tadı nefis ;) işte teyzeler aralarında pek çok değişik deniz ürünü olmakla birlikte en çok morina balıklarını kurutmuşlar ve şimdi alıcıları beklemekteler. 

karamelize edilmiş kuru yemişler...


*****

 
Kumsalda ise rengârenk balıkçı kayıkları…

Bu kayıklar günümüzde halen kullanılan ahşap balıkçı kayıkları oluyormuş.

Fenikeliler’den bu yana, bölgedeki ilk balıkçıların kullandıkları bu kayıklar;  altları siyah, üzerleri renkli çizgileriyle ve dekorasyonuyla Nazare’nin simgesi olmuş.

Kayıkların en altını siyaha boyamışlar hep, bunun nedeni ise, geri dönmeyen eşlerinin ardından balıkçı kadınların yaslarını ifade etmek amacıylaymış efendim.

-       Casa Museu do Pescador ( R. Sousa Lobo), Nazaré'ın balıkçılık nüfusuna adanmış küçük bir müzesi. Geleneksel bir yazlık içinde yer alan müze, 20. yüzyılın başlarında inşa edilmiş. Tipik bir balıkçı ailesinin evi olan müzeyi de görülecekler arasına alabilirsiniz.  

(bir balıkçının en önemli iki şeyi tespit etmesi; Gölgeler ve fırtınalar ile  günbatımından sonra balık tutmak için kullanacağı birçok sarkıtma lambası. Sanatçıların gözlemledikleri önemli ayrıntılar. Sokaklardaki eserlerde bunları görebilmeniz mümkün. ) 
 Praia’da halka açık plaj nefis 
São Martinho do Porto plajı 8 km boyunca uzanıyor. Neredeyse kapalı denecek kadar yuvarlak bölme içinde kalan koy, oldukça korunaklı. 
Suyun ortalama sıcaklığı ise Atlantik’te başka yerlere göre daha yüksek olma eğilimi taşıdığından ve bozulmamış plajı ile küçük çocuklu aileler için de oldukça elverişli. Yani çocuklu aileler için de böyle küçük bir balıkçı kenti, üstelik Okyanus suyunda yüzebileceğiniz... alternatif bir tatil destinasyonu düşünülebilir! çok da güzel olur ;) benden söylemesi.
Balık cenneti, Nazare’de balığımızı yiyeceğiz tabi ki, ama ondan önce Okyanus’a ayaklarımızı değdireceğiz ;) yüzemesek de okyanusta, şöyle bir güzel ayaklarımızı sürelim bari! değil mi yani;)


****
biz ne de olsa ‘yurdumuzun biricik, nadide insanıyız’ paçalarımızı sıvar, böyle de okyanusa ayaklarımızı dokundururuz ;)  sonra bilesiniz ki burada, kimse kimseyle ilgili değil!. yok bana bakan varmış! Yok şöyle konuşan varmış!.. kibirli ve çalımlı insanlar ülkesi değil burası!. Herkes kendi halinde!. Kendi dünyasında..sevdim ben bu Portekiz’i!.. 

*****


*****


Sahile paralel ana cadde de, küçük küçük balık restoranları, 
kafeler, barlar bulunuyor. 

Avenida Marjinali' nin uzunluğunu takip ederek yürürken 
lokantaların camekanlı vitrinlerinde 
çeşitli yerel balık spesiyalitelerini görüyoruz. 
Caldeirada à Nazarena, bölgenin tipik 
zengin balık yemeği oluyormuş. 
Ayrıca mevsimine göre çıkan balıklardan 
oluşturulan zengin bir mönü ile 
yine bir balık cennetindeyiz :)


Ve artık midemizi balık ziyafeti ile şenlendirebiliriz!.  
Küçük bir balık restoranına giriyoruz. 
Mönü’den siparişlerimizi veriyor, soğuk bir bira eşliğinde makul bir fiyata balıklarımızı yiyoruz.

Bir de sipariş vermediğimiz halde masamıza gelen starter’ başlangıç’ aperatifleri de bizim için ayrı bir sürpriz oluyor. Lezzetine doyamadığımız ızgara kalamarlar ve meşhur bacalhau'larımızı afiyetle yedikten sonra...

İmzamızı okyanus dalgalarına emanet ederek :) son bir kez daha bakıp ayrılıyoruz Nazare'den!.  Takipte kalınız dostlar, gezimiz devam edecektir.
Esin Bozdemir


Yardımcı Kaynaklar: Buradan - Buradan - Portekiz, 'Yuvarlak Dünyanın Köşeleri' Big Waves Photo: Pedro Miranda/Demotix

11 yorum:

  1. Müzikle birlikte sahilde kayboldum sanırım :)

    YanıtlaSil
  2. Anlatım keyifli hele o fotoğraflar... Fotoğraflara hayran kaldım nasıl güzel çekimler öyle? Ellerinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @arkeo rehber,
      Çok teşekkürler. Görselleri eşimle birlikte çekiyorum.
      Farklı görme biçimlerini önemsiyoruz.

      Sil
  3. Harika gezi ,yazı ve fotoğraflar.Göz ,kulak şenlendi;Okyonus kıyıları köpük köpük ne heyecan verdi kimbilir...Bir gün belki görebileme umudum saklı kalsın.Çok teşekkürler Esin 'ciğim,çok sevgiler 💜

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Arzu Sarıyer,
      Çok teşekkür ederim Arzu Öğretmenim. Okyanusa bu kadar yakın olmak gerçekten çok heyecan vericiydi. Sizin de görmenizi yürekten temenni ediyorum. En içten sevgiler, saygılarla..

      Sil
  4. Gidip görmek lazım gerçekten. Paylaşım için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  5. Ahh! Hayran oldum; sayenizde güzel bir gezinti oldu benim için. Yüreğinize sağlık. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @AKAN ZAMAN,
      Portekiz'i biz de beğendik.
      Teşekkürler..

      Sil
  6. Rodriguez'in büyüleyici sesi ile birbirinden değerli diğer gezi post.ları içinde ağıtlarıyla bu bölümden de çok etkilendim.

    YanıtlaSil

Related Posts with Thumbnails