29 Mayıs 2019 Çarşamba

Monaco'dan izler ve yansımalar


Geziye çıkmak için en ideal mevsim ilk ve sonbahar mevsimi. Biz tatil tercihlerimizi genellikle ilkbaharda veya yaz sonunda gerçekleştiriyoruz. Ve -son üç dört yıldır-yılda bir defa da olsa bir yurt dışı gezisine çıkıyoruz. Planlarımızı ve bütçemizi buna göre ayarlıyoruz. Geçtiğimiz yıl, Orta Avrupa seyahatine çıkmıştık ve seyahatimiz kültür ağırlıklıydı. Bu defa gezi planımızı doğadan yana kullandık ve yaptığım bir dizi araştırmaların sonunda ‘Elegant Avrupa’ turunu tercih ettik. Tur kapsamında 5 ülke; Fransa, İtalya, İsviçre, Almanya ve Monaco ve 20’ye yakın irili ufaklı yerleşimler bulunuyordu. Rotamız, büyük şehirler, metropoller yerine daha çok küçük şehir ve kasabalardan oluşuyordu. Pastoral manzaralar görecektik. İtalya’nın güney kıyıları, İsviçre’nin Alp Dağları, göller, kanallar, vadiler, minik minik köyler ve ortaçağ kentleriyle buluşacaktık. Dolayısıyla tarih ve kültür yine olacaktı ama çoğunlukla doğanın kucağında olacaktık. Bir de bahar mevsiminde pek tabi ki, etrafımızı rengârenk çiçekler, böcekler, kelebekler saracak ve yemyeşil vadilerin içinden geçecektik. Bunları bilmek dahi heyecan vericiydi. Kısaca seçtiğimiz ‘Elegant Avrupa’ turu doğa severler için ideal bir turdu yani tam da bize göreydi.

Nihayet kararımızı verdik, tercihimizi ‘Elegant Tur’dan yana kullandık. Ve üç dört ay öncesinden seçtiğimiz turun tüm işlemlerini sırasıyla yerine getirip, vizelerimizi de sıkıntısız bir şekilde teslim aldıktan sonra, bavullar hazırlandı ve geri sayım başladı. Heyecanlı bekleyişimiz havaalanında bizi karşılayan rehberimizle tanışıp, grubumuzla birlikte uçağa bininceye kadar sürdü. Ta ki uçağımızda bize ayrılan yerlere oturup, kalkışa geçinceye dek!.  işte o an, can yoldaşımla birbirimize bakıp, derin bir nefes aldığımızı söyleyebilirim. Sabiha Gökçen’den hareketle, Milano (Bergamo)’ya varışımızı takiben bizi bekleyen özel otobüsümüzle gezimizin ilk rotası olan Monaco Prensliği’ne gitmek üzere yola koyuluyoruz.

MİLANO/ Bergamo'dan MONACO'ya giderken... 

Kaptanımız, rehberimiz ve farklı şehirlerden tura katılan grubun renkli 'Türkiye karmasıyla' hep bir ağızdan ‘her şeyin güzel olacağı bir gezi’ düşüncesi içinde ve pozitif bir sinerjiyle yolculuğumuz başlıyor.  Artık tatil an'larının içindeyiz. Bunu yaşamak ve hissetmek gerçekten güzel bir duygu.

Bu arada rehberimiz kendisini tanıtırken bir yandan da gezi programı hakkında bizleri bilgilendiriyor. Profesyonel rehberlik mesleği yanında, aynı zamanda bir çevirmen oluşu, tarihi bilgisi ve entelektüel yönüyle de birikimli bir rehberle yola çıkmış olduğumuzu bilmek daha ilk dakikalardan itibaren bizleri rahatlatıyor. Turumuzda yaklaşık 2750 km. yol kat-edeceğimizi öğreniyoruz. Turda dikkat edeceğimiz en önemli konu ise zamanlama. Bu yüzden öncelikli olarak kol saatlerimizi, ülke saat dilimine göre bir saat öne alıyoruz.


Milano’nun banliyölerinden ve sanayi bölgelerinden geçerek upuzun bir vadi üzerinden güney istikametine, Fransa sınırındaki Monaco’ya doğru yaklaşık 350 km.lik, uzun bir yolumuz var. Milano’yu ise gezimizin son gününde gezeceğiz.

İtalya’nın önemli pirinç üretimi merkezleri ile pirinç tarlalarından ve 500 km uzunluğundaki İtalya’nın en uzun nehri olan, Po Nehri’nin üzerinden ve rengârenk tarlaların arasından geçiyoruz. Sağ tarafımızda tepeleri karlı dağları görüyoruz. Bu dağlar da meşhur Alp dağları.


Ve upuzun tünellerin içinden yılan gibi süzülerek geçtiğimiz harika bir yol seyri ile gezimizin en uzun birkaç yolculuğundan ilkini gerçekleştiriyoruz. Ancak bu durum biraz da işimize yarıyor. Çünkü yola çıkmadan bir gün öncesinin telaşı, stresi ve uykusuzluğu var üzerimizde. Hazırlıklarımızı her ne kadar en az üç beş gün öncesinden tamamlamış olsak da yine yollara çıkacak olmanın heyacanı işte!. Böylece bu uzun yol seyri, -bizim için- biraz da dinlenmemize vesile oluyor.

Monaco'ya yaklaşmak üzereyiz. Gözümüz yolda, kulağımız ise Monaco tarihini anlatmaya başlayan rehberimizde. Pür dikkat dinliyoruz. 

Monaco’nun tarihi 8. yüzyıla kadar uzanır. Öncesinde liman bölgesinde küçük bir balıkçı köyü iken daha sonra derebeyleri tarafından ufak bir kalenin etrafına toplanan şehir -8.Yüzyılda dahi vergi kolaylıklarıyla- kısa bir sürede refah bir seviyeye gelir ve nüfusu da yavaş yavaş çoğalır. En önemli gelir kaynağı ise deniz ticaretidir.

Monaco’yu ilk kuran Derebeyi Grimaldi Ailesi’dir ve aynı aile tarafından yönetilerek günümüze kadar uzanan bir prensliktir. Tarih boyunca bağımsızlıklarını koruyabilmiştir. Sadece Fransız ihtilalinde kısa bir süre Fransa, Monaco’yu kendi topraklarına dahil eder. Fransız ihtilalinde Monaco da yerle bir olur. Prenslik ailesinin fertleri, Monaco şehrinin meydanında giyotinle öldürülür. Sarayın zengin sanat eserleri saray meydanda yakılır. 1. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar (1789'dan 1918'e) Monaco’nun Fransa’ya bağımlılığı devam eder.

1. Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa ve Monaco arasında yapılan süresiz bir anlaşma ile “Grimaldi Ailesi’nin varisi olmazsa, ülkenin yönetimi tamamen Fransa’nın kontrolü altına geçecek ancak ülkenin bağımsız halk statüsü devam edecektir. Erkek varisi olduğu sürece Monaco’nun bağımsızlığı sürecektir.” Böylece bu anlaşmayla Monaco tekrar bağımsızlığını geri kazanır.

Grimaldi Ailesi’nden Monako Prensi 1. Albert,  Prens Rainer’in babasıdır.  1.Albert bir doğa ve deniz tutkunudur. Dünyanın pek çok yerinden getirdiği ağaçlarla ve çeşitli Akdeniz bitkileriyle Monaco’yu büyük bir botanik parka dönüştürür.  Akdeniz Müzesi’ni açar ve müzenin başına da Kaptan Kusto'yu ' Jacques Cousteau ' Müdür olarak atar. Ülkenin en refah dönemi onun zamanında yaşanacaktır.

Birkaç güzel yılın ardından bu defa 2. Dünya Savaşı yaşanır. Bu savaşta Fransa büyük bir yara alır. Almanya bombardıman altında bırakır ve  yerler bir eder Fransa'yı. Monaco bu savaşa katılmasa da sınırındaki Fransa ‘nın yaşadığı ekonomik yıkımdan fazlasıyla etkilenir. Fransa’nın başında ise General Dögol gibi önemli bir komutan ve devlet adamı vardır.  Fransa’yı yeniden eski refahına döndürmek için çok büyük uğraş verecektir.  

Ve bu süreçlerde tarih sahnesine, Prens Reiner ile Amerika’nın en ünlü aktiristi Grace Kelly çıkar. Güzeller güzeli Grace Kalley ve Prens Reiner’in dillere destan aşkları magazin dünyasında genişçe bir yankı uyandırır. Büyük aşklarıyla anılan çiftin gerçek hikâyesinin aslında bir aşk evliliği değil de politik bir arka planı olduğunu öğreniyoruz. Burada detayları anlatmayacağım tabi ki!. Ama nihayetinde hepimizin bildiği gibi 'büyük aşk! şaşaalı bir evlilikle sonuçlanır ve Grace Kelly Monaco'nun Prensesi olur. Zamanla Grace Kelly Monako halkını, Monako halkı da Grace Kelly’i çok sever. Çünkü güzel prenses, barışçıl ve aktirist yönüyle Fransa ve Monaco arasındaki gerginliği ortadan kaldırır. İlerleyen yıllarda ise Rainer ve Grace Kelly arasında ki aşk! gerçek bir sevgiye dönüşür. Rainer Ailesi uzun yıllar Cenevizliler tarafından bir kale olarak inşa edilen ve günümüzde bir saray olarak kullanılan yapıda yaşarlar. Üç çocukları olur. Ama Grace Kelly ne yazık ki, elim bir trafik kazasında (52 yaşında) ölür. Monaco halkı ise  her yerde -siyah beyaz panolarda- Grace Kelly'nin hatırasını saygıyla yaşatır.

***


MENTON

Yolculuğumuz, Cote’d Azur Bölgesi’nin en güzel koyları ve yamaçları arasından, kıvrıla dolana nefis manzaralar eşliğinde ilerlerken, Monaco'ya gelmeden önce Menton şehrinin kıyısından geçiyoruz. Menton ile Monaco Ville arası yaklaşık 11 km. Bu şirin kent narenciye bahçeleriyle ve her yıl düzenlenen Limon festivaliyle ünlü. Menton'un bizim tarihimizle bağlantısı ise  Osmanlı hanedanının bazı üyelerine bir süreliğine de olsa ev sahipliği yapmış olmasıdır. Osmanlı Sultanı Vahdettin sürgün yıllarını ve son günlerini San Remo'da geçirir. Damat Ferit Paşa ile evli olan Mediha Sultan'da ailesi ile birlikte bir süre Menton'da yaşar ve bu şehirde hayatını kaybeder. Böylece Menton şehriyle ilgili bu bilgiyi de burada paylaşmış olayım. İtalya sınırına oldukça yakın mesafede olan bu şirin Akdeniz şehri Menton' u da bu bölgeye gerçekleştireceğiniz gezinizde mutlaka görmelisiniz. Görsel buradan.

***
Veee Monaco gül cemalini gösteriyor bize! Otobüsün içinde seyir halindeyken kuşbakışı baktığımız Monaco, kadrajımıza böyle giriyor. Açıkcası ilk izlenimimiz biraz hayal kırıklığı oluyor. Çünkü gördüğünüz gibi yer gök beton yığını!.

Monaco 

MONACO PRENSLİĞİ

Monaco, gösterişli kumarhaneleri, formula yarışları ve Prens Reiner’in, dünyanın en güzel kadınlarından bir olan Grace Kelly ile yaptığı şaşaalı evliliği ile tanınır. Bir de bu üçlüye 'güzel arabalar ülkesi' tanımını da eklemek gerekir.


Nice'in hemen kuzeydoğusunda, Fransız Rivierası boyunca uzanan Deniz Alpleri'nin eteklerinde yer alan Monako, 35 bin kişilik nüfusu ile Vatikan'dan sonra dünyanın ikinci küçük bağımsız devleti. Küçücük bir ülke Monaco ama refah seviyesi oldukça yüksek, dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Kara sınırları Fransa ile çevrili olan ülke, Monte Carlo semtindeki gösterişli kumarhaneleri ile ünlü. Ayrıca 1870'den bu yana vatandaşlarından hiçbir vergi almıyor. Bu yüzden Monaco, Avrupa’nın vergi cenneti olarak da anılıyor.

Monaco adına dair çeşitli rivayetler var. Bir rivayete göre Monaco adı M.Ö. 6. yüzyılda Monaco kayalığında yaşayan Monoikos kabilesinden geliyor. Diğer rivayete göre de bu ismin kökeni mitolojide yer alan Antik Yunan efsanelerine kadar gidiyor. Heracles Monoikos (Yalnız Herkül) ifadesinden geldiği iddia ediliyor. Nitekim ülkenin en önemli limanının bugünkü adı da Port Hercule (Herkül Limanı).



La Condamine
haritada bkz

Ülkenin resmi dili Fransızca. Monaco: Ville, La Condamine, Monte Carlo ve Fontvielle olmak üzere 4 yerleşim birimine sahip. Monaco Ville ülkenin başkenti ve Akdeniz sahili boyunca uzanıyor.  Bölgenin tarihi kesimi ‘Kaya’ olarak da adlandırılan yere kurulmuş olan; La Condamine ülkenin en eski ticari bölgesi. Monte Carlo ise; lüks Cazino kompleksi, opera binası, gece kulübü, otelleri, dükkanları, Fransız ve İtalyan restoranlarıyla tanınıyor. Fontvieille ise ülkenin ekonomi ve sanayi bölgesi. Adını da burada bulunan çeşmeden almış.

Fontvieille semti ile Monaco Ville'in bulunduğu yarımadanın arasında küçük, Monte Carlo ile Monaco Ville'in arasında ise büyük bir yat limanı bulunuyor.


Herkül Port - Marina Yat Limanı

Gezimiz, Monaco Ville'de; 'Port Hercule' Herkül Marina'dan başlıyor. (Roma mit.de Herkül / Yunan mit.de Herakles: - gücü ve yalnızlığı temsil eder.) Buluşma noktamız 'Monaco Park' lokasyonu. Burası aynı zamanda Grand Prix yarışlarının yapıldığı yol güzergahı üzerinde ve yerin altında. Hem turizm hem de sanayi şehri olan Monaco yer darlığından yerin üstü kadar belki de daha fazlasıyla yerin altına kurulmuş. 

Bu arada kırmızı ve beyaz renklerden oluşan bayrak ülkenin hanedanlığını simgeliyor. Ülkenin milli simgesi ibikli karakara kuşu, milli bitkisi ise karanfil olarak biliniyor. 

Monaco'nun en büyük gelir kaynaklarından biri formula yarışları. Bu gezimiz öyle ilginç bir döneme denk geliyor ki, yakın bir tarihte Formula yarışları yapılacak. Bu yüzden şehrin içinde tribünler ve formula yarışlarının geçeceği yollar hazırlanmış, yolların başlarına devasa billboardlar kurulmuş.


***


Kısa bir süre sonra bu yollarda formula yarışları olacak!


Formula yarışlarıyla çok fazla ilgim olmasa da, yine de denk geldiğimde ekranlardan izlerim. Ama Grace Kelly'nin sıradışı hayatı -önce annemin sonra da benim gençlik yıllarımdan itibaren- her zaman ilgimi çekmişti. Hatta bir zamanlar evimizde, annemin biriktirdiği Ses Dergileri vardı. İşte o dergilerde, biraz da nostalji yolculuğuna çıkar, yıldızların poz poz fotoğraflarını inceler, ünlülerin sıradışı hayatlarını merakla okur, takip ederdim ben de. Özellikle Grace Kelly'nin Prens Rainer'le olan sansasyonel hayatı, adeta bir foto-romandı. Henüz o zamanlar böylesine sosyal ağlar tarafından kuşatılmadığımız yıllardı. Birkaç magazin dergisi ve iki üç  tv kanalı, hayatımızı renklendirmeye yeterdi. Şimdi biz de, ünlülerin yaşadığı, zenginlerin Casinolarda paraları havaya savurdukları ve araba yarışlarının yapıldığı o yerlerdeyiz! :))


Hotel Sun Casinosu'nun girişinde Grace Kelly'nin
 siyah-beyaz fotoğrafları. 

MONTE CARLO

Monaco'da gezeceğimiz ilk bölge, Monte Carlo oluyor.  Yani meşhur 'Casinoların' olduğu semt!
Grace Kelly Bulvarında, Hotel Sun'ın hemen yanından, merdivenlerle yukarılara çıkıp Monte Carlo'ya ulaşıyoruz. Monaco nüfusunun yüzde 80'i (25 bini)  Monte Carlo'da yaşıyormuş. 

Monako Prensi III. Charles'ın (Carlo) 1856'da bir anonim şirkete verdiği izinle 1861'de açılan kumarhanenin çevresinde gelişen yerleşmeye, beş yıl sonra Monte Carlo adı verilir. Monte Carlo 'Charles'in Dağı' anlamına da geliyor. Monako Prensliğine gelir kaynağı sağlamak amacıyla oluşturulan Monte Carlo, daha sonra dünya zenginleri için lüks ve görkemli bir kumar merkezine dönüştürülür. 


***


***


"Monte Carlo'nun Büyücüsü" olarak adlandırılan François Blanc 
(12 Aralık 1806 - 27 Temmuz 1877), 
Monaco'daki Monte Carlo Kumarhanesi de dahil olmak üzere 
Fransız girişimci ve kumarhane işletmecisi.

İlginç sakalı ve müstehzi bakışlarıyla François Baba,
 bize 'hoşgeldiniz' diyor!. :)


Veee işte meşhur Casino Monte Carlo 
Aynı kompleks içinde  Opera Binası'da yer alıyor.


Kıyafetimiz Casino ortamına uygun olmasa da, 
zarif mimarisiyle nam salan, gösterişli Monte Carlo Casinosu'nun salonunu 
görmek istiyoruz yine de! Ve şansımızı deniyoruz! 
Sonuç: tabi ki evet  oluyor :)  body guard'ların kontrolünden geçerek, 
Casino'nun kırk yıllık müdavimiymişçesine!! ;))
içeriye girip, bir göz atıp çıkıyoruz.  

Casino'nun giriş salonu bir hayli gösterişli

Casino'nun içinde -göremesek de- bir Opera Binası (Grand Théâtre de Monte Carlo1878) bulunuyormuş. Oyun masalarının yer aldığı asıl kumarhane bölümünde ise kesinlikle fotoğraf çekmek yasakmış. Ama giriş salonunun birkaç kare de olsa fotoğrafını çekiyoruz, buna müsade ediyorlar.  

Monte Carlo Casino'su, Monako hükümeti ve Egemen Kraliyet Ailesinin çoğunluğunun sahip olduğu halka açık bir şirket olan "Société des Bains de Mer" aitmiş. Şirketin ayrıca, Monaco'da otelleri, spor kulüpleri, lüks restoran ve gece kulüpleri de mevcutmuş.

Casino Monte Carlo 

Monte Carlo'da kumarhane açma fikri, ilk önce şehrin gelir kaynağını arttırmak isteyen Monoca Prensi 3. Charles tarafından olur.  İlk kumarhane 1856'da La Condamine'de 'Villa Bellevu'da mütevazi bir konakta açılır. Daha sonra kumarhane birkaç değişik yere taşınır ve el değişitirir. Nihai olarak kumarhanenin işletmesini François Blanc devralır. Jules Dutrou tarafından yapılan Kumarhanenin tasarımı (Paris Opera Binasının da mimarı olan) Charles Garnier tarafından gerçekleşir.  Ve kumarhane 1875'te bugünkü yerinde açılır. 

Yanına Otel de Paris ve Cafe de Paris gibi aynı zarif çizgilerde birkaç yapı daha eklenir. Son dört-beş yıl öncesine kadar buradaki yapılar sayıca çok daha az iken, bugün çevresine bir hayli yapı eklenmiş. 


Cafe de Paris
Monte Carlo Casino'nun hemen yanında  Monte Carlo Bulvarı'nın 
en hareketli ve popüler meydanında yer alan Cafe de Paris. 

Son model Ferrariler, klasik Chevroletler, Mustanglar..
Şıklık yarışında olan bayanlar, baylar!. Ünlü şahsiyetler ve 
dünyanın dört bir yanından gelen zenginler ile turistlerden oluşan
 ilginç insan manzaralarıyla,burası bambaşka bir dünya! 

Cafe de Paris'te kahve ve kek türü fiyatlar makul düzeyde. 
Biz yeterli zamanımız olmadığı için Cafe de Paris'e oturamadık ama 
bu enteresan havayı solumak isterseniz sizin aklınızda bulunsun.  bkz


Hôtel de Paris

Monte Carlo Casino'nun çok yakınında yer alıyor.



Formula Yarışlarının gösterimi Monte Carlo'da da 
gerçekleştirildiğinden alanın etrafında da düzenlemeler yapılmıştı. 
Meydan oldukça hareketliydi.


Yuvarlak, silindir aynalar Monte Carlo'da her yerde. 
Hoş tasarımlarıyla oldukça estetik!


***


Barok tarzı ve krem rengi mermer taşlarla yapılan Monte Carlo Casino ve Operası geniş bir komplekse sahip. Konağın marinaya bakan arka cephesi, uzun seyir terasları ve yemyeşil bahçelerle çevrili. Yapının içi ayrı, dışı ayrı güzel. Cephe süslemeleri, rölyef ve heykelleriyle oldukça gösterişli. Özellikle yan cephenin önündeki heykel öylesine gerçekçi ki!.

19. Yüzyılın ilk Fransız - Opera - Bestecilerinden
Jules Massenet Ses Admirateures
1842 - 1912

Thermes Marina - Monte Carlo Yat Limanı

İleride ise bir seyir terası yer alıyor. Ve seyir Terasından manzaramız da budur.  

Arkamda gördüğünüz yeşillikler arasına gizlenen ve kalenin üzerine konumlanan yarımada'da ise Grace Kelly ile Prens Reiner'in Kilise evliliğinin (seramonisinin) yapıldığı; Monaco Katedrali - Monaco Prensleri ve  Ailelerinin yaşadığı;  MonocaVilla - Prenslik Sarayı (Prince's Palace) - Oşinografi (Deniz Bilimi) Müzesi (Oceanographic Museum) ve Egzotik Bahçeler bulunuyor. 

Monaco'da görülmesi gereken, üste belirttiğim yerler dışında birkaç önemli müze ve galeriler de var. Biz yeterli zamanımız olmadığı için bu mekanları göremiyoruz, yoğun programımızda her yeri görebilmemiz mümkün değil elbette. Ama siz daha geniş vakitler ayırabilirseniz eğer, (bir tam gün dahi yeterli olacaktır)  Monaco'ya geldiğinizde bu yapıları bizim için de gezersiniz.  


Monaco Ville
Monaco'nun büyük Egzotik Bahçelerini ve Japon Parkını göremesek de, lokasyonumuzda bulunan ve tropik bitkilerden oluşan Küçük Afrika Bahçesini geziyoruz keyifle. 
Park, 19. yüzyılın sonlarında Fransız botanikçi ve Peysaj Mimarı Edouard Andre tarafından düzenlenmiş. 

Jardin de la Petite Afrique
Monte Carlo


***


Egzotik bitkiler, dev kaktürler ve palmiyeler, ördekler, göletler, kuş sesleri ve mis kokulu çiçekler  arasında kısa bir zaman diliminde de olsa yürümek güzeldi.
Ve bize ayrılan serbest saatler tamamlanıyor. Buluşma noktasında grubumuzla biraraya gelerek, Nice bölgesindeki otelimize gitmek üzere yola koyuluyoruz yeniden. 
Nice'e giderken, Monaco'nun güneyinde ve Nice Burnu'nda harika bir koy çıkıyor karşımıza. Burası Villefranche Körfezi'ndeki doğal liman Villefranche-sur-Mer. Nice, Côte d'Azur Kentsel topluluğunun bir parçası ve Nice metropol bölgesinin bir banliyösü olarak kabul edilen Villefranche-sur-Mer. 1543 Nice Kuşatması sırasında, Osmanlı Donanması bu koya çıkarma harekâtında bulunur. Tepeden kuşbakışı baktığımız Villefranche-sur-Mer'den birkaç panoramik görüntü alarak, günün son karelerini çekiyoruz. 
 Esin Bozdemir

12 yorum:

  1. Bol fotoğraflı, bol bilgili, yine dolu dolu bir gezi yazısı, en sevdiklerimden :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Handan,
      Çok teşekkür ederim Handan.
      Sevenlerin, sevdiklerin hep çok olsun :)

      Sil
  2. Yazıyı aslında sabahın erken bir saatinde okudum, o an kelimeler geçse de aklımdan yorumu sonraya bıraktım:) İzler ve Yansımalar'a biraz ara verildiğinde biliyorum ki güzel bir şey daha geliyor:) Benimkisi, eskiden ve biz küçük çocuklarken ve de evlerimize birden fazla gazete girerken, -ama gazeteler!- hazır okul baskısı da yokken pazar günü eklerlerini, oralardaki gezi ve yaşama dair güzel hayaller kurduran, güzel gazeteci ellerinden çıkmış yazıları beklemek gibi... Ama bir güzellik daha var burada... altı çizilesi-renkli- fotoğraflar:) Ellerine, güzeli gören yüreğine ve gözlerine sağlık:)) Bir küçük not ve teşekkür de şunun için: Bazı gezi yazılarımda; hazırı, daha iyi, daha detaylı ve daha güzeli varken diyerek, "St. John ile ilgili tarihi bilgiler içeren fotoğraflarla desteklenmiş güzel yazı içinse buradan lütfen, ki o yazı sizi Efes'e de götürecek. " gibi cümleleri yazımın altına, güvenle ve zevkle ekliyorum:) Bazı blog yazarları iyi ki var... da demeliyim sanki:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @buraneros,
      Sevgili 'buraneros' ziyaretine ve zarif sözlerine, ince düşüncene çok, çok teşekkür ederim. Aynı hissiyatları ben de 'La Paragas' ı okurken yaşarım. En az 10 yıldır blog dünyasında birlikteyiz. Kendi çizgimizde varlığımızı sürdürürken, nadide dost kalemlerin emeğe gösterdiği saygıyı, içtenliği ve birbirine verdiği desteği çok değerli buluyorum. Ben de kesinlikle 'bilmukabele' diyorum:)) Esenlikle...

      Sil
  3. Gözüm gönlüm açıldı :) Bambaşka bir diyara gittim geldim. Devamını merakla bekliyorum Esincim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Klio'nun Şarkısı,
      Ben de zaten, gözlerimiz şenlensin diye çekmiştim bu fotoğrafları:)
      İnsan kuş misali!. diyar diyar gezip, sonra yuvaya dönmek ve üzerinden biraz zaman geçince, gezdiğin, gördüğün yerlerin, bir film şeridi gibi, gözünün önünden kayıp geçmesi yokmu! Hepsi bizi besleyen şeyler. El ayak tutarken, gezebildiğimiz kadar gezelim. Umuyorum fazla arayı açmadan bu seriyi tamamlarım. Az buz da değil çünkü, çok yer gördük. Ama geç, ama erken, mutlaka yazarım tabi ki :)) Sevgilerimle Sezer'cim.

      Sil
  4. Daha bir kaç gün önce Grace Kelly'nin hayatını anlatan bir film izledim. Şimdi üzerine bu yazını okuyunca sahneler tekrar yerine oturdu.
    sahi ne güzel anlatıyorsun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @tülin,
      Sevgili Tülin, benim de aklımdaydı, 'tatilden gelince bir Grace Kelly filmi izlerim' diyordum. Hatırlattınız iyi oldu. Güzel yerlerdi ama bizim şikayetçi olduğumuz o aşırı betonlaşmayı orada da görünce çok şaşırdığımızı söylemeliyim. Kale bölgesi ve Monte Carlo Casino'nun yer aldığı semtler nispeten daha bir sakindi. Ama 20 - 30 yıl önce çok mutlaka daha güzelmiştir. Hatta rehberimiz 5 yıl öncesinde dahi bugünkü kadar yapılaşma olmadıgını belirtti. Bu yüzden nostalji hep daha güzel. Ziyaretinize, ilginize çok teşekkür ederim. Konuşur gibi -sohbet edercesine- yazmayı seviyorum. :)) Sevgilerimle...

      Sil
  5. Monaco'nun büyüsünden midir nedir, fotoğraflar bu kez başka güzeldi. Benim de gözüm gönlüm şenlendi:)
    Monaco küçücüktür ama en başta prensesleri ile hepimizin gönüllerinde yer etmiştir. ''Elegant'' bir ülke olduğu kesin. Kumarhaneleri falan kulağıma çalınıyordu ama ne yalan söyleyeyim, fazla detay bilmiyordum. Eh, burada yazılanlardan daha güzelini nerede bulabilirim ki? :) Harika bir tur seçmişsiniz. Mevsim tercihiniz de öyle. Ellerine, emeğine sağlık Esinciğim. Sevgilerle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Zeugma,
      'Elegant Avrupa' olarak geçen turumuz gerçekten çok güzeldi Zeugmacığım. Bir hayli yoğun bir programdı, elbette biraz da yorucuydu ama eskilerin tabiriyle; "gezmenin adı biraz da yorgunluktur" yorulmaları göze almadan olmaz değil mi? tabii ki, bunlar tatlı yorgunluklar. Birkaç gün dinlenince yorgunluklar geçiyor, geriye ise hoş anılar kalıyor :) Dünyada ne çok yer var gidilip görülecek. Hepsine ömür yetmez!. Ama hayal etmek sınırsız ve bedava;)sonra o hayallerin bazılarını gerçekleştirmek de güzel bir duygu. Geziler için en ideal mevsim bahar ayları. Güzel düşüncelerine asıl ben teşekkür ederim. Bu arada senin ve sevdiklerinin geçmiş bayramınız kutlu olsun. Nicelerine; sağlıkla, huzurla, esenlikle. Sevgilerimle...

      Sil
  6. Doğrusunu istersen Monaco hiç aklımda olmayan bir yer ve hatta bu zengin yaşam görüntüleri itici bile geliyor bana. Senin güzel fotoğrafların ve anlatımınla bir solukta okudum, emeğine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Mutlu Eller,
      Burası da başka bir alem!. Rotasyonumuzun üstündeydi transit geçmedik ;) Monaco'yu biz de görmedik demeyeceğiz işte :)) Yeryüzünde her çeşit yaşam modeli var. "Elegant Avrupa" olarak geçen turun, tüm destinasyonları ve konsepti çok renkliydi ama. Özellikle Alplerde, doğa manzaraları harikaydı! Bu geziyi tercih etmemizin en büyük nedeni de büyük şehirler yerine doğanın içindeki küçük tarihi kentlerin daha çok olmasıydı. İsviçre'de Montrö ve Luzen çok güzeldi. Fransa ve Almanya'nın gizli cenneti olarak nitelendirilen Alsace Bölgesindeki kentleri; Colmar, Strasburg ve Freiburg öyle. Genel olarak bu turdan memnun kaldığımızı söylemeliyim. Değerli düşüncelerine çok teşekkür ederim Semi. Ömrümüz ve sağlığımız yettiyince gezelim. Gezmekten kim usanır ki :) Sevgilerimle...

      Sil

Related Posts with Thumbnails