2 Mart 2022 Çarşamba

Sanatın, Aşkın ve İmparatorların Şehri Sagalassos


Son yıllarda adından sıkça söz edilen 'Sagalassos' uzun zamandır aklımızda olan bir antik kentti. Özellikle 2019 sonlarında YKSY Merkezinde ziyarete açılan “Bir Zamanlar Toroslar’da: Sagalassos” sergisini gezmiş ve oldukça etkilenmiştik. Sergide, Burdur yöresinde çıkarılan kalıntılarda neler yoktu ki!. Roma imparatorları Marcus Aurelius ve Hadrian’ın anıtsal boyuttaki heykellerinden; tanrı, tanrıça ve kahraman heykellerine, Büyük İskender heykelciğinden, Antik Sagalassos sakinlerinin gündelik ve sosyal yaşamlarını, inanç ritüellerini yansıtan araç, gereçlere kadar! Sagalassos ve Pisidia Bölgesi’nin farklı dönemlerine tarihlenen ve geçmişe ışık tutan bu eserler bize, antik kentin ne denli görkemli olduğuna birer işaretti. Bu sergiyle Sagalassos'u yerinde görme isteğimiz daha da perçinlenmişti. Ancak sergiden kısa bir süre sonra pandemi girmişti hayatımıza. Her yer kapanmış, izole hayatlar içine çekilmiştik hepimiz. Daha sonra aşılar pandeminin olası risklerini bir nebze de olsa hafifletince, biz de ertelediğimiz gezi planını bu yıl uygulamaya geçirerek 2021 sonbaharında Göller Yöresi'ne gitmeye karar verdik. Zira Göller Yöresi'nde görmek isteyeceğimiz pek çok yer vardı. 

10 günlük gezi planımızda önceliğimiz Sagalassos Antik Kenti idi. Haritalar açıldı, Burdur'u merkez alarak, gezilip görülecek yerler işaretlendi. Antik Kente oldukça yakın, Ağlasun yolunda doğayla bütünleşmiş harika bir tesiste 5 gün kalmaya karar verdik. Böylece rahatlıkla civar yerlere de gidebilecektik. Sagalassos dışında, Kremna ve Kibyra Antik kentlerini, Burdur'da Burdur Müzesi'ni, İnsuyu Mağarası'nı, yine aynı lokasyonda yer alan Salda Gölü'nü 'gezilecekler listemiz'e dahil ettik. 10 Günlük gezi programımızın kalan 5 gününü Afyon Karahisar'ı merkez alarak Frig Vadisi ve çevresine ayırdık. Bunların dışında yolculuğun sürprizleri her zaman vardır. Bunu da yaşarken görecektik. 

Bu kısa girizgâhtan sonra 'artık yollar bizimdir diyor ve gezimizi anlatmaya başlıyorum. 

Planlarımızı yapıp, yolculuk hazırlıklarımızı da tamamladıktan sonra, sabahın erken saatlerinde İstanbul'dan yola koyuluyoruz. Şehrin yoğun trafiğinden ve kaosundan bir an önce kurtulup, İstanbul sınırlarını aştıktan sonra daha bir tatil moduna bürünüyoruz. Artık acelimiz yok!. Yol seyrimiz, sonbaharın renk cümbüşleri içinde harika manzaralarla bezeli. 

Özlediğimiz vadilere, kırlara, bayırlara, tepemizin üzerindeki pufidik bulutlara ve sonsuz ufuklara bakına bakına, küçük kasabalardan, köylerden geçiyoruz.  Bir - iki yerde  mola verdikten sonra yaklaşık 7 saatlik yolculuğumuzun akabinde Ağlasun'a ulaşıyoruz. 

Ağlasun'un en büyük zenginliği dağ yamaçlarından çıkan sayısız su kaynağı olmuş. Bu yüzden toprak bereketli. Yol boyunca meyva ağaçlarıyla dolu bağların, bahçelerin önünden geçiyoruz Toroslar'ın sarp yamaçlarında yeşil bir vadiye kurulmuş olan Ağlasun antik Sagalassos'un bir uzantısı gibi.

Ağlasun'da* küçük bir tur attıktan sonra, kasabayı daha detaylı gezmeyi sonraya bırakıp, konaklayacağımız otele doğru yola koyuluyoruz yeniden.

Rampadan yukarılara, kıvrıla dolana çıkarken manzaramız da değişiyor. Ağlasun, vadinin eteklerinde kalırken bizse bulutlara değecek kadar yaklaşıyoruz. Ve doğanın kucağında nefis bir tesis* bizi bekliyor. Yürüyerek yaklaşık 20 dakikalık bir mesafede olan antik kenti, bulunduğumuz noktadan rahatlıkla görebiliyoruz. Eşyalarımızı odaya bırakıp, kısacık bir dinlenmenin ardından ayağımızın tozuyla Sagalassos'u, ziyaret saati sona ermeden görelim istiyoruz. Işıltısıyla gönlümüzü çelen güneş henüz batmadan ilk ziyaretimizi gerçekleştiriyoruz. Yaklaşık bir saatlik sürede çok fazla açılmadan antik kenti dolaşıyoruz. Tabi asıl gezimizi daha geniş bir zamana yayarak, bir sonraki güne bırakıyoruz. Zira en az 4 - 5 saatlik yada bir tam gün bize ancak yetecektir diye düşünüyoruz. 

Büyük bir alana yayılmış olan Sagalassos antik kentinde Yukarı ve Aşağı Agorayı, Sütunlu Caddeyi, devasa büyüklükteki hamam kompleksini, Antoninler Çeşmesi'nin olduğu geniş meydanı dolaşıp...birkaç görüntü aldıktan sonra....

Konaklayacağımız tesise geri dönüyoruz. Şehir kirliliğinden uzakta, çam ormanlarıyla kaplı Toroslar'ın oksijen deposu yamaçlarında, doğayla bütünleşmiş bir tesisi seçmekle ne kadar isabetli karar verdiğimizi anlıyoruz. Kuş seslerinin senfonisinde ve 'ayın şafağı' göğü aydınlatmış bir doğa cennetinin ortasında geçirdiğimiz gecenin ardından dinlenmiş olarak yeni güne merhaba diyoruz.  

Ve Sagalassos Antik Kenti'ne gitmek üzere yeniden yola koyuluyoruz. Hava bir gün önceki kadar açık olmasa da yine de yağışsız bir gün olduğu için seviniyoruz.

Sagalassos antik kentini gezmeden önce kısaca tarihine değinmek istiyorum. 

Sagalassos, Türkiye'nin Göller Yöresi'nde, Burdur İli'nin Ağlasun İlçesine 7 km mesafede, Akdağ'ın yamaçlarında (denizden 1500-1700 metre yüksekliğe) kurulmuş bir antik kentimiz. 

Anadolu'nun en eski halklarından Luviler döneminden kalan bu şehrin adı yazılı kaynaklarda* ilk defa MÖ. 333 yılında Büyük İskender'in kenti kuşatması ile olur. *(Arrianos'un eserinde geçiyor) 

Bölgede ilk insan yerleşimi M.Ö. 10 bin yıllarına dek uzansa da asıl yerleşim M.Ö. 4 binlerde olduğu düşünülüyor. Luvi etkisinde gelişen kent Anadolu'nun Hatti ve Hitit kültürleri kadar Ege kültüründen de beslenir.  Bölgenin bilinen en eski sakinleri olan Luviler MÖ 3 binli yıllarda Anadolu’ya gelmiş, birden fazla etnik grubu içeren Hint-Avrupa dili konuşan bir topluluktur. Luvi dili aynı zamanda Hititçe ile de akraba. Luvi kelimesi Hititçede “ışık insanları” anlamına geliyor. Pisidyalılar ise Luvi dili konuşan kabilelerden oluşmuş.  

Luvilerin bir kolu olarak Göller Bölgesinde varlığını sürdüren Sagalassos, Helenistik dönemde olduğu gibi, Roma döneminde de Pisidya'nın en önemli şehirlerinden biri olur.  

M.Ö. 333' de Büyük İskender tarafından ele geçirilen Sagalassos, Seleukos ve Attalos hakimiyetlerine girer. M.Ö. 25' de ise Galatia Kralı Amyntas'ın ardından Augustus tarafından Roma İmparatorluğu topraklarına katılır. 

Şehrin asıl gelişimi Roma döneminde olduğundan yapıların büyük bir çoğunluğu da Roma Dönemi’ne aittir. Roma İmparatoru Hadrian'ın (M.S. 2.yy.) Sagalassos'a Pisidya imparatorluk kültünün resmi merkezi seçmesi üzerine (bugünün Göller Bölgesi) büyük anıtlar inşa edilir.  Bu ünvan beraberinde çok daha büyük çapta ekonomik büyümeyi getirdiğinden bir yüzyıl sürecek imar büyümesini de başlatmış olur. 

Bu dönemde Roma İmparatorlarına adanmış kült tapınaklar inşa edilir. İskender Tepesinin eteğinde heybetli bir tapınak kurulur.  Bu tapınak önce İmparator Hadrian'a, daha sonra İmparator Antoninus Pius'a ithaf edilir. Özellikle İmparator Augustus döneminde Sagalassos'un Anadolu yol ağzına bağlanarak denizlere ulaşmasıyla uzunca bir süre barış dönemine girilmesi, şehrin zenginleşmiş nüfusu Sagalasssos'u bölgenin en görkemli şehri haline getirir. 

6. Yüzyılın ortasına kadar gelişmeye devam eden kent M.S 590 yılında yaşanan büyük depremde yerle bir olur ve buna bir de veba salgınları eklenir. Tüm bu felaketlere rağmen kentte yaşam, M.S. 13. yüzyıl ortalarında Selçukluların son Bizans Kalelerini'de ortadan kaldırmasına kadar, kentin yıkıntıları arasında birkaç küçük köy ayakta kalmaya devam eder.

Selçuklu Türkleri 16. yüzyılda bu yöreye (Ağlasun'a) yerleşir. Sagalassos’un Batılılar tarafından ilk keşfi ise 1706 yılında Fransız gezgin Paul Lucas ile başlar. 

1990 yılından beri Sagalassos Arkeolojik Araştırma Projesi tarafından, Belçikalı Prof. Dr. Marc WAELKENS başkanlığında yürütülen Sagalassos kazıları, disiplinler arası kazı ve restorasyon çalışmalarıyla uluslararası bilim camiasında önemli bir yere sahip.

Arkeolojik proje kapsamında, açığa çıkarılan yapılar; Neon Kütüphanesi, Helenistik Çeşme, Heroon ve Antoninler Çeşmesi, Aşağı ve Yukarı Agoralar, Roma Hamamı, Apollon Klarios ve Antonian Pius Tapınakları, Sütunlu Cadde, Macellum, Kent Villası ve tiyatro ayakta olan yapılardan.

Sagalassos Antik Kenti 2009 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınır. 

Toroslar'ın sarp yamaçlarında kurulmuş olan ve Küçük Asya'da belki de terk edildiği günden günümüze kadar en iyi korunagelmiş antik yerleşimlerden biri olan 'İmparatorların Gözde Şehri Sagalassos'u keşfetme sırası artık bizde. Gişeden yeni müze kartlarımızı çıkararak ilk ziyaretimizi bu görkemli antik kentle yapıyoruz.

Bir gün önceki kısa gezimizde antik kentin şemasını aklımıza çizmiştik. Antik kent alanı geniş olmakla birlikte son derece planlı; yolumuzu belirleyen yön çizgileri, tanıtıcı levhalar ve detaylı bilgi almak istersek panoların üzerinde okutacağımız barkodlarla, hem bilgilendirici hem de kolaylıkla gezilebilecek biçimde düzenlenmiş. Böylesine iyi bir şekilde ayağa kaldırılmış bir antik kent görmek bizi oldukça mutlu ediyor.  

Sagalassos Antik Kentin en belirgin yapısı, Yukarı Agorada restore edilen ve suları asırlardır çağlayarak akan, 13 metreye varan sütunlarıyla Antoninler Çeşmesi ile agorayı çevreleyen iki kemerli kapısı. Sagalassos'un adeta birer simgesi. Ayrıca Roma hamamı'nı, kütüphaneyi, kent meclisi'ni, suyu pınarından akan küçük çeşmelerini, 9 bin kişilik tiyatrosu'nu ve şehrin bin yıllık tarihini anlatan daha pek çok eseri görecek olmanın heyecanı içindeyiz. Artık bundan sonrası görsellerimizde. 

Roma Dönemi Hamam ve Gymnasium


Mermer Salon / İmparator Salonu ve Hamam
Roma Dönemi



Roma Hamamı ve Ağlasun'a tepeden kuşbakışı



Macellum
Lüks ürünler pazarı - Devlet Agorası /Yukarı Agora
M.S 2. yüzyılın son on yılında, bu alana pahalı gıdaların satıldığı bir pazar binası inşa edilmiş. (Augustus döneminde de buranın aynı işlevle kullanıldığı düşünülmekte.) Mücevherler, müzik aletleri, cem, metal, işlenmiş kemik veya geyik boynuzundan dekoratif eşya ve aletler, dükkan kazılarında ele geçirilmiş. Sagalassos'un varlıklı ailelerinin hizmetkarları bu pazardan alışveriş yapmış olmalıdır. :) 

Pazar binasında dükkanlar bir avlunun üç tarafında sütunlar ardında yer alıyormuş. Avlunun dört kenarında da pahalı mermer sütunlardan oluşan galeriler bulunuyormuş. Bir an pazar yerindeki dükkanları ve hummalı bir telaş içinde alışveriş yapan Romalıları gözümde  canlandırıyorum.


Anıtsal Kapıdan geçiyoruz. 

Devlet Agorasında Anıtsal Kemerli Kapılar ve Onursal Sütunlar ile
 Kent Yönetim Binası 

(ön ortadaki kare tabanlı alan.)
Binanın mozaik tabanı sıkıştırılmış toprak zeminle kaplanmış.
Hemen onun yanında ise Kent Meclisi Binası 'Bouleuterion' yer alıyor.


Kent Meclisi Binası 'Bouleuterion''a ait yarım sütunlardan birinin üzerinde
Athena ve savaş esirini gösteren bir kabartma yer alıyor. (Yukarı Agora)

***



Agoraya Görkemli Bir Anıt Çeşme
Antoninler Çeşmesi


Antoninler Çeşmesi
Adını MS. 2. Yüzyılda Roma İmparatorluğunu en gelişmiş seviyesine çıkarmış İmparatorların ait olduğu Antoninler Hanedanlığı'ndan almış. Bu muhteşem anıtın mimari süslemeleri incelenerek yapım tarihinin MS 160-180 yılllarına yani Marcus Aurelius ve Lucius Verus'un Roma İmparatorları olduğu döneme tarihlenmiş. 


Antoninler Çeşmesi bugün de akmakta!

Antoninler Çeşmesi - Detay 
Çeşmenin iki ucundaki alınlıklarda sarmal süslemeler kullanılmış.
Ortalarında ise medusa başlı kabartmalar.

Antoninler Anıt Çeşmesi, Roma İmparatorluğu'nun zengin süslemeli, gösterişli mimarisinin tipik bir örneği. Yapımında 7 değişik tür taş kullanılmış. 28 metre uzunluğunda ve 9 metre yüksekliğindeki yapıda su, merkez nişten akmakta. 

MS. 7. yüzyıldaki depremde neredeyse tamamen yıkılmış, toprak tabakaları altında kalmış olan anıt çeşme, kazılarla ortaya çıkarılmasının ardından yeniden onarılıp ayağa kaldırılmış. 

 
Aşk ve Güzellik Çeşmesi
Cephesinde farklı renklerdeki taşların kullanılması ve merkezinden çağlayan suyu ile Antoninler Çeşmesi inanılmaz göz kamaştırıcı! Bu su 2010 yılından beri akmakta imiş!

Antoninler Çeşmesi'nin özgün heykelleri günümüze ulaşamamış.  Yalnızca çeşmenin iki ucunda yer alan mermer heykel grupları anıtın özgün tasarımının bir parçası. Bu iki heykel grubu antik çağda heykelcilikte en ileri kentlerden birisi olan Aphrodisias'tan getirilmiş. Heykeller Şarap Tanrısı Dionysos'u ve ona destek olan satyri göstermekte imiş. 

Sagalassos'ta bulunan ve Traian dönemine tarihlenen Ares, Herkül, Hermes, Zeus, Athena ve Poseidon büstleri Antik Dönem heykeltıraşlığının önemli örneklerinden sayılıyor.  
Kazılarda ortaya çıkan 5.5 metre civarında boyu olabileceği tahmin edilen İmparator Marcus Aurelius ve İmparator Hadrian’a ait heykeller ile çıkarılan diğer eserleri Burdur Müzesi'nde göreceğiz. 

Kahramanlar Anıtı / Kuzeybatı Heroon
ve dans eden kızlar frizi

Kuzeybatı Heroon, İmparator Augustus dönemine (M.S 1. yüzyıl) tarihleniyor. 15 m yüksekliğindeki yapı Sagalassos'lu seçkin bir aileden gelen, genç bir kahramanın mezar anıtı. Bu gencin Sagalassos’a Dionysos kültünü tanıtan kişi olabileceği düşünülüyor.

***


Heroon’un podyumu üzerinde gerçek boyutlara yakın
14 genç kız frizi dikkat çekiyor. Bu frizlerde dans eden,
eğlenen kızlar görülüyor.
(Asılları Burdur Müzesi'nde )


Aşağı Kent/Sütunlu Cadde,
Sağda İskender Tepe, sol altta Tapınak

Hadrian Çeşmesi / Aşağı Kent

M.S 129-132 yılları arasında inşa edilen iki katlı Hadrian Çeşmesi, 
Apollo Klarios Tapınağı’na yakın olduğu için Apollo’ya adanmış.

Çeşmenin üzerindeki kabartmalarda musaları görüyoruz. Yani esin perilerini:)
Antik dönemde; şiirle, müzikle sanatla ilgili değişik ilham perilerine 'musalar' denirmiş.
Hatta 'müze' kelimesinin kökeni de 'musalar'dan geliyormuş. 
Hadrian Çeşme aşağı agoranın hemen yukarısında yer alıyor. 

***


Yıldız Şeklinde su mazgalları /Yukarı Kent

Severuslar Çeşmesi - Sütunlu Cadde / Aşağı Kent 



Sütunlu Cadde, M.S. 1. yüzyıla tarihleniyor

Akdağ'ın yamaçlarında Sagalassos Antik Kenti
Yukarı Kent'ten Aşağı Kente...

Yukarı Kent Yolu


***

Dor stili çeşme ve
üstte Neon Kütüphanesi


M.Ö. 1. yüzyılda yapılmış olan yaklaşık 2 bin yıllık bu çeşme
halen aktif olan bir su kaynağını kullanıyor.

Antik kentin her  köşesinde çeşmelerle karşılaşıyoruz.
Gördüğümüz 5 anıtsal çeşmenin 2 sinin hala orjinal
kaynaklarından akıyor olması ne harika.

Buradaki çeşmenin suyundan içiyoruz,
dediklerine göre bu sudan içince 10 yaş gençleşiliyormuş:) 

*

En az bin yıllık seramik üretimi ile Sagalassos
antik dönemlerdeki en uzun seramik üretimi merkezi olarak kabul edilmekte. 

***


 Mozaik kaplı 30 m²’lik  bu yapı,
kitaplığın arka duvarındaki yazıtlara göre; MS 120-121 yıllarında
 T. Flavius Severianus Neon tarafından babası ve amcasının anısına yaptırılmış. 
Neon ailesi Flaviuslar döneminde Roma vatandaşlığına yükselen
Sagalassos'un önemli ailelerindenmiş. 
Ayrıca içeride bir yaşam odası ve bir de kiler bulunuyor. 
(Bu yapı dor stili çeşmenin hemen üstünde bulunuyor. )

Kütüphane ile tiyatro arasındaki alanda ise
 'Çömlekçiler Mahallesi' bulunuyor. 


Çömlekçiler Mahallesi

Tiyatronun doğusundaki platoda " Çömlekçiler Mahallesi "
olarak adlandırılan çömlek işçilikleri bulunuyor.
Sagalassos'daki Çömlekçiler Mahallesi, antik çağlarda
Güney Anadolu'nun ihracata dayalı çanak çömlek üreten en büyük
merkezlerinden biri olmuş. 
Kalıntılar arasında kil depolama çukurları, fırınlar, kül saklama kapları yer alıyor.
Ayrıca seramik atölyesi kalıntılarına da ulaşılmış.  

Dor stili bir tapınak

M.S. 1. yüzyıla tarihlenen tapınağın
kentin baştanrısı Zeus'a adandığı sanılmakta. 

***

Tiyatroya giderken...



"Geçmiş gösterilerin sessiz bir tanığı"

Muhteşem manzarasıyla Sagalassos Tiyatrosu
Yapımına M.S 120 yılında başlandığı düşünülen, dünyanın en yüksek rakımlı ve 9000 kişilik kapasitesi olan tiyatro, her yıl Pisidya’da yapılan festivaller ve kutlamalar için inşa edilmiş.  Bulunan gladyatör ve hayvan kabartmaları nedeniyle burada gladyatör ve hayvan dövüşlerinin de yapıldığı sanılıyor.
Sagalassos tiyatrosunun çanak şeklindeki oturma yerleri kısmen yamaca inşa edilmiş, kısmen de tonozlar üzerinde taşıtılmış. Sahne binası tek katlı yapılmış, mimarisi ve bezemeleriyle bir arka plan oluştururken, aynı zamanda tiyatronun güneye bakan müthiş manzarasından da yararlanılmış.  

Sagalassos tiyatrosu harika peyzajıyla çok önemli bir kültürel mirastır insanlığa. Kesinlikle iyi bakılmalı ve özenle korunmalı. 


***

Vomitorium

Tiyatronun arkasındaki giriş /çıkış koridorları 
Antik çağlarda tiyatroya giriş çıkışlar bu koridorlardan sağlanıyormuş. 


Tiyatronun sahne binası depremlerle büyük hasar görmüş. 

'Sahne binasının ikinci katı yıkılmış ya da kent tarihinde özel yere sahip
olan İskender Tepesi'ni manzaraya dahil etmek için
muhtemelen tek katlı bırakılmıştır' görüşü de hakim. 


Kent Surları


Sagalassos'da Kaya Mezarları
Mezarlık kentin güneyinde, İskender Tepesi ile Çatal Oluk Pınarı Vadisi'nin batı ve doğusunda bulunuyor. 
Bu bölge Geç Hellenistik ve Geç İmparatorluk dönemleri arasında mezarlık alanı olarak kullanılmış. Antik kentin tepe noktasındayız. Ve, kaya mezarlarına oldukça yakınız. Edindiğimiz bilgilere göre,  bu mezarlıklarda çok sayıda ostotekler yani ölünün küllerinin konulduğu kül kapları ve kayalara oyulmuş sandık biçimli lahitler bulunmuş.


Aşağı Kent, Yukarı Kent bir de daha yukarılara, mezarlıklara da  bakalım derken... ziyaret saati neredeyse bitmek üzere, anlayacağınız bir tam günü Sagalassos'ta geçirmiş bulunmaktayız. Ama buradan hemen ayrılmak istemiyoruz. Zira güneş son huzmelerini  yayarken vadiye, bu doyumsuz manzarayı kaçırmak olmaz. 

Antik kent alanının girişindeki seyir terasında tavşan kanı çaylarımızı içip soluklanırken, bir de bulunduğumuz açıdan Ağlasun'a* bakıyoruz. Nasıl güzel bir coğrafya burası. Tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla... Her yerinden su fışkıran yemyeşil bir vadi. Dağı, taşı zenginlik, derin bir kültür mirası. Boşuna değil bu topraklarda onca medeniyetin hüküm sürmesi. Bize de artık anın tadını çıkarma zamanı.


Sagalassos Antik Kenti'nden Ağlasun'a Kuş bakışı 
Ağlasun* demişken; 

İlçe merkezini 1706'da ziyaret eden ve Sagalassos'u keşfeden Fransız gezgin Paul Lucas'da seyahatnamesinde Ağlasun'un güzelliği ve suyunun bolluğundan bahsetmiş: "Hayatımda burası kadar çok pınarı olan bir yer daha görmedim. Pınardan çıkan sular hemen dereler oluşturuyor ve her yere bereket getiriyor. " demiş.

Selçuklu Türkleri yöreye geldikleri zaman bugünkü Ağlasun'a yerleşmişler. Merkezinde bir kervansaray ile küçük bir hamam inşa etmişler. M.S. 16. yüzyılda Ağlasun'un aktif bir yerleşim olduğu ve tıpkı Roma döneminde olduğu gibi bölge pazarının Ağlasun'da kurulduğu bilinmekte imiş. **


Ağlasun'un yaşayan efsanesi asırlık çınar ağacı 

Ben ise bu kasabanın adını Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil tarafından yazılan 'Ağlasun Ayşafağı' isimli şiir kitabından  anımsıyorum. Şair, nehir tarzında yazdığı upuzun şiirinde, Anadolu'nun eşsizliğini büyük bir sevda ve incelikli bir duygu bütünlüğü içinde ne güzel yazmış. 

Ağlasun, Sagalassos'a giderken içinden geçtiğimiz, Sivaslı şairin yaşamında derin izler bırakan; şiirlerinde bambaşka duygu yükleriyle dolup taştığı ve hayat arkadaşıyla birlikte son nefesine kadar yaşadığı kasaba.
 

Kasaba meydanındaki ulu çınar ağacı, uzak yollardan gelen misafirlerine 'hoşgeldin' derken aynı zamanda şairimiz de bu hoş karşılamaya iştirak ediyor!. ve nehir şiirinden birkaç dizeyle bize sesleniyor!   
 “ Ağlasun dedikleri bir esim yel, bir içim su. / Bin yıllar öncesinden bir ulu çınar, dağlarla, sularla, yıldızlarla söyleşiyor.  / Evreni  duyan kıpır kıpır yapraklarıyla. / Bir taze çığlık gibi Asya’dan geldikleri doğrudur. / Çetin bir güneşin parıltısını katıp önlerine, / en eski insan denizleri ile kaynaşıp bir oldular, yaslandılar, / Sagalassos’ un ay ışıklı yamaçlarına.” 'Ağlasun Ayşafağı' Hasan Hüseyin Korkmazgil

 devamı buradan tıklayınız

Esin Bozdemir


Ağlasun'da Konakladığımız Tesis
Sagalassos Lodge-SPA

Yardımcı Kaynaklar: ** Sagalassos Tarihine Yolculuk, Nazmi Öner
Sagalassos, 'Bir Zamanlar Toroslarda' YKY Yayınları 

8 yorum:

  1. Ellerine saglık sizin için güzel bir gezinti aktarımlarınız ve görseller bizim qçımızdan harika oldu ellerinize emeğinize saglık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Kalemyazar,

      Çok teşekkür ederim. Sağlıkla, esenlikle kalın...

      Sil
  2. o kadar güzel bir yerleşim alanı ki hayran olmamak mümkün değil, o dönemlerde orada yaşamayı isterdim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Ahmet Ozan,
      Gerçekten öylesine güzel bir coğrafyaya kurulmuş ki antik kent, biz de gezerken aynı duyguları yaşadık.

      Sil
  3. Çok güzel bir yermiş. Emeğinize sağlık fotoğraflar ve tanıtım için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Turgay Aksoy,
      Çok teşekkür ederim.
      Dilerim en kısa zamanda siz de gider, görürsünüz.

      Sil
  4. Ah ah ne iyi yapmışsınız Esincim. Benim de hep dilimde olan bir antik kent, bir türlü ayarlayıp ziyaret edemedik. O yüzden yazını keyifle okudum. Gideceğimiz zaman tekrar dönerim yazıya:) Bu baharda halletsek keşke. Bakalım. Otelin adını da isteyebilirim:)
    Kalemine, emeğine sağlık! Nice keyifli seyahatleriniz olsun Esincim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Klio'nun Şarkısı
      'Göller Yöresi' muhteşem bir coğrafya Sezer'cim. Burdur ve çevresinde gezilecek çok yer var. Sırasıyla gezebildiğimiz yerleri yazmak istiyorum. Kesinlikle baharda da harika olur. Ya da aynı lokasyonda lavanta tarlaları da var. Bu yüzden lavantaların mor mor çiçek açtığı ve mis gibi koktuğu tarihte de gitmek şahane olur. Biz çok beğendik hatta lavantaların çiçek açtığı tarihte 'yine gideriz' dedik. :)

      Ziyaretine çok teşekkür ediyorum. Ben de sana sevgilerimi gönderiyor, sağlıkla, esenlikle, gönlünce güzel günler diliyorum. 💝

      Konakladığımız tesis muhteşemdi. Sen sorunca fark ettim ben de tesisin adını vermeyi atlamışım. Linki yazının sonuna ekledim.

      Sil