Uzun zamandır bir şeyler yazamıyorum! Daha doğrusu yazmak içimden gelmiyordu. Söyleyecek bir sözüm olmadığından değildi elbet!. Yazıp yazıp sildiğim; "artık bu yazdıklarımın ne anlamı olabilir ki!" dediğim zamanlarım çok oldu.
Son 3-4 yıldır yaşadıklarımız, herkesi etkilediği gibi beni de çok etkiledi. Koronaydı; koronadan hayatını kaybedenlerin bilançosuydu!.. ekonomik krizdi, işsizlikti... derken bir de tarihimizin Adıyaman merkezli en ağır deprem faciasını yaşadık. Evsiz, barksız, canlarını kaybetmiş insanımızın tarifsiz acısı ve içine düştüğü durum hepimizi öyle bir sarstı ki! biz de kendi iç dünyalarımızda başka bir deprem yaşadık adeta! Ekranlarda çaresizce izlerken, o acı dolu sahneler gözlerimizin önünden hiç gitmeyecek! ya bire bir içinde yaşayanlar! İçimiz yandı, göz yaşlarımız sel oldu!. Bu yüzyılda, bu teknoloji çağında, bu yaşanılanlar! Duygularımız alt-üst oldu. İsyan, öfke, utanç, acı ve keder... Söz bitti! tüm bunlar ruh ve beden sağlığımızı etkileyecek şeylerdi. Evet, zor bir coğrafyadayız. Ancak bunda coğrafyanın bir suçu yok tabi ki! Ama 'insan' denen beşerinin ve yönetimlerin erozyona uğradığı muhakkak! Yine de halk dayanışması kayda değerdi. O dayanışma ruhu devam etmeli. Çünkü hayatın normal seyrine dönebilmesi bir hayli zaman alacak bu çok belli. Üstelik mağduriyet sadece deprem bölgesinde değil artık, enflasyon öyle bir seviyeye geldi ki! Bir de şimdi ülke gündeminde, sonucu hepimizi etkileyecek olan yeni bir seçim dönemine daha girdik. Toplum, bu kaos ortamından bir çıkış yolu, bir umut ışığı arayışı içinde!




