Girdaba kapılmadan, sele tutulmadan aklı ve ruhu kendi
rotasına çekmek gerek yeniden. Ama bunu yaparken de ‘bana ne!’ demeden,
yaşanılanları sorgulayarak, dersler çıkararak yolumuzu, izimizi belirlememiz
gerek. Ne mutlu, yürüdüğü yolları çiçek bahçelerine çevirebilenlere. Sevgiyi,
bilgiyi, hoşgörüyü, insanlığı çoğaltıp, farkındalık yaratarak, düşünmemizi
sağlayanlara… bu ışıkla ardından gelenlere yol açanlara, ne mutlu!.
Ekrem Ataer'in Besteleriyle Ömer Hayyam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ekrem Ataer'in Besteleriyle Ömer Hayyam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Şubat 2015 Cumartesi
25 Şubat 2014 Salı
Dünya denen rüzgârlı yerde...
Sizlere bir şey anlatmak istiyorum. Kızarmış iki tavuk gördüm, havada gidiyor, kuş gibi uçuyorlardı; karınlarını cennete, sırtlarını cehenneme çevirmişlerdi. Bir örsle bir değirmen taşı gördüm, Ren Irmağı’nın üzerinde nazlı nazlı yüzüyorlardı. Paskalya’da bir kurbağa buz üzerinde oturmuş bir saban demirini yiyordu. Üç adam gördüm, bir tavşanı yakalamaya uğraşıyorlardı; koltuk değneklerine yaslanıyor, ayaklıklar üzerinde yürüyorlardı, biri sağırdı, öbürsü kör, üçüncüsü dilsiz; dördüncüsüne gelince, ayaklarını oynatamıyordu. Bilmek ister misiniz nasıl yapıyorlardı bunu? İleriden dolu dizgin geçen tavşanı ilkin kör gördü, dilsiz kötürüme seslendi, kötürüm de tavşanı yakasından kavradı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


